Katliam...

Katliam...

25.12.1978 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

En acımasız savaşlarda bile silahsız insanlara kurşun sıkılmaz. Kahramanmaraş’a önceki gün bir düşman alayı saldırsaydı, kent baştan başa düşman askerleriyle işgal edilseydi, bu kadar hunharca, bu kadar namussuzca ve alçakça cinayetler işlenmezdi!

Bunun adı “iç savaş” değildir. Çünkü iç savaşın silahlı iki tarafı olur. Kahramanmaraş’ta ise iç savaş değil, bir “katliam” yaratılmıştır. Tıpkı, 1572 yılı 23 Ağustosu’nda Fransa’da binlerce Protestanın boğazlandığı o ünlü “Saint-Barthelemy” katliamı gibi, tıpkı Endonezya’da solcuların bir gecede birer birer vuruldukları faşist ayaklanmada olduğu gibi...

23 Aralık günü, Menemen’de kanlı gericiler tarafından boğazlanarak şehit edilen Teğmen Kubilay’ın kırk sekizinci ölüm yıldönümünü yaşıyorduk. Kubilay’ın başını kesen Derviş Mehmet, inanın Kahramanmaraş katillerinin yanında zemzemle yıkanmış kadar temiz kalır. Olay öylesine korkunç, öylesine alçakça ve öylesine namussuzca planlanmış ve sahneye konmuştur...

Bunun adına “anarşi” de denmez, “sağ-sol çatışması” da... Bu “Alevi-Sünni” düşmanlığı ile de açıklanmaz. Bu, planlı ve örgütlü bir saldırıdır. Çevre illerden Kahramanmaraş’a getirtilen katil çetelerine belli adresler gösterilmiş, noktası ve virgülüne kadar hesaplanan bir plan yürürlüğe konmuştur.

Kin tohumları ekip kan çiçekleri büyütenlerin yarattıkları olaydır Kahramanmaraş katliamı. Direnme hakkından söz edip, “milli direnme hakkı doğmuştur” diye bildiriler yayımlayanların eseridir Kahramanmaraş’ta akıtılan kanlar.

Güneydoğu illerimizde bir ayaklanma hazırlığı içinde oldukları çoktandır görülüyor ve seziliyordu. Elazığ, Malatya, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi illerde zaman zaman “provalar” yaptılar. İşe, önce bireysel terör ile başladılar. Sonra da işte böyle adım adım ilerleyerek, kitle kıyımlarına kadar uzanabildiler.

Belliydi; böyle olayların çıkacağı anlaşılıyordu. Devrimci iki öğretmen öldürülmüş, bu öğretmenlerin cenaze namazlarının kılınmasına sağcı teröristler izin vermemişlerdi. Ve bu olayın hemen ardında yeni cinayetler işlendi ve cumartesi günü de çevre illerden gelen teröristlerce katliam başlatıldı.

O zaman soracağız; MİT bölge başkanları nerede? İl Jandarma Komutanı ne yapmış, vali ve emniyet müdürü ne gibi önlemler almıştır?

Sayın Ecevit, sizden bu olayların üstüne gitmenizi istiyoruz. Unutulmasın; bu olay da tıpkı öteki cinayetler gibi, örneğin 9 Mayıs olayı gibi unutulmasın. Üstüne gidin bu olayların; bu katliamın altında hangi siyasal güçler, hangi faşist odaklar ve hangi milletvekilleri var; genişletin soruşturmaları. Siz ki, Kıbrıs’ta soydaşlarımız faşist saldırılara uğrayınca savaş ilan etmiş bir başbakansınız.

Kahramanmaraş’taki katiller, Kıbrıslı Türkleri boğazlayan katil Sampson çetelerinden daha da alçak, daha da hunhar ve namussuzdurlar.

Sayın Ecevit, faşist odakların üzerine “barış” değil, “savaş hareketi” ile gidin. Böyle yapmazsanız, gün gelecek bu kan seli sizi de, evet sizi de sürükleyip götürecektir. Geç kalmayın ve zaman yitirmeyin artık!

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984