Köşe Yazısı

A+ A-
Feyzi Açıkalın

Havalimanındaki kadın

27 Nisan 2019 Cumartesi

Türkiye gündeminin acayipliği ve sosyal medyanın haberi yayma gücü, böylesi zayıf tanımlı bir başlığın bile kolayca anlaşılmasını sağlıyor.

Olayın geçtiği havalimanının adının henüz konamamış olması(!) konuyu anlamada zorluk yaratacak zannedilse de, bu yazının Bodrum yolcusu bir kadının çıkardığı marazayı yorumlamak üzere kaleme alındığı tahmin edilebiliyor.

Havalimanındaki kadının, uçak şirketi görevlisini bankodan çıkartıp üstüne getirtecek kadar azarlayıp, kışkırttığı görüntüyü, sinirim bozulmasın diye sesini açmadan birkaç kez izledim. Vücut dilinden anlayacak deneyim ve yaşta olan birisi olarak, ekrana yansıyanlar bile yaşananlar hakkında fikir verdi.

Twitter’daki bir yorumda bahsedildiği gibi kadında tipik bir Amerika görmüşlük ya da çok film izlemişlik vardı. “Hop hop hoop, temas yok!” Amerika’dan ödünç bir kalıptı. Ama burası Türkiyeydi. Sözgelimi, “Ne diyon lan yalloz!” diyerek saçından tutulup yere çalınacağı bir semtte bu sözün bir karşılığı yoktu.

Kadının kim olduğuyla hiç ilgilenmedim. Sosyal medyada yediği, bence abartılı linç sonrasında ortaya serilen fotograflara da itibar etmedim. Çünkü olayın bu kısmı beni hiç ilgilendirmiyordu.

Görüntüyü ilk izleyişimde “Ben bunu biliyorum” dedim. Sürekli bir, “ders verme, had bildirme ve intikam alma” derdindeki bu insan davranışlarına o kadar çok tanık olmuştum ki. Yüksek sesle itirazını hedef kişi ya da ortalığa yönelten, sonra da onay verilip verilmediğini anlamak için etrafına bakınan o insanları iyi tanıyordum.

Onlara daha çok havalimanlarında rastladım. Havaalanları onların sahasıdır. Çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin, havaalanları kendi içindeki yüksek standartları barındırır. Orada düzen, modernite ve teknolojinin uyulması elzem kurallar bütünü vardır.

Ve bu mekanları yalayıp yuttuğuna inanan o insanlar, uygarlık diye tanımlanan, aslında insan yaşamını kolaylaştırıcı kurallar bütünlüğünden başka bir şey olmayan düzeni en çok hak edenlerin kendileri olduğuna inanırlar. Böylece, konformizmlerini bozmaya yönelik herhangi bir davranışa tepki de onların önceliğindedir.

Bu hep böyleydi. Ancak son dönemde insanları, “Onlar ve bizler” diye ayrıştıran AKP iktidarından sonra ders verme, had bildirme aşaması bir faz atlayarak “intikam almaya” geçti.

Özellikle şehir seçkininin, mahallesinin bakkalı, kuaförü, kasabı, taksicisi darlığındaki oluşturduğu o korunaklı alanın dışındaki her kurum, AKP taraftarı ya da iktidarla iş tutan işletmeler olarak algılandı.

Yaşadığı bölgeye, siyasiler tarafından vaat edilen demiryolunun ne zaman ulaşacağını soran insana, DDY Yatırımlar Dairesindeki kişinin bilgi vermekten ziyade azarlayan ses tonu…

Elektrik kesintileri konusunda eleştirdiği elektrik dağıtım şirketindeki sorumlunun abonelerini suçlayıcı üste çıkışları…

İktidar ortağı olduğu bilinen bir marketler zincirindeki uygulamanın yanlışlığı konusunda bilgilendirilen mağaza müdürünün müşteriyi dövecek tonlamayla savunmaya geçmesi, iktidarın yol açtığı bir kutuplaşmanın en somut göstergesi gibi geldi insanlara.

Siyasi iktidarın yandaşlarına önerdiği, “hınçların yüksek tutulması” öğüdüne karşılık vermenin en kolay yolunun, onun bir parçası saydıkları kurum ve kişilere karşı aşağılayıcı bir tavır takınmaktan geçildiği zannedildi.

Tabii ki başarılı olunamadı. Ördüğü koza içinde Türkiye ve dünya gerçeklerinden uzak yaşayanlar, yeryüzüne indiklerinde yine iktidar karşıtı ama aklı selim insanlarla karşılaşacaklarını ummamışlardı. Karşı taraftan yiyeceği tokatın daha okkalısı onlardan geldi… Bence olayın bir okuması da böyle olabilir…

Tümü Feyzi Açıkalın - Son yazıları

“Babacı” erkeklere selam olsun 16 Haziran 2019 Paz
Gelseler bir dert gelmeseler başka… 9 Haziran 2019 Paz
İmamoğlu’nun taşradaki etkisi Gezi’den neden farklıdır? 7 Haziran 2019 Cum