Bellek tazeleyen üç dost

18 Mart 2021 Perşembe

Gazetecilerin şiddete, hakarete maruz kalmaları, öldürülmeleri şart değil; susturulmaları, mahkemelerde sürünmeleri, hapse tıkılmaları... Bu yazıyı yazarken sayısız gazetecinin davası sürerken, muhabirimiz Seyhan Avşar’ın beraat haberiyle seviniyorum (ki benim için gazeteciliğin en kutsal yönü muhabirliktir); Hakan Aygün’e 7 ay hapis cezası verilmesine kahroluyorum. 

Şu son dönemde üç gazetecinin bellek tazeleyen üç kitabını okudum... Üçünün ortak yanları, her üçüyle de birlikte çalışmış olmaktan onur duymam ve onları aynı yazıda buluşturma gayretim değil elbet. Üçü de mesleğin farklı alanlarında çalışsa da yaptıkları işe tutkuyla bağlılar. Ortak yanları: Bilgiye, birikime saygıları ve önce insan olmaları. İyi, namuslu, dürüst insan. Sahici ve alçakgönüllü insan. Mesleği asla çıkar uğruna kullanmayanlardan... Birkaç tümceyle  dostlarımı takdimimdir:  

Sami Kohen   

O, basın dünyasının duayeni. Bugün 93 yaşında ve hâlâ yazıyor. Dış politika dendi mi, ilk akla gelen. Çaylak bir muhabir olarak Milliyet’e girdiğim 1968 yılında o, gazetenin demirbaşıydı ve yalnız bana değil, tüm gençlere kol kanat gererdi. Bir de önlerinde kapılar açmaya, onlara değişik fırsatlar yaratmaya bayılırdı. Bana da bu şansı verdi. Ama beğenmediğini de acımasızca eleştirirdi. Ondan ne çok şey öğrendim. 

“Ver Elini Dünya” adlı kitabı (Libra Yayıncılık), dünyanın dört bir yanından heyecan verici olayları; çeşitli ülkelerden siyasi portreleri, dünya politikasının labirentleri arasında eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Nihal Boztekin’in nehir söyleşisiyle ilerleyen kitap,f su gibi akıyor. Sami Kohen’in dünyayla Türkiye arasında kurduğu köprülere, “kapalı” diye bilinen ülkelere ilk giren gazetecinin serüvenlerine tanıklık ediyoruz.  

Yalçın Doğan 

Yeni kitabı “Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz” (Sia Yayınevi) soluk soluğa okunuyor. 1970’lerden 2006’ya dek yaşadıklarımız. Türkiye politikasının görünen ve görünmeyen yüzü...  

Yalçın Doğan, 1989’da Milliyet’e geldiğinde, daha sonra Umur Talu’yla birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlendiğinde ne sevdiğimi dün gibi anımsıyorum. Sonra 2003’te yine aynı günde gazeteden kovuluşumuz. 

İnsan belleği ne tuhaf; ne çok ve ne çabuk unutuyoruz. Yeni kitabını okurken 12 Mart’tan, 12 Eylül’lerden, işkencelerden, politik labirentlerden, kâh gülümseten kâh içimdeki acıyı büyüten anılardan geçerken... İçimden bu kitabı tüm gençler okumalı diyordum.  

Edebiyat düşkünlerine bir ipucu: Kitap Arthur Miller ve Harold Pinter’in 12 Eylül sonrası Türkiye ziyaretiyle başlıyor!  Kaçmaz bir anı... (Keşke kitabın sonunda bir isim dizini olsaydı!) 

Güray Öz       

Güray Öz’ü önce yazılarından tanıdım. Ve o gün bugün, yazılarındaki sınıfsal bakışa, entelektüel birikime, duyarlılığa hayran kaldım. Cumhuriyet’te onunla çalışma mutluluğunu yaşadım.    

O deneyimli bir gazeteci-yazar; aynı zamanda şair. Yeni kitabı “Dinleyin, Size Bir Şey Söylüyorum” (Kırmızı Kedi) yaşadıklarımıza tanıklık eden bir şiir kitabı... Keşke kitaba adını veren şiiri buraya alsam ama imkânsız. Kesip biçmeye de gönlüm razı olmadı. Onun yerine şiiri üzerine söyledikleriyle bitiriyorum yazımı. (İleri Haber’den alıntıdır.)

“Yaşadıklarımızı anlatmakla yetinemeyiz, bizde bıraktığı izlenimi, hasarı, öfkeyi umudu da aktarabilmeliyiz, makale yazarken buna yaklaştığınız ölçüde şiire de yaklaşırsınız. Şu güneşin altında söylenmedik söz kalmadı derler ya aslında söz tükenmez. Hayat vurduğu kırdığı, zulmü sevinciyle, savaşı barışıyla her gün kendini yeniliyor. Biz de sorumlusu olduğumuz hayatın ve doğanın kahramanları ya da kurbanları olarak yazıp çiziyoruz. Bu nedenle söz bitmez. Sözü en iyi süzmenin, aklı duygunun süzgeciyle daha can yakan ya da cana dokunan hale getirmenin yolu şiirdir. Zirvesi ise sözü de gereksiz kılan müziktir. Şair ile şiir okuru ya da okur arasındaki ilişki de bu duyguyu anlatabilmenize bağlı.” 

Üç dostuma sonsuz teşekkürler! 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaşasın 1 Nisan 1 Nisan 2021
Yaşasın tiyatro 28 Mart 2021