Veysel Ulusoy

Aşıya erişim ve küresel ekonomilerde büyük ayrışma

28 Şubat 2021 Pazar

Ekonomik büyümeyi genel olarak verilere bakıp değerlendirerek bir kenara bırakırız. 

Ekonomik büyüme oranlarını, anlamını bilmesek de sıklıkla siyaset kurumu içinde slogan olarak kullanırız. “Yüzde 6 ile dünyada en hızlı büyüyen ülke olduk, rekor kırdık” gibi anlamsız cümleler de bu sloganlar içinde sürekli bir şekilde yerini alır. 

Konu karar vericilerin anladığından daha derin aslında... Bazı zamanlarda büyüme oranlarının yarattığı gelir seviyesine bakınca, ayaklarımız yere basınca daha akılcı karşılaştırma yapabilme olanağına sahip oluyoruz. 

Örneğin, 22 trilyon dolar ulusal üretim gücüne sahip ABD ekonomisinde bir yılda yüzde 4’lük bir ekonomik büyüme oranının, Türkiye ekonomisinin yıllık ulusal üretim gücünü geçtiği gerçeği, oranların bazen ne kadar yanıltıcı olduğunu da gösteriyor bize. 

Diğer bir ifade ile ABD ekonomisinin yüzde 4 büyümesinin, ekonomimizin yüzde 100 büyümesinden daha fazla değer yaratmakta olduğu ortadayken, yüzde 6 büyüme oranı ile böbürlenmenin sadece siyasetin bir oyuncağı olduğunu da ortaya çıkarıyor. Gerçi böyle böbürlenecek bir büyüme oranını da görmediğimizi vurgulamak gerekiyor sanırım.

Büyümenin bu yanını açıkladıktan sonra asıl konuya gelelim...

Dünyanın en büyük ekonomik gücüne sahip 20 ülkesinin (G20) maliye bakanları, geçen günlerde sanal ortamda buluştu. Covid-19 sağlık krizinden borç sorununa tüm konular tartışıldı toplantıda. Aşıya erişmede yaşanan gecikmelerin istihdam, işsizlik ve ekonomik büyüme gibi daha birçok alanda yaratacağı tahribatın dereceleri masaya yatırıldı. 

Sorun sanıldığından daha büyük...

Toplantı sonrası yayımlanan IMF raporu, bu sorunu birkaç göstergede ortaya çıkarıyor.

Buna göre:

  • Aşıların yavaş bir şekilde piyasaya sürülmesi, ülkeler ve bölgeler arasında iyileşme umutlarını tehlikeli bir biçimde farklılaştırmaktadır.


  • İstihdam kayıpları, açıklanan yardım paketlerine göre çoğu zaman inanılmaz boyuttadır. Grafik bunu açıkça gelişen ve gelişmiş ekonomiler için göstermektedir. Buna göre, GSYH’nin oransal olarak fazlasını kendi insanı ve firması ile paylaşan ekonomilerde istihdam kaybı daha az olurken, tersine gelişmekte olan ülkelerde istihdam kaybı tehlikeli seviyelere ulaşmıştır (Notumuz: örneğin Türkiye’de ulusal gelirin %10 oranında yardım yapıldığı söylemine karşılık gelen istihdam kaybı 4 milyon kişiyi aşmıştır)


  • Büyük ayrışma (gelirler arasında oluşan fark) 2022’nin sonunda birikimli küresel gelirin %13’ünü alıp götürecek. Bu oran düşük gelirli ülkelerde yüzde 18, (Türkiye’nin de içinde bulunduğu) gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde ise yüzde 22’ye ulaşacaktır.


  • Kriz öncesi ekonomik büyümenin verdiği avantajla, 110 gelişmekte olan ülkenin gelişmişlerle olan gelir farkını daraltacağını beklerken, kriz sonrası bu 52’ye düşmüştür. Diğer 58 ülke için bu farkın daha da açılacağı açıktır.


  • İstihdam kaybı, genç, düşük vasıflı, kadın ve kayıt dışı çalışanlar arasında daha belirgin olacaktır.


  • Gelişmekte olan ülkelerin çoğunun yıllarca zayıflaması gibi büyük bir risk vardır.

  • Nitekim küresel ekonomi bir yol ayrımındadır. Karar vericiler (politika yapıcıları) bu büyük ayrışmayı önlemek için harekete geçmeliler

    Gelir farklılıklarının diğer bir ifadesi olan büyük ayrışma sanıldığından daha büyük sorunlar yaratacak ve çoğu da kalıcı olacaktır. Aşıya erişim kolaylığı ise bu ayrışmayı bir nebze olsun azaltacaktır.



    Kaynak: https://blogs.imf.org

     


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Fason reform 14 Mart 2021