Büyümüş de Küçülmüş...

02 Mart 2013 Cumartesi

Ne güzeldir güvercinlere kuş yemi atılmasını seyretmek... Kuşlar estetik bir şekilde toplanarak üşüşürler yemlere. Basına belge sızdırmak de buna benziyor biraz. Yemler atılıyor, kuşlar kapışıyor.
Belge sızdırmanın en bilinen amaçlarından biri kamuoyunun tepkisini ölçmektir. Bu yöntemle tanışmam epey eski. Daha 80’li yıllarda Avrupa Birliği, Türkiye’nin üyeliği ile ilgili kararlarının son şeklini oluşturmadan önce bilinçli bir seçimle Hürriyet temsilcisi rahmetli Şerif Sayın’a verirdi. Benim de aralarında bulunduğum diğer Brüksel muhabirleri ise işin bu yönünü düşünmez, gazetecilik dilinde söylemek gerekirse haberi atlamış sayardık kendimizi.
Siyasi tarih ve siyasetçilerin anı kitaplarında da ülke kaderini ilgilendiren konularda önemli bir adımın atılmasından önce bazen hükümetler tarafından bu yönteme başvurulduğunu okumuşuzdur.
Önceki günkü Öcalan-BDP görüşme tutanaklarının sızdırılma nedeninin de büyük olasılıkla “test amaçlı” olduğunu düşünmek mümkün. Ancak sızdırmanın kim tarafından yapıldığı konusunda henüz elimizde tahmin yapmanın ötesine geçilebilecek bir bilgi yok.

***

Öcalan tutanaklarının sızdırılma operasyonuna tepeden bakmayı deneyelim. Olan bitenler bulunduğumuz bölgeyi yeniden dizayn etmenin bir parçası. Kimliğinde Türk vurgusu olmayan yeni bir bölgesel oluşuma doğru hızla ilerliyoruz. Bu ilerleyiş yolunun kavşaklarında kullanılan bir de şifre var: “Büyümezsek küçülürüz!”
Satır aralarında sık sık geçmeye başlayan şifrenin anlamı şu: Kuzey Irak’taki ve Suriye’deki Kürt bölgelerini içine alan federatif bir yapıya gitmezsen, Diyarbakır’ı da verirsin, başka yerleri de kaybedersin. Onun için iyisi mi şimdi büyü ki, sonra küçülmeyesin.
Huntington’un 90’lardaki tezlerinde fikri altyapısını bulan bu büyük Ortadoğu tasarımında başrol verilen Türkiye iyi oynuyorsa da sahne hâkimiyeti yok. Senaryo hızla uygulanıyor. Hâkim söylemin bu gidişata karşı çıkmayı gericilik olarak göreceği bir evreye yaklaşıyoruz.
Yakın plan çekime döndüğünüzde, anayasadaki vatandaşlık tanımının ne olacağını yazdıran bir Öcalan var karşımızda. Belli ki vatandaşlık aidiyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne mi olsun, yoksa sadece Türkiye’ye mi diye de bir pazarlık dönecek.

***

Öcalan kurulacak bir Kürt yerel bölgesinin başkanı olmak istiyor. En azından hazırlık bu yönde diyebiliriz. Türkiye’yi yönetenler de Kuzey Irak’a ve güney sınırlarımıza bu yapı ile hâkim olmanın hesabını yapıyor. Bu plan da Öcalan üzerinden uygulanıyor.
Bütün bunlar bizi nereye götürüyor? Dışişleri Bakanı Davutoğlu dün Yeni Şafak’a verdiği mülakatta, Ortadoğu’da sınırları çizen Sykes-Picot anlaşması ile başlayan döneme işaret ederek “Son yüzyıl kapatılması gereken bir parantezdir. Osmanlı’dan sonra başlayan ayrışma bir parantezdir. Tarih coğrafi sınırlara isyan ediyordu ve evet biz bu parantezi kapatacağız” diyordu.
Bu nasıl olacak? Davutoğlu’nun yanıtı: “Bunu sınırlara dokunmadan, halklar üzerinden ilişkilerle yapacağız!”
Bu noktada durup kendilerine “Allah kolaylık versin” demeliyiz!

***

Şifre neydi?
Büyümezsek küçülürüz.
Fakat bir de “büyümüş de küçülmüş” olmak var!

 


Yazarın Son Yazıları

Atatürk Kıymete Binecek 18 Mayıs 2013
Gazetecinin Evi 11 Mayıs 2013
Fransa'dan Ders Almalı! 4 Mayıs 2013
Blucin ve Kişilik 27 Nisan 2013
Obama, İmdat! 30 Mart 2013
Sürekli Darbe Hali! 16 Mart 2013
Batı Batıyor mu? 23 Şubat 2013