Tam bağımsızlık...

Tam bağımsızlık...

29.10.1983 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ulusal Kurtuluş Savaşımız “tam bağımsızlık” inancından kaynaklanır. Atatürk, bu “tam bağımsızlık” kavram ve inancını, “siyasette, maliyede, iktisatta, adalette, askerlikte ve kültürde” bağımsızlık olarak tanımlamaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının umdesi, şu iki esastır: İstiklali tam, bilakaydüşart hâkimiyeti milliye...

Atatürk, yeni Türk devletinin amacını işte öyle tanımlamaktadır: Tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik... Cumhuriyetimizin ideolojik çerçevesi, siyasal yapısı ve özü işte bu ilkelerde saklıdır.

Tam bağımsızlığı zedeleyecek siyasal ve ekonomik bağlantılar, ulusal egemenliği kısacak düzenlemeler, Cumhuriyet’in bu ideolojisine, bu siyasal yapısına ters düşmektedir.

Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik, birbirlerini bütünleyen iki kavramdır. Tam bağımsızlığı olmayan bir ülkede halkın kendi kendini yönetmesi olası değildir.

Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik Cumhuriyet’in iki temel taşıdır. Bunun için Atatürk, bütün dünyaya o günlerde şöyle haykırıyordu:

Biz bu hakkımızı mahfuz bulundurmak, istiklalimizi emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyemizce, mücahedeyi caiz gören bir mesleği takip eden insanlarız...

Öyleyse, Cumhuriyetimizin temelinde, “kapitalist emperyalizme karşı” verilmiş bir kutsal savaş vardır. Bu savaş, “millici güçlerce” gerçekleştirilmiştir. Bu yönü ile ulusaldır, devrimcidir, ilericidir. İlericiliği ve devrimciliği, saltanatın ve hilafetin yıkılması ve yerine “laik cumhuriyet” yönetiminin kurulması ile sürdürülmüştür. Atatürk, sağlığında çok partili düzene geçmek için çeşitli girişimlerde bulunmuş, bu özlemini birçok kez dile getirmiştir.

Antiemperyalist bir savaştan sonra kurulan Cumhuriyet’in amacı, çok partili düzenin siyasal koşullarını oluşturmak ve “laik cumhuriyeti” bu temeller üzerine oturtmaktı. Halkın kendi kendisini yönetmesi, ancak çok partili düzen ile gerçekleşecekti. Ulusal egemenlik de ancak böyle ete kemiğe bürünecekti.

Atatürk’ün “tam bağımsızlık” inancıyla yoğrulmuş, kan ve ateş pahasına kazanılmış Kurtuluş Savaşı'nı unutursak Cumhuriyet’i, onu oluşturan siyasal ve ideolojik yapıyı unutmuş, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e yabancılaşmış oluruz. “Tam bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik” Cumhuriyetimizin temelindeki harçlardır; “laiklik” Cumhuriyet’in bir başka vazgeçilmez niteliğidir.

Çok partili düzen ise Cumhuriyet’in amacı özü ve sözü demektir. Ve bu düzen ancak ve ancak bütün siyasal düşüncelere söz ve örgütlenme hakkı verilerek kurulabilir. “Çok partili hayat” da gerçek anlamı ile bu demektir.

Türkiye Cumhuriyeti son yıllarda, tarihinde tanık olmadığı ölçüde amansız bir terör dalgası ile karşılaşmıştır. Bundan sonra, bir yandan bu terör dalgasının yeniden azgınlaşıp üzerimize gelmesini engelleyici önlemler almak, öte yandan da temel hak ve özgürlükleri kitlelere, geniş halk yığınlarına mal etmek laik Cumhuriyet’e inananların vazgeçilmez görevleri olmalıdır.

Önümüzdeki yıllarda, Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist inanç ve ruhundan kaynaklanacak, siyasette ve ideolojide “tam bağımsızlık” ilkesini baş tacı yapan ilerici ve devrimci siyasal düşünceler güç ve yaygınlık kazanırsa, işte o zaman “Hoş gelişler ola/ Mustafa Kemal Paşa” türküsünü hep birlikte söyleyeceğiz. Hep birlikte...

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984