Silah ve adalet...

Silah ve adalet...

30.01.1976 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir toplumu ayakta tutan temel dayanaklardan biri, adalet duygusudur. Bu duygu bir kez yara aldı mı, demokrasinin temelleri de sarsılmış demektir. Adalet, bağımsız mahkemeler eliyle dağıtılırsa, adalet duygusu güçlenir. Çağdaş demokrasilerde adaleti dağıtacak, suçluyu suçsuzu ayırt edecek tek yetkili organ mahkemelerdir.

Toplumlar zaman zaman öfke seline kapılırlar. Soruşturmanın yerini işkence, mahkemelerin yerini güdümlü kurullar, yargıcın yerini de silah alır. Siyasal iktidardan kaynaklanan öfke seli, sağduyuyu yok ederek, vicdanları ipotek altına almaya çalışır. Adalet duygusu kaybolur, yerini güdümlü hukuk, peşin yargı ve siyasal kine bırakır.

Böyle dönemlerden geçiyoruz...

Devletin görevi adam öldürmek değildir. Devlet, sanıklar kim olursa olsun, suçları hangi türden bulunursa bulunsun, haklarında suç belirtileri bulunan kimseleri, sağ olarak mahkemeler önüne çıkarmakla yükümlüdür. İçinde yaşadığımız hafta, Malatya ve Mardin’de arka arkaya sekiz kişi vurularak öldürülmüştür. Geçen haftalarda, basının da çağrılı bulunduğu bir baskın sonucunda, bir işçi yurttaşımız herkesin gözü önünde kurşunlanmıştır.

Resmi kaynaklı suçlamalara göre öldürülen yurttaşlarımız, silahlı eylem yoluyla anayasal düzeni değiştirmek amacıyla örgütlenmişler. Bu arada bir polis bir de bekçi yurttaşımızı öldürmüşlerdir. Hemen belirtelim: Biz, içinde yaşadığımız koşullarda devrimci düşüncelerin silah yoluyla ve gerilla yöntemleriyle başarıya ulaşacağına inanmıyoruz. Silah, önce bu silaha sarılanları yok etmekte, sonra da emekçi sınıfların söz ve örgütlenme özgürlüklerine zarar vermektedir. Bu gibi silahlı eylemler, emekçi halk üzerinde “diktatorya” kurmak isteyenlere de olanak sağlamaktadır.

Sokak ortasında adam vurma yöntemi, 12 Mart dönemi ile devlet yaşamına girmiş ve bir çeşit “meşruiyet” ve “resmilik” kazanmıştır. Nurhak Dağları'nda adam vuruldu. Ses çıkmadı. Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşları havan topuyla öldürüldü, ses çıkmadı. Şimdi Malatya ve Mardin’de, “insan avı” en acımasız biçimde gerçekleştirilmiştir. Yarın bir üniversiteli gencin sokak ortasında vurulduğunu duyarsak, artık şaşırmayacağız. Bir yeni adalet anlayışı, devlet katında geçerlilik kazanmıştır çünkü...

Demokratik ülkelerde mahkemeler “tabii hâkim” kuralı gereğince görev yapar. Tabii hâkim kuralı, yargıçların suçtan önce belirlenmiş olmalarını gerektirir. Suç işleyen kimse, hangi mahkemede yargılanacağını bilir. Ceza mahkemeleri, sulh, asliye ve ağır ceza mahkemeleri olarak görev yapar.

Siyasal iktidarlar, bu olağan mahkemelere güvenmemekte, bunların yerine sıkıyönetim mahkemelerini çalıştırmak istemektedir. Sıkıyönetim yargıçları suçtan sonra atanmaktadırlar. Acı örneklerini 12 Mart döneminde gördüğümüz gibi, vicdanları doğrultusunda karar veren birçok askeri yargıç, hemen görevlerinden alınmaktadır.

Ağır ceza mahkemeleri var... Bırak onları, başka mahkemeleri kur, beğenmediğin yargıçları görevlerinden al, yerine istediğiniz kararları verenleri getir... Beğenmediğin kararları veren mahkemeleri toptan kaldır... Danıştay var... Bırak Danıştayı, başka mahkemeler kur. Ağır ceza yargıçlarını çiğne geç... Devlet Güvenlik Mahkemeleri için yasa taslakları hazırla...

Cephenin hukuku da budur işte... Yargıcına güvenmez, savcısına güvenmez, görev yapan subayını aşırı solcu ilan eder, böylesine bir anlayışın eline esir düşmüştür hukuk devleti...

Bundan da acısı, mahkemelerin yerini, silahla, bombayla doldurmak isteyen anlayıştır. Kim ne suç işlerse işlesin, devletin görevi, suç kanıtlarını sanıklarla birlikte mahkemelere teslim etmektir. Malatya ve Mardin’de öldürülenler suç işlemişlerse, bunların cezalarını ancak mahkemeler verir. Mahkemelerin yerine “harp divanları” gibi infazlara girişmek, hangi uygar ülkede eşine rastlanır bir güvenlik hizmetidir?.. Bağ evlerinde, mağaralarda sıkıştırılan insanlar, havan topuyla, bombayla, makineli tüfekle öldürülürse, mahkemelerin gerekliliğine nasıl inandıracaksınız toplumu?

Yargıçları yok sayan siyasal iktidar, bundan sonra silah yoluyla mı adalet dağıtacaktır yoksa?..

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984