Müjdat Gezen, Sadık Şendil ve “7 Kocalı Hürmüz” buluşması ülkenin şu karanlık günlerinde yüzümüzü güldürdü, gülümsetti bizleri. Geleneksel tiyatromuza, seyirlik oyun geleneğimize günümüzden bir sesleniş oldu Müjdat Gezen’in yönettiği ve de Çağla Şikel’in zarif yorumuyla seyirciyi keyiflendirdiği oyun. Suzan Kardeş, Defne Yalnız, Sarp Bozkurt, Şeyla Halis, Orçun Kaptan, Diren Polatoğulları, Mehmet Fatih Dokgöz, Bilal Çatalçekiç, Barış Taşkın, Cengiz Gezgin, Ramin Nazir’e ve tabii ki Müjdat Gezen’e, MSM öğrencilerine uzanan geniş oyuncu kadrosu pekiştirdi keyifleri... Ekip, kendi içinde olduğu kadar seyirciyle de hoş bir alışveriş gerçekleştiriyor zannımca. Bir Mehmet Uslu&Onurcan Taş yapımı olan müzikalin koreografisi ve danslar Anadolu Ateşi’ne ait. Eski İstanbul’da orta halli bir semti çağrıştıran renkli sahne tasarımı Barış Dinçel imzasını taşıyor. Yine canlı renkleri yansıtan kostüm tasarımı Başak Özdoğan’a ait. Işık tasarımı ise Kaan Eman... Atilla Özdemiroğlu’nun o unutulmaz bestelerini Emirhan Cengiz’in müzik tasarımıyla dinliyoruz. Görüldüğü gibi; uzun bir “yaratıcılar” listesi söz konusu. Oyun da belki biraz uzun ama seyircinin bundan şikâyeti olduğunu pek sanmıyorum.
1986 yılında aramızdan ayrılan Sadık Şendil’in kuşkusuz ayrı bir yeri var Müjdat Gezen’in hayatında.
Geçtiğimiz yılın sonunda Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda iğne atsan yere düşmeyecek 2 bin kişilik salonunda izlediğim müzikal beni bir kez daha Gökmen Ulu’nun 2021 yılında yazmış olduğu Bir Kar Tanesinin Çığa Dönüşümü: Müjdat Gezen kitabına götürdü. Gezen’in Gökmen Bey’le paylaştığı Sadık Şendil’le ilgili anılarına bir kez daha göz attım.
Sadık Şendil’i yakından tanımak Şöyle diyor Müjdat Gezen söz konusu kitapta: “Sadık Şendil’i birçok kişi Yedi Kocalı Hürmüz, Kanlı Nigar, Kart Horoz, Çılgın Yenge, Kocamın Nişanlısı, Azgın Gelin gibi tiyatro oyunlarının yazarı olarak milyonlarca kişi de beş yüze yakın sinema filmine imza atmış senarist olarak, tanımlar. Ne yazık... Sadık ağabeyi Sadık ağabey olarak tanımamak büyük bahtsızlıktır.”
Ve şöyle devam eder: “Onu ilk kez, Suna Pekuysal’ın ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ filmi için götürdüğü yapım şirketinde tanıdım. (...) Sonra evine gider olduk Sadık ağabeyin. Şişli’de alçakgönüllü bir evde otururdu. Her gece sofra tamamdı. Münir Özkul, Suna Selen, Savaş, Yaman, Fevzi Tuna, ben. Dünya güzeli yemekler yapardı.
Rakıcıydı. Ama iyi rakıcıydı. İkinci kadehte birden Sadık ağabeyin anlatma vakti gelirdi. (...) O konuştu mu susmayacak adam daha doğmadı diyebilirim. Anında yaptığı esprilerdeki incelik az insanda bulunacak cinstendir.”
Bu keyifli sohbetin sonuna yaklaşırken de şöyle der Müjdat Gezen: “Ondan ilk öğrendiğim şey dramatik yapı kavramı olmuştu.”
Evet, her şeyden önce, “7 Kocalı Hürmüz”, Sadık Şendil’in vefatının 40. yılında, onun popülaritesini yıllardır kaybetmemiş olan toplumsal hiciv kavramına bir gönderme... Kadına şiddetin her türünün yaşandığı günümüzden düne, Hürmüz’ün sözde erkek egemen düzene karşı çıkan kişiliğinde anlamlı bir bakış...