Köşe Yazısı

A+ A-

Suriye: Ucu bucağı belli değilse, bataklıktayız...

5 Eylül 2016 Pazartesi

Onlarca silahlı-cihatçı örgütün, Rusya’nın, ABD’nin ve himayesindeki PKK uzantılı PYD’nin, IŞİD’in ve tabii Suriye Ordusu’nun ve uçakların cirit attığı Suriye’ye ikinci bir cephe açtı TSK.
Buna Suriye’de amaçlanan hedeflere ulaşmak için askeri zorunluluk da dersiniz... Zaten baştan planlanmıştı, şimdi gerekli oldu da.
Veya savaş batağı içinde çok yönlü planların sahada uygulamaya konduğu Suriye’ye askeri müdahale, koşullar biraz değişince zorluklarla karşılaşabilir.
Veya, ikinci cephe, üçüncü cephe açılmasını da dayatabilir.
Tabii, sınırına yakın askeri operasyon yapmanın nispi kolaylığı yanında, uzaklaştıkça ve daha büyük bir sahaya yönelik operasyon yapmak durumunda kalırsan, yeni askeri kuvvetlerle, top-tüfek, uçakla iyice savaşın içine girersin.
Bakmışsın ki bir ordun orada.. pek çok cephede savaşıyorsun... Ülke içinde 48 saatte 27 şehit verecek duruma gelen PKK terörüne karşı sürdürülen bir iç savaşın yanında, dış savaştan da tabutlar içinde mehmetçikleri mezarlarına yolcu etmeye başlamışız. Umarız böyle bir şey olmaz.. hepsi gittikleri gibi sapasağlam geri dönerler. Ama savaş bu!

Kafadan mı uyduruyorum?
Hayır, askeri operasyonun kamuya açıklanmış bir hedefi, sınırı, süresi konusunda bir bilgi yok. Var da, tatmin edici değil. Bir öngörüde bulunmak mümkün değil.
Elimizde örneğin Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın Sabah Daily’de yayımlanmış yazısı var. Orada diyor ki:
“Operasyon, DAEŞ (yani IŞİD) ve YPG de dahil olmak üzere tüm terör örgütlerini Türkiye’nin sınırlarından temizlemektir. Öte yandan daha önce yapılan anlaşmaya göre Münbiç’i terk etmesi ve Fırat nehrinin doğusuna çekilmesi gereken PYD ve silahlı kanadı YPG, DAEŞ tarafından bırakılan bölgeleri kontrol altına almak ve daha çok toprak kazanmak çabasındadır. Suriye’nin toprak bütünlüğünü PKK propagandası ve Batı’daki destekçilerine karşı koruyan Türkiye, hiçbir zaman PKK tarafından kontrol edilen bir devletçiğin sınırlarında kurulmasına izin vermeyecektir.”

Kalın’ın konuşmasındaki bam teli
Peki, Türkiye sınır güvenliğini ve ülke bütünlüğüne yönelik ciddi dış destekli bir tehlikeyi önleyici davranma hakkına sahiptir, diyelim. IŞİD ve PKK...
Güneydoğu’yu ele geçirmek için terör estiren PKK, bu kez beraber olduğu Suriye PYD ve silahlı örgütü YPG’nin tüm bölge sınırımızda (PYD-PKK koridoru) bir devletçik kurduğunu düşünelim. Bu durumda, Güneydoğu, Doğu Anadolu ve belki de tüm Türkiye’de daha büyük bir terörün de arka cephesi oluşmuş olur.
Türkiye’nin sınır güvenliğinin dışında, iktidarın siyasi ve askeri hedefi var mı?
En azından düşünce temelinde var olduğunu görüyoruz. Kalın’ın yazısında şu cümle hiç tartışma konusu yapılmadı:
Fırat Kalkanı Harekâtı, ılımlı Suriye muhalefetinin (Yani ÖSO’nun) yeterli desteği görmesi halinde, hem DAEŞ hem de Esad rejimi ile savaşabileceğini ve Suriye’yi terörden temizleyebileceğini gösteriyor.

Bu ne demek şimdi?
Kalın, sıradan bir kimse değil. Cumhurbaşkanı’nın en yakını. RTE’nin sözcüsü. Beştepe’nin düşüncelerini açıklayan insan.
Yazısındaki bu cümle, RTE’nin düşüncelerini yansıtıyor diyebiliriz. Kalın en azından askeri operasyonun amaç ve hedefleri üzerine tartışmalarda, görüşmelerde ve konan hedeflerde, en azından böyle bir stratejik hedefin de yan cepte tutulduğunu gösteriyor.
Dikkat edin: a) ÖSO aynı zamanda Esad rejimi ile savaşabilir ve Suriye’yi terörden (tabii ki Esad teröründen de!) temizleyebilir!
Hani koşulda? “Yeterli desteği görmesi halinde.”
ÖSO’ya bu desteği kim veriyor? Türkiye, TSK.

Kalın, açıklık getirmeli
Saray, en zor durumda kabul edebileceği Esad ile el sıkışmaktan nefret ediyor. Bu nedenle ÖSO’yu Esad’ı da yıkabilecek bir güç olarak görüyor. Veya en azından ABD’ye böyle bir hedef gösteriyor.
Saray’ın bugüne kadarki Suriye politikasının batmasından ve bunun nedenlerinden hiç ders almadığı görülüyor.
Rusya’yı, İran’ı zerre takmıyor. Suriye’nin ilerleyişinden de adeta endişe içinde.
TSK destekli ÖSO, Suriye güçleriyle çatışmayı göze alır mı? Kalın ne demek istiyor? Bu cümlesine açıklık getirmeli... Veya kendisine bu cümlesi sorulmalı.
Yazının başlığı, haksız mı?