Zafer Arapkirli

Militan, terörist, hain...

29 Ocak 2021 Cuma

Bu toprakların en çok kusulan, tükürülen, fışkırtılan (bu üç fiili de özenle seçerek kasten kullandım) hakaret içirekli sözcükleridir bunlar. Hep de sağcılar ve faşistler tarafından, bu ülkenin demokratlarına, solcularına yönelik olarak karalama amacı ile kullanılır.

“Örgüt militanı”

“Eli kanlı terörist”

“Vatan haini”

Ama asla ve asla kendilerine yöneltilemez bu sıfatlar.

Neden?

Çünkü, bir sağcı ya da faşist, “militan” olamaz(!)

Çünkü, bir sağcı ya da faşist, “terör” uygulamaz(!)

Çünkü, bir sağcı ya da faşist, “hainlik” yapamaz(!)

Hayatın gerçek akışına baktığımızda, bal gibi de olur bunlar.

Faşistler, hiçbir zaman dillerinden düşürmedikleri “dava”larının üstelik de “sapına kadar militanıdırlar.” Hatta sözlük anlamı ile değerlendirdiğimizde, bir düşüncenin ya da davanın “En aktif ve kararlı bir biçimde savunulması ve yolundan yürünmesi” olarak bakıldığında “militan”ın feriştahıdır bir faşist eylemci ya da “dava yoldaşı.”

Geçmişte sıkça duymadık mı “Döneni vurun” talimatlarını?

Bunu yapacak kadar militandır icabında.

Peki... Karşısındaki düşünceyi sözle çürütemediği, demokratik kural ve teamüller içinde “fikren” ve sözle, müzakere ile münazara ile yenemediği için şiddete başvurmak? Bunun adı nedir?

Yine yazının başlığına dönelim: Terör...

Bunu sadece sol düşüncenin takipçileri mi yapar? Tabii ki öyle değil. Sağcı faşistlerin en çok başvurdukları yöntemden söz ediyoruz. Üstelik de sinsice, bir köşede kıstırarak, sonradan da üstlenmeyerek. Terörün daniskasını uygularlar. Muşta, sopa, tabanca, tüfek, ellerine ne geçirirlerse.

Sonra da önüne gelene, “Teröriiiiiiiist” diye ağızlarından tükürükler saçarak bağırır, kin kusarlar. Sopa ve silahın işin içine girdiği bir mücadele “terörizm” değil de nedir peki?

Vazgeçemedikleri bir başka hakaret de “hain”dir. Bunu da önüne gelen demokrata, hücum etmek istedikleri solcuya neredeyse kürekle boca ederler.

Oysaki, bu vatana “ihanetin” en büyüğü, en sunturlusu, milletin yaklaşık 100 yıldır emeği ve alınteri ile özveri ile yarattığı değerlerin yabancılara peşkeş çekilmesidir. Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğindeki devrimlerin, en başta da harf devriminin, eğitim devriminin, laikliğin ve bilcümle medeni hakların paspas edilmesidir. Kabotaj hakkının ve bilcümle iktisadi ve ticari hakların, yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarının ele güne haraç mezat satılmasıdır.

Bu vatana ve millete ihanetin zirve noktası, neredeyse tüm egemenliğin yabancı kökenli çıkar gruplarının eline, ticari imtiyazların ve her türlü ihalenin bir elin parmaklarını geçmeyen (5 sayısı anahtar sayıdır) fevkalade müsamahaya müstehak ballı müteahhide teslim edilmesidir. Hem de yoksulun, öksüzün, tüyü bitmemiş yetimin çıkarları pahasına.

Bundan büyük “hainlik” görülmüş müdür bu gökkubbe altında?

Sonra da döneceksin başkalarına ağız dolusu “Militaaaaaaan!.. Teröriiiiiiiiist!.. Haiiiiin” diye çemkireceksin.

Bırakın kargaları, doğadaki tüm kuşlar kahkaha ile güler buna.

Haydi oradan, sahtekâr faşistler!..

Çıkmış biri “bize militan diyemezsin” diyor. Bir diğeri, gazetecinin yazarın dövülmesini kınayacağı yerde “Elimde fırsat olsa ben döverdim” diye övünüyor. Bir başkası dağın taşın pazara mezata çıkarılmasını “marifet” gibi savunuyor.

Bu devran döndüğünde, bu düzen değiştiğinde asla unutmayacağız bunları.

YALAN, PARODİ, MİZAH VS.

Geçen hafta internet ortamında PDF formatında yayımlanan Gazete Pencere adlı ayın organında, Bülent Çelik’in mizah köşesinde bir “parodi haber” çıktı. Haberde (mealen) “MHP lideri Devlet Bahçeli’ye Ankara Numune Hastanesi’nde korona aşısını yapan Gülnaz Şırınga isimli hemşirenin ülkücülerin saldırısına uğradığı ve saldırı sırasında ‘canımızı yakanın canını yakarız’ diye bağırdıkları” esprisi yapılıyordu. Herkes, başarılı mizah yazarı Çelik’in bu “zekâ fışkıran” esprisini anladı. Bir tek kişi hariç: Sevgili meslektaşımız Özlem Gürses. Özlem, ciddi sandığı bu olayı Halk TV ekranında ciddi bir suratla anlatıp kınıyordu.

Peşinden de hem Özlem’i (haklı biçimde) gırgıra alma furyası hem de (özellikle iktidar cenahından) Özlem’e yönelik (haksız) bir linç kampanyası başladı.

Ben de asıl buna hayret ettim. Çünkü bu linççi güruhun büyük bir kısmı, bu ülke topraklarının tanık olduğu en aşağılık, en iğrenç ve en kuyruklu yalanın müellifi, mucidi ve ülkenin beynine zerk edilmesinin müsebbidir.

Ünlü “Kabataş yalanı”ndan söz ediyorum. Hani şu “Başörtülü bacımızın üstüneeee...” diye höykürdükleri, hani şu “Ben de videosunu gördüm valla kardeşim...” diye üfürdükleri “morlukları bizzat gördüm şekerim” diye cilaladıkları, “önümüzdeki cuma videosunu yayımlıyoruz” diye utanmadan savurdukları yalandan.

Utanmadan.

Arlanmadan.


Yazarın Son Yazıları

‘Yeri ve zamanı...’ 26 Şubat 2021
Arkanı dön ve çık 19 Şubat 2021
Feza meza 12 Şubat 2021
Ağır haksızlık!.. 5 Şubat 2021
Sözde başkan 15 Ocak 2021
Daha ‘R’ demeden bitti 11 Aralık 2020