Kim ne derse desin, en iyisini Orhan Veli söylemiş: “Sarhoş oldum da/ Seni hatırladım yine;/ Sol elim/ Acemi elim/ Zavallı elim...”
Bu, hem eleştiri hem de içtenlikle yapılmış bir özeleştiridir. Solun, bunca olaya, bunca deneye karşın süren “acemiliği” korkarız ki gelecek dönemlerde yine eskisi gibi böyle sürüp gidecek.
Sol, geriye doğru dönüp kendi kendine “çok mu başarılı sınav verdik” diye sorup ileriye doğru atacağı adımı bu sorunun yanıtı ile birlikte atmalıdır.
“Sol” neydi? Sınırı nerede başlar, nerede biterdi? Bunları saptamış mıydık? İçi boşaltılmış sloganlarla oluşmuş, bir noktadan sonra “fetişist karakter almış” basmakalıp sözlerle “devrimcilik yarışına” girmiş nicelerini görmedik mi? Sol sloganları moda şarkılar gibi, akortsuz sesleri ile avaz avaz söyleyenlerin, söyleyen değil, güzel şarkı sözleri ile bas bas bağıranların, ilk fırsatta, ilk durakta, mali oligarşinin kompartımanlarına bindiklerine hiç tanık olmadık mı? Sol birikiminin dilim dilim bölündüğü günlerde, bitmez tükenmez “kariyer çekişmeleri” içinde verimsiz, kısır, tatsız kavgalarla zaman yitirmedik mi? Birçoğumuz, bir yandan sol için özgürlük isterken, öte yandan da solun içinde “ben konuşayım, ben yazayım, onlar sussun” bağnazlığına, yasakçılığına, katılığına düşmedik mi? Sağın McCarthyizmini geride bırakacak ihbarlar, jurnaller yapanlar çıkmadı mı?
Bunlar hep oldu, bunlar hep yaşandı. Kim unutur bunca serüveni?
Sol, yeni döneme girerken, bütün bu yanlışlardan arınmalıdır. Hiç düş kurmaya gerek yok; bu dönemde neyin olacağı, neyin olmayacağı bellidir. “Olabileceklerle, şu ya da bu nedenle olması gerekenleri” hiç ama hiç birbirine karıştırmamalıyız.
Kurulacak “sol” nitelikli bir parti, öyle eskiden olduğu gibi, ne anlama geldiği belli olmayan soyut ve kuru bir “devrimcilik edebiyatı” yerine, demokrasi ve hukuk devletinin temel ve çağdaş ölçülerini savunmalıdır. Somut olan budur. Türkiye’nin bu aşamada gereksinme duyduğu kurum ve ilkeler çağdaş hukuk devleti kavramındadır. “Sosyal demokrat” olmadan önce “demokrat” olmak, demokrasiyi de tıpkı öteki NATO ülkelerindeki uygulama biçimleri ile savunmak gerekir.
Aklı başında insanların bu ilkede birleşmemeleri için herhangi bir ideolojik ya da siyasal neden var mıdır?..
Soyut ideolojik tartışmalar, bin bir çalımla söylenen iri iri sözler, biçim ve içerik olarak, bugüne dek hiç yarar sağlamadı. Milletvekili yarışına paravan olarak kullanılan üstü yaldızlı sol sözcüklerin ne anlama geldiği de kısa sürede anlaşıldı. Böyle soyut sözcüklerle sürdürülen ideolojik kavgalara artık karnımız tok! Fetişist kavramlarla örtülmüş bu ideolojik görüntülü kariyer çekişmeleri, artık insana, “karınca duaları” gibi anlamsız geliyor. Hem anlamsız geliyor, hem de zarar verdiği iyice anlaşılıyor.
Sosyal demokrat birikim için yakın hedef bellidir: Önce demokrat olmak! Önce hukuk devletini savunmak! Önce temel hak ve özgürlükleri savunmak! Önce, sağ ya da sol, herkesin özgürce konuşabilmesini ve örgütlenebilmesini savunmak!
“Demokrat” olmak bu demektir. “Sosyal” olmak ise çok ayrı bir konudur. Hedefler, amaçlar, ilkeler bu kadar açık olduğuna göre, bu ilke ve amaçlarda birleşmeyen, birleşemeyen, birleşmemek için bin dereden su getiren insanlara, geçmişin acı deneylerini anımsatmaktan başka çaremiz yoktur.
Orhan Veli şiirine ne güzel başlamış:
— Sarhoş oldum da / Seni hatırladım yine...
Geçmişte olup bitenleri sarhoş olmadan, yeniden kafalarımızı duvarlara vurmadan anlamak, algılamak gerekmez mi?
Değil mi “Sol elim / Acemi elim / Zavallı elim...”