Reyhanlı... Bombalar... Ölümler... Bitmeyen, ha bire süren, süren, süren ölümler... Sonra açıklamalar, sonra yasaklar, sonra yalanlar, sonra yorumlar...
Uludere-Roboski katliamını 70 haftadır aydınlığa kavuşturamayan hükümet, Reyhanlı katliamını 7 dakikadan az sürede çözüverdi...
O açıklamalarda boğulmamak için getirilen yasak, iç basını susturdu ama dış basına söz geçiremedi:
İngiliz BBC kanalı: “Saldırıyı El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi üstlendi”... İngiliz ITV kanalı: “Türk hükümetinin desteklediği muhalifler Türkiye’yi kana buladı: 116 ölü”...Ve Fransız gazetesi Le Monde: “Bir Türk atasözü der ki: ‘Besle kargayı, oysun gözünü!’ Türkiye’nin desteklediği aşırı dinci Suriyeli muhalifler Türkiye’yi kana buladı, 120’den fazla ölü...”
51 ile 300 arasında gidip gelirken ölü sayısı... Analar babalar enkaz altında hâlâ çocuklarını ararken... Ölenlerin kimilerinin adları bile yokken, bedenlerine ulaşılamazken... Bilinmezler dağlarken yürekleri... Türkiye’nin bir bölümü sanki Reyhanlı yokmuş gibi yaşıyor. İnsan utanır!
Bir de kimi yorumlar! Okuduğum ya da televizyonda dinlediğim yorumlardan da utanıyorum!
Yorumlar içinde en çok tepki alan bir yorum, Cengiz Çandar’ınkiydi: “Reyhanlı’daki patlamaları ve can kayıplarını Ortadoğu poitikasında ‘etkili bir aktör’ olmanın ‘kaçınılmaz maliyetlerinden biri’ olarak görmek gerekiyor” diyordu.
Bu yoruma en güçlü yanıt “Bir Hataylı” imzasıyla geldi. (Tümünü Ekşi Sözlük, Gerçek Gündem gibi sitelerde bulabilirsiniz.)
Hataylı yazar, Reyhanlı’nın önce MHP’nin, şimdi AKP’nin kalesi olduğunu; kendisinin Samandağlı olup, bununla gurur duyduğunu; çünkü faşist düşünceye hiçbir zaman geçit vermediklerini belirttikten sonra, “Orada yaşananlar yüzünden kan ağlıyorum, çünkü siyasi düşüncelerimiz taban tabana zıt bile olsa, Hatay’dan asla karşıt grup çatışması haberi gelmez, gelmedi, gelmeyecek de” diyor.
“Çünkü sağduyuluyuz. Musevi arkadaşımızın cenazesine sinagogda katılıp, ertesi gün kilisedeki düğüne gideriz. Sünni kardeşlerimizle birlikte oruç tutup teravih namazında saf tutarız.
Biz savaşmasını bilmeyiz Cengizcim, biz savaşarak bir şeyin elde edileceğine inanmayız. O yüzden referandumla katarsın Hatay’ı Türkiye’ye, savaşarak değil. Çünkü burada cephe açılmadı, açılamaz da. Bu yüzden terörist gördüğümüzde ne yapacağımızı bilemedik, dokunmadık. Suriye’nin muhalif askerlerinin Hatay’da ne b.k yediklerini eğer gerçekten bir gazeteciysen araştırır öğrenirsin. Dükkânları yağmalayan, herkesi rahatsız eden, sokakta makineli tüfeğiyle poz verip kendisine ses çıkarana ‘Biz Erdoğan’ın misafirleriyiz, istediğimizi yaparız’ diyen adamların hikâyelerini ben anlatmayayım sana.
Cengizcim, Ortadoğu politikasında etkili olmak istemiyoruz biz. Bizim böyle çorbada tuzumuz da olmasın, kaşığımız da! İstemeyiz!
Ama biz öldük Cengizcim.
Yanarak, kömürleşerek, parçalanarak can verdik. Ve arkamızdan sen ‘maliyet’ dedin bizim için.”
Bir Hataylının sesi hiç ama hiç gitmeyecek yüreğimden...
'Ama Biz Öldük...'
Yazarın Son Yazıları
İktidara geldiklerinde dindar ve kindar bir kuşak yetiştireceklerini açıkladılar.
Zaman uçuyor.
27 Mart 2026-Uşak Belediyesi’ne operasyon.
Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!
Samsun Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir çağrı alınca “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” programımı sunmak üzere kendimizi o muhteşem kentte bulduk.
Ama gerçekten olacak şey mi?