Köşe Yazısı

A+ A-

Bush’tan Trump’a ‘terörle mücadele’

Paylaş
instela'da paylaş
17 Şubat 2017 Cuma

Trump yönetiminin dış politikada izleyebileceği olası rotanın genel görünümünün, bende “deja vu” hissiyatı yaratmadığı gün geçmez oldu. Şerhler koyarak açayım...
George W. Bush, 2000’de göreve başladığında “izolasyonist” olacağı eleştirileri vardı. “Jacksoncı” muhafazakâr Bush’un Amerikan siyasetinde olası ittifakları tartışılıyordu. Tabii dünya yeni bir binyıla AB’den esen liberal rüzgârlarla girmekteydi. Ortada, patlamasında sekiz sene sonra kendi payı da bulunacak mali kriz yoktu. Küresel kapitalizmin yapısal krizi de tartışılmıyordu. Rusya ile “reset” bildik tehditler eşliğinde İkinci Dünya Savaşı sonrasında hep olduğu üzere klişe mevzuydu.
Bush, popülist söylemleri ve sarsaklıklarıyla liberal entelektüel Amerikan siyaset sınıfı için “nahoştu”. Gafları ve İngilizcesini eğip bükerek yaptığı konuşmaları, o vakitler çalıştığım gazetede eğlenceli bir “Bushizm” köşesi açmamıza vesile olmuştu.
Bugün Trump’ın “Hıristiyan gelenekçiliği ve siyasal İslamı hedeflemesiyle” öne çıkan ideoloğu Steve Bannon üzerinden tartışmalar var. O günlerde ise Bush’un Evangelistliği, Beyaz Saray’daki dini sohbetleri gözdeydi. Yönetiminde “yeni muhafazakârlar” (neoconlar) etkindi. Cumhuriyetçi Parti’nin bugün Bannon’la vücut bulmuş “Çay Partisi”nin henüz nüveleri oluşmaktaydı.

***

11 Eylül saldırıları ile işler değişti. “Küresel terörle mücadele”, “Ya bizdensiniz, ya onlardan” söylemi hâkim oldu. Bush yönetiminin hışmı, hava korsanlarının 15’inin geldiği, saldırıların membaı Suudi Arabistan’a yönelmedi. Bunun yerine ABD’nin vaktiyle Riyad’la birlikte Sovyetler Birliği’ni çökertme stratejisi uğruna yatırım yapılmış Afganistan oldu. Yani Taliban ve “misafiri” El Kaide. El Kaide medyanın yalan haber katkılarıyla Irak’taki Saddam yönetimiyle ilişkilendirildi, 1990’ların başından kalma bitmemiş iş, kitle imha silahları yalanıyla birleştirilip Irak işgaline vardı.
İzleyen sekiz senede “izolasyonist” Bush, Amerikan askeri varlığını dünyanın dört yanında derinden hissettirdi.

***

Bugün ABD’nin dünyadaki askeri maceralarını pahalı bulup eleştiren “Amerika’ya öncelik vermek”ten bahseden, Rusya ile “terörle mücadelede işbirliği” arzulayan “işadamı” Trump var. Sağını solunu kestiremiyoruz.
Dış politikada işe koyulduğunda yaptığı “IŞİD’le savaş” vurgusu, çabucak IŞİD’le savaşın ön cephesindeki İran’ı hedef almaya dönüştü. Ve derhal daha kısa süre öncesine kadar Suriye ve Irak’ta IŞİD ve El Kaide gibi radikal cihatçı İslam olgusunun baş kaynağı gördüğü Suudi Arabistan ve Körfez’le ittifak tazeledi. Hatta mevzu 21. yüzyılın en büyük şakasına kadar vardı. CIA şefi Mike Pompeo, Suudi Veliaht Prensi’ni “terörizmle mücadeleye katkılarından” ötürü “George Tenet” madalyasıyla onurlandırıverdi.
Anketlere göre Amerikalıların çoğunluğunun Suudi Arabistan’ı “küresel terörizmin merkez üssü” gördüğü; The Atlantic gibi bir derginin bu ülke için “Amerika’nın teröristlerinin geldiği yer” diye başlık attığı; Körfez fonlarıyla ihya edilmiş Hillary Clinton’ın WikiLeaks’e sızan notlarında “Suudi Arabistan’ın İslami aşırılıkçılığına tek başına en büyük katkı yapan ülke olduğu ve para tedarikini kesmeye hiç niyetleri bulunmadığı” saptamasının yer aldığını düşünürsek, ne manidar!

***

CIA madalyayı boşuna vermiyor olsa gerek. Mesele salt ABD’nin Yemen’deki barbar savaşında Suudilere yeni destek sağlaması da değil. WSJ’a bakılırsa Trump yönetimi İran’a set çekmek üzere Körfez Arapları ile İsrail’i bir ittifakla birleştirmeye çalışıyor. Ve Suudiler, BAE ile birlikte bu işbirliği karşılığında ABD’de geçen yıl gündeme gelen ve Amerikan vatandaşlarının 11 Eylül saldırılarından ötürü kendilerine dava açılmasına olanak tanıyan 11 Eylül yasasının kaldırılmasını talep ediyorlar.
Buyrun “terörle mücadeleye”... Bush’un “bilinemezliği” çabucak çökmüş, “terörle mücadeleden” neyi kast ettiğini Ortadoğu’nun halkları ağır bedeller ödeyerek idrak etmişti. Korkarım sağı solu belirsiz Trump’la da farklı olmayacak. Zira Amerikalıların çıkarlarının peşinde koşarken tarihten ders çıkartma yetileri pek de güçlü görünmüyor.
Bu konuda yalnız değiller. Cumhurbaşkanı’nın son Körfez turuna bakın, anlarsınız.

Tümü Ceyda Karan - Son yazıları

Dış politika manzarası 28 Nisan 2017 Cum
Fransız ‘deja vu’su da değil, ucuz fars 26 Nisan 2017 Çar
ABD’nin dünyası 14 Nisan 2017 Cum