Köşe Yazısı

A+ A-
Dikmen Gürün

SSM’de ‘Müzede Sahne: Gösteri Sanatları Günleri’

30 Temmuz 2019 Salı

Bu yıl 24 – 28 Temmuz tarihleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde yapılan “Müzede Sahne: Gösteri Sanatları Günleri” Genco Erkal ve Tülay Günal’ın müzik eşliğinde Fıstıklı Teras’ta sunduğu “Yaşamaya Dair, Bursa Cezaevinden Mektuplar”la başladı. Hem Nâzım Hikmet’e bir selamdı bu oyun Boğaz sularından, hem de bu yıl sahnede 60. yılını kutlayan Genco Erkal’a ve 50. yılını kutlayan Dostlar Tiyatrosu’na...
Bu tür buluşmaları, etkinlikleri mümkün kılan Sabancı ailesi ve de Sakıp Sabancı Müzesi, Sabancı Vakfı İstanbul’un ruhuna çok şeyler katıyor.
İlk yapıldığı 2017 yılından bu yana “Müzede Sahne” etkinliğinin Sanat Yönetmeni Emre Koyuncuoğlu. Koyuncuoğlu ve ekibi başarıyla götürüyor çalışmalarını...

Şiirselleşmiş Beden
“Müzede Sahne”nin bu yılki teması “Şiirselleşmiş Beden”. Bu tema çevresinde sunulan seçkilerin ötesinde yeni üretimler de desteklenerek bedenin şiirle, sanatla ilişkisi çeşitli perspektiflerden ele alınmış. Koyuncuoğlu, “İstanbul’u da bir beden olarak görmememiz imkânsız” diyor. Gerçekten de öyle... Buradan hareketle, ben de “Kent / Sanat / Kültürel Kimlik” başlıklı açılış konuşmamda yüzümü İstanbul’a dönüyorum. Konuşmamdan bölümler, düşünceler paylaşıyorum... Bir anlamda günümüze göndermeler...

Kentler ortak yaşam alanları
Evliya Çelebi Boğaz’ın iki yakasında, keyifle salınan bir İstanbul’dan söz etmiş... Bugün de o denli keyifli mi salınıyor bilemiyorum... Yıllar içinde, hele de son yıllarda hoyratlıklardan nasibini fazlasıyla almış. Dikey yapılaşmaların, kentsel dönüşümlerin, yok edilen yeşil alanların, iç ve dış göçlerin yorgun düşürdüğü bir şehir. İlber Ortaylı Hocamızın “İstanbul’dan Sayfalar” kitabında dediği gibi “başka İstanbul yok!” Ama bu gerçeğin farkında mıyız?
Kentler, içinde yaşayanların ortak alanları. Sosyal değişimler, kültür ve sanat alanında yaşanan güzellikler ve çirkinlikler / yapımlar ve yıkımlar kentli olma bilincine sahip bireyin, özellikle de sanatçının belleğini, bedenini zorladığı sürece yeni boyutlar kazanacaktır.

Özgür düşünceye alan açan kentler
Sanatçı, kentin ve kendi kişisel tarihinin bilincinde olduğu sürece yaşamlar zenginleşecek, ilişkiler güçlenecektir. Değerli eğitim bilimci ve tiyatro insanımız İsmail Hakkı Baltacıoğlu, daha 1940’lı yıllarda “Sanat her hangi bir ıstırap, şuursuz bir duygu gibi benliğimizin sadece heyecan ve ihtiras bölgelerini tutup fikir ve düşünce âlemimizi alakasız bırakmaz” demişti.
Amsterdam Üniversitesi’nden Steve Austen da, “Kent” başlıklı yazısında; sosyal, politik ve dini baskıların yaşanmadığı, tutuculuğa prim vermeyen, özgür düşünceye alan açan kentlerin, sanat söz konusu olduğunda da evrensel ölçütlerle çevrelendiğini söyler.
Şu halde, kentte nefret söylemine yer vermeden birlikte yaşamak, birlikte var olmak, hem birey hem toplum olarak birlikte üretmek... Önemli olan budur. Sanatsal üretimle çoğalmak...
Ve bunu çağdaşlığa giden yolda değerlendirmek... Ve yine Steve Austin diyor ki: “Müzeler, tiyatrolar, büyük ve küçük topluluklar, konser salonları, sokak tiyatroları, performans sanatçıları, atölyeler, sergiler, galeriler hepsi bir var oluş ve ölüm sürecidir. Ölüm olmadan yaşam olmaz. Sanatta yeni gelişmeler olmadan dengeler bozulur. Bu da tek yönlü olarak, geri dönülmez bir biçimde bir katılaşmaya yol açar. Gözler ve kulaklar her daim açık tutulmak zorundadır. Yoksa, her şey fosile döner ve kentin yaşam soluğu tükenir.”
İstanbul, her şeye karşın, yaşam soluğu tükenmeyecek kentlerin başında geliyor kuşkusuz...
Ancak her solukta tazelenecek bir İstanbul için, şiirselliğini, belleğini, kültürel kimliğini yeniden yenilenerek inşa edecek bir kent için sanat temel bir gereklilik olarak, çeşitli hallerde ve biçimlerde bir kez daha koyuyor kendini ortaya... “Müzede Sahne: Gösteri Sanatları Günleri”nde olduğu gibi...
Vefatının 5. yılında sevgili ve kıymetli hocam, değerli dostum Prof. Dr. Sevda Şener’i saygıyla, sevgiyle anıyorum.
Türk Tiyatrosuna oyunlarıyla katkıda bulunmuş, yazdığı eserler sıklıkla sahnelenmiş, 30’dan çok dile çevrilmiş olan Tuncer Cücenoğlu çok zamansız ayrıldı aramızdan. Üzüntümü saygıyla paylaşıyorum...

Tümü Dikmen Gürün - Son yazıları

On yıl sonra Pina Bausch’u bir kez daha anmak 10 Eylül 2019 Sal
SSM’de ‘Müzede Sahne: Gösteri Sanatları Günleri’ 30 Temmuz 2019 Sal
Tiyatro ile sorunları nedir? 16 Temmuz 2019 Sal

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Sakıp Sabancı, Genco Erkal