Zafer Arapkirli

Kriz, fırsat, vesaire...

10 Nisan 2020 Cuma

İki hafta önce bu köşede çıkan yazımın başlığını, okurlarım hatırlayabilir:

“Kriz nasıl yönetilmez 101.”

Bu konuda adeta “evrensel ders notları” niteliğindeki uygulamalara peşi peşine tanık olduğumuz bu günlerde, bu başlık altında itham ettiğimiz muhteremler, 102, 201, 202, 301, 302… Allah ne verdiyse eklemekle kalmıyorlar. Aynı başlıklı bir “Ana Bilim Dalı”nda adeta lisansüstü ve doktora programlarına da müfredat oluşturabilecek içerikler üretmekle meşguller.

Düşünsenize, tek tek insanların doğrudan hayatlarını ilgilendiren bir konuda, değil önlem alıp almamak, bir gün hatta bir saat bile gecikmenin faturası ortada iken (insan canı - kaç katrilyonluk bir maliyet etiketi koyabilirsin bir tek insan canının üzerine?) nasıl olup da hep “arkadan gelmeyi” beceriyorlar? Akıl alır gibi değil.

En ağır “ofsayt pozisyonu”nu, yani “göz göre göre umre aymazlığı”nı saymıyorum bile…

Okulların kapatılması, ibadet yerlerinin kapatılması, maçların iptali, şehirlerarası ve uluslararası seyahatin kısıtlanması, maske dağıtımı, testlerin artırılması, özel sağlık kurumlarında insanların ücretsiz tanı ve tedavisi, çalışanların haklarının korunması gibi konularda hep eksik, hep “arkadan koşan” önlemleri, hep “önceden” (kimisini haftalar önceden) söyledik. Uyardık.

Her söylediğimizde, her uyardığımızda, bir ton küfür yedik, hakaret işittik. Troller, annemizden girdiler bacımızdan çıktılar. Tehdidin, çirkinliğin, edepsizliğin bini bir para. “Öl, geber, seni vurur inşallah bu virüs, zaten bilmemnenin bilmemnesi ağarmış, bunak ihtiyar, oksijen fazlası…” kepazelikleri, bu yazıyı yazdığım sırada bile yağıyor adeta.

Ama pabuç bırakacak, kulak asacak değiliz.

Üç beş trole, üç yüz, beş yüz iktidar asalağına bu ülkeyi ve bu halkı terk etmedik. Kimseye de boyun eğmedik. İşimiz bu. Gerçeklerin ve doğruların peşinde uyarıcı görevimizi yapmak. Bu bir kamu görevi. Bu ülkeye bu vatana karşı vazifemiz.

Herkes de kendi vazifesini doğru yapacak.

Mesela, Sağlık Bakanı çıkıp sadece kuru kuru sayılar açıklamayacak. Şeffaf olacak. Pandeminin yayılışını, şehir şehir, mahalle mahalle açıklaması gerektiği, buna göre takibinin daha kolay olacağı gerçeğini hatırlatanlara kulak tıkamayıp zamanında yapacaktı.

Mesela, yine (bir özel sağlık kurumunda hissedarlığı söz konusu olan) aynı Sağlık Bakanı “Özel hastaneler korona hastalarından ücret alıyorlar mı?” konusundaki soruları peş peşe 3 basın toplantısında adeta duymazdan gelip, sırf baskılar sonucunda “doğru yolu” bulup “ücretsiz tedavi ve ilaç tebliği”ni pandeminin 30. gününde yayımlamayacaktı.

Mesela, Cumhurbaşkanı bir yandan belediyelerin yardım toplama çabasını “Ne o? Paralel devlet mi örgütlüyorsunuz?” mealinde suçlamalarla engellerken, devletin kesesinden yani vatandaşların kendi vergilerinden temin edilen yardım kolilerinin üzerine “Şahsımdan hediye” anlamına gelecek etiketler yapıştırıp ecnebi memleketlere yollamayacaktı.

Mesela, aynı Cumhurbaşkanı milletin önüne çıkıp “Atatürk Havaalimanı’na hastane inşa ediyoruz” deyip, sonradan hastanenin oraya değil de yakınındaki bir araziye inşa edildiği gerçeği ortaya çıkıp “makamın saygınlığına” gölge düşürmeyecekti. Üstüne üstlük, ihalesiz filan bu inşaatın “Saray’ı inşa eden müteahhide” verildiği ortaya çıkmayacaktı.

Mesela, haftalardır söylenmesine ve yurtdışından emsaller gösterilmesine rağmen ATATÜRK Havalimanı boş terminalleri ve Dünya Ticaret Merkezi CNR, TÜYAP gibi alanlardan, hatta hazır yapılmış Seyrantepe (Yeni Şişli Etfal) Hastanesi’nden yararlanmak yerine “sıfırdan inşaat” işine kalkışılmayacaktı.

Mesela, cuma namazları yasaklanırken, Beştepe Millet Camii’nde (insanlar belli aralıklarla dizili olmak kaydıyla da olsa) göstere göstere toplu namaz kılınması sorumsuzluğuna imza atılmayacaktı. Milletin Sarayı(!) millete örnek olacaktı.

Mesela, İBAN kampanyasına gelen eleştirileri göğüslemek amacıyla Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, bağlam ve koşulları (alakası olmadığı halde) Tekalif-i Milliye Emirleri,emsal” olarak, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından gösterilmeyecekti. Buna eleştiri getiren meslektaşlarımıza gözdağı vermek için FOX Haber sunucusu sevgili Fatih Portakal yargı önüne sevk edilmeyecekti.

Mesela, TBMM’deki yargı-infaz-af vs. düzenlemeleri paketinin arasına “Sosyal medyayı baskı altına almak, sansür” vb. önlemler içeren maddeler “sokuşturularak”, bu kriz de her zamanki gibi “fırsata” dönüştürülmek istenmeyecekti

Fırsatın hesabını yapmanın zamanı değil.

Geç kalacak zaman değil hanımlar/beyler.

Canlar yitiyor.

Ölüleri sayan numeratörler fıldır fıldır dönmeye başlıyor.

İşin şakası yok.

Hatalardan dönmek ve husumeti kenara atıp “İşbirliği içinde el ele bir seferberlik” ilan etmek gerekiyor.

Gün rekabet, kavga, gecikme değil, aklıselim günüdü


Yazarın Son Yazıları

#ican’tbreathe 29 Mayıs 2020
Entübe 22 Mayıs 2020
‘Ne bilimi ulan?..’ 15 Mayıs 2020
Düşman aranıyor… 8 Mayıs 2020
Gazi Meclis 24 Nisan 2020
Şeamet… 17 Nisan 2020
Siyaset... 3 Nisan 2020
İlacı biliyorum 20 Mart 2020
Tayyare medyası 28 Şubat 2020
‘Şahsım Yargısı’ 21 Şubat 2020