Kalem...

Kalem...

21.05.1976 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Genelkurmay Başkanı Sancar ve Sayın Cumhurbaşkanı Korutürk, arka arkaya yaptıkları açıklama ve konuşmalarıyla basını, şimdiye kadar görülmemiş biçimde eleştirdiler. Sancar, basında çıkan yazıların “sakıncalı sonuçlar” doğuracağını belirtti. Sayın Korutürk ise şöyle konuştu:

Kafaları belirli inançlarla şartlanmış, şu veya bu nedenle kalemleri kayıtsız şartsız bir yöne bağlanmış ve bu yapı ve düşünce ile ölümü göze almış kimselerin, kanunlarımız ve adaletimiz peşlerindedir...

Sancar’ın açıklaması gerçekten bazı “sakıncalı sonuçlar” doğurabilir. Çünkü, Hava Kuvvetleri eski komutanı emekli Orgeneral Emin Alpkaya ile ilgili dava henüz bitmemiştir. Hava Orgeneral İrfan Özaydınlı’nın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açtığı dava bugünden başlayacaktır. Bunlardan başka, Silahlı Kuvvetler'de, orgeneral sayısını artıran yasa önerisi, 30 Ağustos 1976 tarihinden önce, Parlamento'da görüşülecektir.

Genelkurmay Başkanı Sancar’ın kuvvet komutanlarının onayını aldıktan sonra yaptığı açıklama, Alpkaya, Özaydınlı davalarıyla, orgeneral sayısını artıran yasayı etkileyici niteliktedir.

Silahlı Kuvvetlerimizin üst rütbelerinde ortaya çıkan bunalımın tek sorumlusu Başbakan Süleyman Demirel’dir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, bir orgeneral, dört yıldızı ve kişiliği ile hak kazandığı kuvvet komutanlığına getirilmemiştir. Bunun yorum ve eleştirileri, kamuoyuna yansıyacak ve basın bu acı ve üzücü olayı, gereği gibi değerlendirecektir.

Bunda yadırganacak ne var?..

Eğer, bu gibi yorumlar yapılırken, suç işleniyorsa mahkemeler açıktır. Savcılar, suç konusu yayınlar hakkında, dava açma yetkilerine sahiptirler...

Genelkurmay Mahkemesince, emekli Orgeneral Emin Alpkaya hakkında verilen beraat kararında, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanına yönelik ağır suçlamalar yer almıştır. Mahkeme kararına göre, Genelkurmay Savcılığı'nın, gerek Milli Savunma Bakanı Melen, gerekse, Genelkurmay Başkanı Sancar hakkında kovuşturma açması gerekmektedir.

Sancar’ın açıklaması bu açıdan da, bazı “sakıncalı sonuçlar” yaratmaktadır. Genelkurmay Savcılığı, mahkeme kararı gereğince bir soruşturma açmazsa, bunun sorumluluğu, hemen Genelkurmay başkanına yükletilecektir.

Sanıyoruz ki, burada “nedenler” ve “sonuçlar” birbirine karıştırılmaktadır.

Bu olayların nedeni, cephe ortaklığının, Silahlı Kuvvetler üzerindeki tutumunda yatmaktadır. Sakıncalı, tehlikeli ve yasadışı olan tutum budur. Basın, sonuçlar üzerinde durmuş, bu tutumun yaratacağı siyasal sonuçları açık seçik ortaya koymuştur.

Genelkurmay Başkanı Sancar’ın açıklamasıyla, Sayın Korutürk’ün konuşmasını art arda koyarsanız, basında çıkan açıklama ve yorumlardan hoşnut olunmadığı ortaya çıkmaktadır.

Sayın Korutürk,

"... şu veya bu nedenle kalemleri kayıtsız şartsız bir yöne bağlanmış kimseler..." derken, acaba, kimleri suçlamaktadır?

Can güvenliklerini ortaya koyarak yolsuzlukları açıklayan, katil çetelerinin suç kanıtlarını, kışkırtıcı ajanların kimlik kartlarını kamuoyuna sergileyenler mi, yoksa, Atatürk’ün ölüsünü bile yargılamak için yazılar yazıp cumhuriyet bakanlarının elinden ödül alanları mı? Kurtuluş Savaşımızı, 27 Mayıs Devrimi'ni, anayasayı savunanları mı, yoksa, her gün Kurtuluş Savaşımıza, Atatürk’e, anayasamıza küfreden, yüksek mahkeme kararlarına saldıranlar mı?

Korutürk kimleri suçladı acaba?..

Her türlü baskıya ve korkuya karşı dimdik duranları mı, yoksa, her devirde, güçlüden yana olmayı hüner sayan, dün sövdüklerinin bugün övgülerini yapanları mı? Yeraltı ve yer üstü servetlerimizi savunanları mı, yoksa, petrollerimizi ve madenlerimizi, yabancılara satanların kalemlerini mi?

Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz.

Kalemler vardır; sömürünün, vurgunun zırhıdır... Kalemler vardır; özgürlüğün ve barışın silahıdır... Kalemler vardır, gençlerin idam kementlerinde kırılır atılırlar... Kalemler vardır; resmi belgelere durmadan imza atar ve kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar...

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984