‘3-5 çapulcu köşe yazarı...’

07 Kasım 2014 Cuma

 

‘Kalemi Kırılan Gazeteciler’ Türkiye’de basın özgürlüğünü irdeliyor

Günlerdir elimden bırakamadım kitabı. Adı: “Kalemi Kırılan Gazeteciler.” (Cumhuriyet Kitapları) AKP iktidarının 12 yıllık döneminde basın özgürlüğünü irdeliyor. Hükümetin dolaylı ya da doğrudan baskısı ve etkisiyle, işten atılanlar, işini bırakmak zorunda kalanlar, toplu işten çıkarılmalar... Erdoğan’ın bu konudaki söylemleri (en eğlenceli bölüm!)... Kovulan gazetecilerin tanıklıkları ... Dört CHP milletvekilinin, Veli Ağbaba, Özgür Özel, Nurettin Demir, Muharrem Işık’ın kaleminden. Macera romanı gibi okunuyor...
Kitabın sonunda kalemi kırılan gazeteciler ve tutsak gazeteciler listeleri var. Erdoğan’ın dediği gibi “3-5 çapulcu köşe yazarı” değil, yüzlerce meslektaş...
Hani demişti ya: “Üç beş tane çapulcu köşe yazarının yazısı, benim milletimin beklentisi olmamalıdır. Biz ne diyorsak milletimiz ona baksın, ona güvensin, ona inansın.”
Paylaşmak için kitaptan bir yazı seçtim. Kızı Şafak Pavey kadar kahraman olan arkadaşım, gazeteci Ayşe Önal’ın yazısını. Sözü ona bırakıyorum:

Medyadaki Kıyım
Erdoğan’ın en güçlü cümlelerinden biridir: “Herkes bizi sevmek zorunda değil. Böyle bir mecburiyet yok.” Bu cümleyi çok samimi buluyorum. Siyasal İslam tarihçesinde en yakın yol arkadaşlarından biri olarak Binali Yıldırım’ın kardeşinin attığı tweet’le de perçinlendiğini düşünüyorum.
Yıldırım’ın kardeşi ve Kızılay İstanbul Şube Başkanı İlhami Yıldırım, cemevi önünde polis kurşunu ile öldürülen Uğur Kurt’un vurulmasının ardından “Ya bu ülkede eşşek gibi sessizce yaşayacaksınız ya da defolup gideceksiniz! Eğer arpanız fazla geldiyse, o arpayı önünüzden almayı da biliriz! Arpa taşıyanları da biliriz!” demişti. Görüldüğü gibi gerçekten ortada bir sevgi mecburiyeti yok. Sadece itaat edersek yaşamamıza lütfedeceklerine dair kararları var.
Bu karar 2002’den itibaren önce yavaş ve el altından, daha sonra hızlı ve şeffaf bir şekilde en görünür biçimiyle medyada uygulandı.
Fakat kamu kurumlarında yaşanan kıyıma baktığımızda, medyadaki kıyım bana çok hafif geliyor. Örneğin hükümet darbe kurbanlarına karşı merhamet propagandası gösterisi düzenlediğinde, kamuda çalışan kuzenim, Deniz Gezmiş’in kuzeni olmak suçuyla görevden alınmaktaydı.
Ben daha şanslıydım. 2007’ye kadar, hükümet artık kendisini her türlü riskten arındırıp “astığı astık zirvesine” ulaşıncaya kadar çalışabildim. Tabii zamanında türbanlı öğrencileri desteklemiş olmamdan doğan, “Nasıl olsa bir etkisi yok, biraz daha göz yumalım,” merhametine de mazhar olmadım değil. Ne zaman ki Rahip Santoro’yu öldüren katilin annesinin Trabzon AKP Kadın Kolları Başkanı olduğunu yazdım, hiçbir tahammülü hak etmediğim anlaşıldı. Hayatımın sonuna kadar vahşetini unutamayacağım Malatya Zirve katliamında İslamcı örgütlerin rolünü kanıtlarıyla yazmış olmam bardağı taşırdı, sel oldu.
16 Kasım 2007’de AKP’nin ihtiyacı olduğunda değil, kaybettikten sonra düşkün olduğu arkadaşım Ahmet Kaya’yı anmak için Paris’teyken, çalıştığım Star gazetesinin gece çalışanı tarafından arandım ve “Artık bana ihtiyaç olmadığını” öğrendim. Yönetmenin, bana bunu söyleyebilecek cesareti yoktu. 28 Şubat’ta onlara hiç benzemediğim halde hangi risk ve bedellere rağmen yanlarında durduğum henüz hafızasından silinmemişti. Henüz iktidar uğruna şimdiki gibi her türlü erdemi çiğneyecek kadar vahşileşmemişlerdi.
Kovulmamı yaygınlaştırmadım. Kovulmasaydım da bu kuşatmada, gazetecilik yapılmayacağını hayli önceden anlamıştım. Gelişmeler beni haklı çıkardı. Meslek hayatımda darbeler dahil böyle bir dönem görmedim. İktidarın cezaevinden parasızlığa, kara listeye koymaktan itibarsızlaştırmaya, her cezayı bir arada kullandığı ve hiçbir cezanın yetmediği bir dönem görmedim.
Bernard Lewis, “Dilinizde olmayan şey size ait olmaz” der. “Gazete” sözcüğü Ortadoğu toplumlarına yabancıdır. Topluma bu kadar yabancı bir olgunun aslına uygun yürütülmesi zaten mümkün değildir. İfade özgürlüğü de toplumun dertlendiği bir alan değil. Dolayısıyla gazetecilik tartışması ile hiç ilgilenmiyorum. Bu yazıyı sadece kayıtlara girmesi için “Kalemi Kırılan Gazeteciler Raporu”na ekliyorum.  


Yazarın Son Yazıları

Amadeus 25 Ekim 2020
Adın yaşamak olsun! 1 Ekim 2020
Utanç duymak 27 Eylül 2020
Şizofreni! 10 Eylül 2020