Antalya’dan sevgiler...

Antalya’dan sevgiler...

04.10.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

57. Altın Portakal Film Festivali başladı ve 10 Ekim’e kadar devam edecek

Fatma Girik, 50. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü Ediz Hun ve Şevval Sam’ın elinden almıştı. Girik, geçmiş yıllarda geleneksel Yeşilçam Korteji’nde de sinemaseverleri selamlamıştı. Bu yıl kortej salgın nedeniyle yapılamadı.

İstanbul’dan Antalya’ya 7-8 saat süren otomobil yolculuğu sırasında, memleketim ne güzel, ne muhteşem demekten kendimi alamıyordum. Kütahya, Porsuk Ormanı, Afyon Ovası, Isparta’ya doğru su sesleri, Burdur yolunda Sagalassos tabelaları... Gelin görün ki bütün bu güzellikleri kavgayla, yalanla, talanla, yoklukla, yoksullukla (üstelik varken yoklukla), ayrımcılıkla, baskıyla perişan etmek... Geçelim...

Antalya girişinde elinde altın portakal tutan altın kadınların heykelleri karşılıyor her geleni. Bunlar kaldırılmıştı. Şimdi geri gelmişler. Belki de kadın figürü, hele beden hatları görülüyorsa, ahlaka aykırı ya (!) ondandır... Bir de kentin her yanına dağılmış festival afişleri...

Afişlerden birinde sevgili Fatma Girik, Akdeniz gibi bakıyor. O gözlerde hem gençliğin meydan okuyuşunu hem de binlerce yıllık birikimi, görüyorum. Diğer afiş günümüzde her şeyimizi borçlu olduğumuz, hakları yok sayılan sağlık emekçilerine ilişkin. Bence de tüm Altın Portakallar onlara... Festivalde biletli açık hava gösterimlerde her seans için 2020 yılının gerçek kahramanları sağlık çalışanlarına 50 adet davetiye ayrılması da harika bir düşünce...

Çağrışımlar yolculuğu 

Ülkenin en eski, en köklü film festivalindeyim. 70’li yılların ortalarından beri Antalya Altın Portakal Festivallerinin müdavimiyim. İster istemez çağrışımlar, çağlayanlar halinde üşüşüyor aklıma...

Belediye Başkanı Selahattin Tonguç’un çabaları... Edebiyatla sinemanın buluştuğu yıllar, Aziz Nesinli, Vedat Türkalili festivaller... Akşamları kumsalda ateş başında bir Zülfü Livaneli, bir Rahmi Saltuk’tan dinlediğimiz türküler... Çok genç bir Sezen Aksu’nun utangaç ilk şarkıları... ve elbet birbirinden değerli filmler... Ama bir anı var ki muhteşem. 

Yıl 1979. Ecevit dönemi. Ortalıkta “sol” kokusu. Jüri ilerici. Sevgili Onat Kutlar bakanlığında sinema danışmanı... Konyaaltında belediye tesislerinde kalıyoruz. Sabahları uyanma zilimiz Zamphir’in pan flütü. Bir müziksever hoparlörden her sabah onu yayımlıyor... (O gün bugün Zamphir’in müziği bana rüzgârdan çok, beyaz kumsalların uçsuz bucaksızlığını çağrıştırır.)

Bu muhteşem havayı GÜM diye tepemize inen Ankara’dan gelen bir haber berbat ediyor. “Sansür Heyeti” festivalde yarışacak 2 filmi sansürlemiş. Ömer Kavurdan “Yusuf ile Kenan” ve Yavuz Özkan’dan “Demir Yol”. 

Eşşoğlu eşşek efendim

Kıyamet kopuyor, jüri, sanatçılar yazarlar isyanda... Ankara’ya telefonlar. İzin çıkmazsa, herkes terk edecek. Bekliyoruz... Sonunda Ankara’dan telefon geldi:  

Manzara: Ömer Kavur telefonda, hepimiz onun çevresinde. “Benim efendim”... “Evet ”... “Anladım Efendim”... “Eşşoğlu eşşek efendim!”, “Ananı avradını efendim!”

Küt! Telefon kapanıyor. Dünyanın en terbiyeli, en efendi film yönetmeni Ömer Kavur delirmiş olmalı... O ise gülümseyerek bize bakıyor: “Ne yapayım, çıkarmamı istedikleri küfürleri tekrarlamamı istediler, diyor... 

Elbet kimse filmine dokundurtmadı. Tüm yönetmenler eserlerini geri çekti. Ve o yıl festival yapılmadı. Bir yıl sonra 12 Eylül faşist darbesi silindir gibi ülkeyi dümdüz ettiğinden, iki yıl üst üste festival yapılamadı.

Yıllar sonra, hem Ömer Kavur’un hem Yavuz Özkan’ın filmleri Altın Portakal ile ödüllendirilecekti. Sansür kurulu başkanının adını bugün bilen yok; iki arkadaşımın adı yaşıyor, yaşıyacak... Işık içinde uyusunlar!

Ah şu jüriler 

Bu yazıyı yazarken, henüz festival başlamamıştı. Siz okuduğunuzda başlamış olacak... Bilenler bilir, her ne hikmetse, son iki yıl Ulusal Film Yarışması kaldırılmıştı. Neyse 2 yıl aradan sonra geri geldi. 

57. Antalya Film Festivali’nde “Ulusal” yarışmalarda 12 uzun metrajlı, 12 kısa ve 10 belgesel yarışıyor. Ayrıca “Uluslarası” yarışma da var. Her birinin jürisi ayrı...

Önceki akşam benim de içinde bulunduğum Ulusal Yarışma Jürisi festival yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu ve koordinatör Onur Güven’le buluştuğumuzda önce Antalya’da herkesin neredeyse âşık olduğu Başkan Muhittin Böcek’in iyiye giden sağlık haberlerini aldık. 

Pandemiye göre tüm önlemler alınmış durumda: Açık hava gösterimler, mesafeli, maskeli... Hatta o kadar ki Ahmet Boyacıoğlu’nun, bir gazeteciye alınan önlemleri anlatırken gülerek “Jüri başkanı zaten doktor” demesi; mizah duygusu, ironi anlayışından yoksun sosyal medya tutkunlarının elinde oyuncak olmuştu! 

Bizim jüri şöyle: Başkan: Ercan Kesal (Doktor olduğu için değil; çok üretken bir yazar, oyuncu, yönetmen olduğu için ve son filmi “Nasipse Adayız” ile hepimizi büyülediği için Gülse Birsel (zekâ küpü, usta yazar), Kıvanç Sezer (“Babamın Kanatları” filmiyle sinemamızı sarsmışlığı vardır, ödüllere boğulan “Küçük Şeyler”i henüz göremedim.), Taner Birsel (Hem tiyatroda hem sinemada oyunculuğuna hayranım) ve ben... 

Ama zaten biliyorsunuz değil mi: “En iyi jüri benim filmimi beğenen jüridir; en kötü jüri benim filmimi beğenmeyen...”  

İyi pazarlar!

Ulusal Yarışma’nın filmleri...

- “Çatlak” - Fikret Reyhan

- “Dersaadet Apartmanı” - Tankut Kılınç

- “Dirlik Düzenlik” - Nesimi Yetik 

- “Flaşbellek” - Derviş Zaim

- “Gelincik” - Orçun Benli

- “Gölgeler İçinde” - Erdem Tepegöz

- “Hayaletler” - Azra Deniz Okyay

- “İnsanlar İkiye Ayrılır” Tunç Şahin

- “Kar Kırmızı” - Atalay Taşdiken

- “Koku” - Barış Gördağ, Yasin Çetin

- “Kumbara” - Ferit Karol

- “Ölü Ekmeği” - Reis Çelik

Yazarın Son Yazıları

Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025
Yaşar Kemal’e adanan bayram

26 Eylül’de Ankara’da 93. Dil Bayramı’nı kutladık. Dil Derneği ve Çankaya Belediyesi’nin ortaklaşa etkinliği Yaşar Kemal’e adanmıştı.

Devamını Oku
28.09.2025
Ellerinde Toprak

“Sömürü bir bütündür. Bütün insan değerlerinin sömürülmesiyle, doğa değerlerinin hoyratça sömürülmesi bir arada gidiyor. Türkiye toprakları yıkıma uğratılıyor, hopur ediliyor. Biz Türkiye üstünde mirasyedileriz. Yıkımımızdan Türkiye’nin hiçbir insanı ve doğa değeri kurtulamıyor.”

Devamını Oku
25.09.2025
‘Üç Ayaklı Kedi’ İstanbul’da

İstanbul dolu dizgin.

Devamını Oku
21.09.2025
Nice yıllara Hrant Dink

15 Eylül, arkadaşımız, yoldaşımız, omuzdaşımız, ülkemin en aydın, en dürüst, en yararlı, en barışçı insanlarından Hrant Dink’in yaş günüydü.

Devamını Oku
18.09.2025
Düşme var düşüş var

Bundan önceki yazım şöyle bitiyordu: “Yeryüzü muhteşemdi. Türkiye’nin asla uygarlıktan, yaratıcılıktan, aydınlıktan ve gelecekten vazgeçmeyeceğine dair umutlarımız tazeleniyordu.”

Devamını Oku
07.09.2025
Büyülü aydınlık bir gece

Elbe Nehri’nin kıyısında görkemli mi görkemli o yapı bir mucize gibi yükseliyor.

Devamını Oku
04.09.2025
Hapishane ve ödül: Vicdan ve haysiyet

Hafta içinde hapisteki iki çok değerli insanımıza yine uluslararası ödüller verildi.

Devamını Oku
31.08.2025
Paramparça ve umut

Bunalıyorsunuz, kahroluyorsunuz, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik diyorsunuz...

Devamını Oku
28.08.2025
Dünyanın sesleri İstanbul’daydı

Bu başlığı yazdım. İstanbul’da bir haftadır süren o muhteşem coşkuyu paylaşacağım diye düşünürken birden bir suçluluk duygusuna kapıldım.

Devamını Oku
24.08.2025
Edremit Kitap Fuarından...

Edremit Kitap Fuarı’ndayım...

Devamını Oku
21.08.2025