Ulusal Kurtuluş Savaşımız “tam bağımsızlık” inancından kaynaklanır. Atatürk, bu “tam bağımsızlık” kavram ve inancını, “siyasette, maliyede, iktisatta, adalette, askerlikte ve kültürde” bağımsızlık olarak tanımlamaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının umdesi, şu iki esastır: İstiklali tam, bilakaydüşart hâkimiyeti milliye...
Atatürk, yeni Türk devletinin amacını işte öyle tanımlamaktadır: Tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik... Cumhuriyetimizin ideolojik çerçevesi, siyasal yapısı ve özü işte bu ilkelerde saklıdır.
Tam bağımsızlığı zedeleyecek siyasal ve ekonomik bağlantılar, ulusal egemenliği kısacak düzenlemeler, Cumhuriyet’in bu ideolojisine, bu siyasal yapısına ters düşmektedir.
Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik, birbirlerini bütünleyen iki kavramdır. Tam bağımsızlığı olmayan bir ülkede halkın kendi kendini yönetmesi olası değildir.
Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik Cumhuriyet’in iki temel taşıdır. Bunun için Atatürk, bütün dünyaya o günlerde şöyle haykırıyordu:
Biz bu hakkımızı mahfuz bulundurmak, istiklalimizi emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyemizce, mücahedeyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız...
Öyleyse, Cumhuriyetimizin temelinde, “kapitalist emperyalizme karşı” verilmiş bir kutsal savaş vardır. Bu savaş, “millici güçlerce” gerçekleştirilmiştir. Bu yönü ile ulusaldır, devrimcidir, ilericidir. İlericiliği ve devrimciliği, saltanatın ve hilafetin yıkılması ve yerine “laik cumhuriyet” yönetiminin kurulması ile sürdürülmüştür. Atatürk, sağlığında çok partili düzene geçmek için çeşitli girişimlerde bulunmuş, bu özlemini birçok kez dile getirmiştir.
Antiemperyalist bir savaştan sonra kurulan Cumhuriyet’in amacı, çok partili düzenin siyasal koşullarını oluşturmak ve “laik cumhuriyeti” bu temeller üzerine oturtmaktı. Halkın kendi kendisini yönetmesi, ancak çok partili düzen ile gerçekleşecekti. Ulusal egemenlik de ancak böyle ete kemiğe bürünecekti.
Atatürk’ün “tam bağımsızlık” inancıyla yoğrulmuş, kan ve ateş pahasına kazanılmış Kurtuluş Savaşı'nı unutursak Cumhuriyet’i, onu oluşturan siyasal ve ideolojik yapıyı unutmuş, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e yabancılaşmış oluruz. “Tam bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik” Cumhuriyetimizin temelindeki harçlardır; “laiklik” Cumhuriyet’in bir başka vazgeçilmez niteliğidir.
Çok partili düzen ise Cumhuriyet’in amacı özü ve sözü demektir. Ve bu düzen ancak ve ancak bütün siyasal düşüncelere söz ve örgütlenme hakkı verilerek kurulabilir. “Çok partili hayat” da gerçek anlamı ile bu demektir.
Türkiye Cumhuriyeti son yıllarda, tarihinde tanık olmadığı ölçüde amansız bir terör dalgası ile karşılaşmıştır. Bundan sonra, bir yandan bu terör dalgasının yeniden azgınlaşıp üzerimize gelmesini engelleyici önlemler almak, öte yandan da temel hak ve özgürlükleri kitlelere, geniş halk yığınlarına mal etmek laik Cumhuriyet’e inananların vazgeçilmez görevleri olmalıdır.
Önümüzdeki yıllarda, Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist inanç ve ruhundan kaynaklanacak, siyasette ve ideolojide “tam bağımsızlık” ilkesini baş tacı yapan ilerici ve devrimci siyasal düşünceler güç ve yaygınlık kazanırsa, işte o zaman “Hoş gelişler ola/ Mustafa Kemal Paşa” türküsünü hep birlikte söyleyeceğiz. Hep birlikte...