Köşe Yazısı

A+ A-
Dikmen Gürün

Atina Epidaurus Festivali

18 Haziran 2019 Salı

Atina Epidaurus Festivali 30 Mayıs’ta başladı. 10 Ağustos’ta bitiyor. Uzun ve zengin bir program. Uluslararası yapımlar, Antik ve çağdaş Yunan tiyatrosu, müzik, dans, eğitim programları belli başlı bölümler. La Fura Dels Baus, Robert Wilson, Anne Teresa de Keersmaeker, Romeo Castelluci, Theatre du Soleil – Robert Lepage, Comedie Française – Ivo van Hove dikkatimi çeken uluslararası konuklardan birkaçı. Bu arada, Georg Dalaras da Şef Hakan Şensoy’un yönetiminde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile 19 Haziran’da bir konser verecek Akropol eteklerindeki görkemli Odeon Herodos Atticus’ta. Ayrı bir büyüsü var Atina’nın orta yerindeki bu tiyatronun. Bir zamanlar Rumeli Hisarı Sahnesi de böylesine büyüleyiciydi. Ama, AKP iktidarı Rumeli Hisarı’nın sanat damarını kesiverdi 2015 yılında.

[Haber görseli]

Dünya sahnelerinde La Fura dels Baus
La Fura dels Baus’u hem İstanbul Tiyatro Festivali’nden hem de kuruluşunun 40. yılında Haliç Camialtı Tersanesi’nden “İstanbul İstanbul” ile denizden ve gökyüzünden İKSV’ye yolladığı o güzelim selamdan tanıyoruz. Uzun sanat yolculuğunda dünyanın iddialı sokak tiyatrolarından biri olarak dikkat çeken La Fura, son yıllarda artık operaya ağırlık veriyor. Bu alanda adından sıkça söz ettiriyor. Arena di Verona’dan Salzburg Festivali’ne, Ruhr Trienali’ne, Paris, St. Petersburg, Münih... her gittiği yerden ses getiriyor. Kimi zaman ayakta alkışlanıyor, kimi zaman sorgulanıyor ama, hep o kabına sığmaz yorum tarzıyla “ben buradayım” diyor. Zaten, La Fura dels Baus bu özelliğinden dolayı, “nev-i şahsına münhasır” bir topluluk olarak anılmakta. Gerçekten de, “La fura dili” kendine özgü yaratıcı bir dil. Geçtiğimiz hafta Atina’da, Odeon Herodos Atticus’ta, “Norma”yı izlerken aynı şeyi bir kez daha düşündüm. Keşke bizde de Devlet Operası ile La Fura birlikte hayata geçirecekleri bir yapıma imza atsalar diye aklımdan geçirdim.
Bu arada küçük bir hatırlama: “Norma”nın Yunan Devlet Operası’ndaki ilk temsilinde, ağustos 1960’ta Epidaurus’da baş rolde Maria Callas çıkmış sahneye. Leyla Gencer de 1965’te Milano’da La Scala’da ve Arena di Verona’da Norma’ya hayat vermiş.

Carlus Padrissa’nın gözünden “Norma”
Carlus Padrissa ve Alex Olle La Fura dels Baus’un temel direği iki sanat yönetmeni ve yorumcu. Kimi zaman birlikte, kimi zaman ayrı çalışıyorlar. Atina Epidaurus Festivali’nde yer alan Yunan Devlet Operası yapımı “Norma” Carlus Padrissa yorumu. Felice Romani’nin şiirsel dizeleri ve Vincenzo Bellini’nin bestelerine sahnede hayat veren isimler; Carmen Giannattasio (Norma), Marjorie Owens (Adalgisa), Arnold Rutkowski (Pollione), Raymond Aceto (Oroveso), Yannis Kalyvas (Flavio). Diğer solo partisyonlar ve zengin koro Yunan Devlet Operası sanatçıları tarafından seslendiriliyor. Devlet Operası Orkestrası’nı yöneten Georgios Balatsinos. Sahne tasarımı (Carlus Padrissa), ışık ve kostüm tasarımı, video projeksiyonu, hareket düzeni La Fura dels Baus imzasını taşıyor.

Dün, bugün ve yarın arasında kurulan köprü
Carlus Padrissa, 21. yüzyılın yaşam biçiminin getirdiği iklim değişikliği kabusuna duyarlı bir sanatçı. Doğanın insan eliyle hırpalanması, çevre kirliliği, plastik atıklar onun gündemini oluşturuyor. O nedenle, “Norma”yı MÖ 50 yılından alarak, 2050 yılına; Doğu Akdeniz’de yaşanan bu kabusu biraz daha hafif atlatan ama yine de plastiklerden oluşan bir adaya taşımış. Burası, Padrissa’nın yorumunda Druid’lerin köyüdür, kutsal rahibelerin tapınağı değil. Ve bu adada yaşayanlar içecek sularını, ekecek tohumlarını yaşlı bir ağacın köklerinden yapay yollarla elde etmektedirler. Pırıl pırıl parlayan bu tohumlar belki de ileriye dönük olarak bir kurtuluş ışığıdır. Ne var ki, çevre kirliliği bu adada yaşayan Druid kadınlarını kısırlaştırmıştır. Sadece Norma’nın iki oğlu vardır. Çocukların babası ise bu adayı ele geçirmek için çıkar hesapları yapan büyük bir Avrupa şirketinin temsilcidir.
Carlus Padrissa, dün, bugün ve yarın arasında kurduğu köprüde Nietzsche’nin “Müziğin Özünden Tragedyanın Doğuşu” adlı eserinden esinlendiğini belirtiyor. “Plastikten yetişen bir ağaç, bir tapınak, bir taş, yapay bitkiler, hava, ateş, toprak, savaşlar, aldatma, cesaret, açıklanamayan heyecanlar, coşkun duygular ile müziğin buluşması.” Odeon Herodes Atticus’un taş sütunlarına yansıyan akışkan gölgeler, köşeli ve hareketli yapay ve dikey konstrüksiyonlar, tohumların saçtığı ışığı plastik giysilerinden yansıtan güçlü bir koro, dolup boşalan su tankları... Her şey 2050’lerde yaşanacakları işaret ediyor sanki... Ve bu farklı yorumla “Norma”yı yine de romantik iniş çıkışlarıyla, kucakladığı değerlerle keyifle izliyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, Ay Tanrısından barış dileyen “Casta diva” hep orada...

Tümü Dikmen Gürün - Son yazıları

SSM’de ‘Müzede Sahne: Gösteri Sanatları Günleri’ 30 Temmuz 2019 Sal
Tiyatro ile sorunları nedir? 16 Temmuz 2019 Sal
Bir Cumhuriyet Kadını: Semiha Berksoy 2 Temmuz 2019 Sal