Doğan Medya’nın Milliyet patronuna satılması konusunda sosyal medyada paylaşımlarda acımasız yargılar var, “muhalefet” tarafında olanlardan bahsediyorum. “Zaten satılmıştı”, “iktidarın kuyruğunda gidiyordu, ha satılmış ha satılmamış ne fark eder”, “Gizli iktidarcı olmasındansa açık iktidarı savunması daha iyidir, maskesi düşmüş olur”...
Bir zamanlar orada çalışan bazıları da “dik duramadı, bizi atmayacaktı, şimdi bunun acısı çıkıyor” vb gibi yazılar döşeniyor.
Bunların hepsi yanlış bakışlar.
Bir iktidar tetikçisinin -en ünlüsü- kendi kafasına göre düzenlediği atılacakların listesine bakarlarsa, belki farklı düşünürler.
Çok geriye, Hürriyet’i yönetenlerin siyasetin göbeğinde hükümet politikaları yaptıkları döneme gitmeyeceğim ve bunu tartışmayacağım. Çünkü 10 yıldır bunun hiçbir anlamı yok.
Hürriyet, ister beğenin ister beğenmeyin, yine de milletin ortak vicdanını temsil ediyordu ve AKP’li seçmenin bile okuduğu gazeteydi. Sol’un vicdanından bahsetmiyorum!
Daima kontrol
İktidar özellikle 12 yıldır, kamuoyunda etkili olacak farklı görüşleri tartışacak, kanaatler yayacak, ama en azından yaşanan olaylara nesnel bakacak ve haberi izleyecek ana akım dediğimiz büyük medya organlarını kontrol altında tutma politikası izlemektedir.
Hürriyet, Doğan Medya grubu, kontrol isteğinde hep başta gelmiştir.
Ana akım medyayı kontrol altına alma operasyonu ilk Sabah-ATV medyasına yapılmıştı. 2007 yılında Ciner Holding’de olan bu medyaya TMSF el koymuş ve 2008’de iktidara yakın büyük patronlara, önce Çalık’a, bu grubun medyadan çıkmasıyla Kalyon grubuna, Cengiz grubuna satılmıştı. Sonra havuz büyümüş iktidarla iş tutan işadamları Sabah-ATV gibi durmadan kaynak tüketen havuzu doldurmakla görevlendirilmişlerdi.
Tabii bu patronların iktidardan milyarlık ihaleleri aldıklarını anımsatmaya gerek yok. Daha sonra havuza irili ufaklı Star vb. gibi gazeteler ve televizyonlar katıldı. Ama iktidarın gözü hiç doymadı. NTV ılımanlaştırıldı. Diğer ana akımdan sayılacak medyaların da kendi başına bırakıldığını sanmayın.
6.8 milyar TL’lik vergi operasyonu
Sabah-ATV operasyonlarından sonra 2009’da, bu kez bir mali operasyon Doğan Grubu’na yapıldı ve 6.8 milyar lira (o zamanki kurla 4.5 milyar $) vergi cezası çıkarıldı. (Bugün ise grup şirketleri 1.2 milyar dolara satıldı, düşünün artık). Bu açıkça medyadan çık ver kurtul operasyonuydu. En sonunda Doğan Grubu 1 milyar TL’ye yakın vergi cezasıyla yakasını kurtardı.
Tabii ki Aydın Doğan, medyası üzerinde baskıdan hiç kurtulamadı.
İktidar hep Doğan Medya’dan, eleştirel yazarlarından, nesnel haber yapma alışkanlığından rahatsız oldu. Her baskıda bir yazarını, genel yayın müdürlerini feda etti. Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin yayın müdürlüklerini bıraktılar.
En son, gazetenin en okunan ve iktidarın faaliyetlerini her zaman başarılı bir şekilde yakından izleyen gazeteci-yazar Mehmet Yakup Yılmaz’ın köşesini kapattılar, kendisine seyahat ve aşk yazıları yazma olanağı bıraktılar.
Buna karşılık, iktidar yanlısı yazarlara köşeler açıldı...
Gelinen noktada aslında Doğan Medya, iktidara ilişkin yazılarında ve haberlerinde daha dikkatli olmasına, iktidarı rahatsız edecek özellikle hukuk, demokrasi, yasaların çiğnenmesi, anlamsız tutuklanmalar vb. gibi tonlarca haberi görmemesine rağmen yine de yaranamadı.
4 önemli neden
Doğan Medya, tıpkı Türkiye’nin dünya özgürlükler araştırmalarında yarı özgür -veya özgür değil kategorisine düşmesine rağmen!
Neden? Çünkü,
1) Medyası yaptığı haberlerde yine de nesnelliği arıyor, muhalefetin görüşlerine de önemli yer vererek gazetecilik yapmaya çalışıyordu.
2) Televizyonlar programlarına muhalefeti de çıkartarak denge arayışı içindeydi.
3) Ve belki de en önemlisi, iktidarın nefret ettiği kişiler hâlâ orada yazıyor, haber yapıyordu.
4) Bunu da yazmalıyım, herhalde en önemlisidir: Gazete doğrudan iktidarın adamlarınca yönetilmiyordu. Yine gazeteciler işbaşındaydı. Nesnel gazetecilerin işbaşında, yönetimde olması ise çok tehlikeliydi!
İşte böylece satış operasyonu gerçekleşti. Aydın Doğan’a “içeri bile atarız seni” tehdidi var mıydı, bilemem. Gazeteci olarak yetişen kızlarının bu satıştan memnun olduklarını ise hiç mi hiç düşünmem!
Ama Aydın Doğan’ı yora, bezdire, korkuta satış noktasına getirdiklerini söyleyebilirim.
Unutmayın: Geldiğimiz nokta, artık salt ana akım medya değil, tüm sosyal - ve internet medyasını, yayıncılığını da denetim altına almak için RTÜK’ü devreye soktular.
Yarın: Kaç sahte seçmen yazabilirler?
Neden Doğan Medya, 4 gerekçe ve ‘Gazetecilik yapmak yasak’!
Yazarın Son Yazıları
Biraz gecikmiş olsa da yazmalı ve aklımdan çıkarmalıyım, yoksa dönüp dolaşıyor.
Önce üretken yapay zekâ programlarının yaratacağı işsizlik üzerine biraz daha bilgi...
Oligark siyasette oldukça yerleşmiş bir kavramdır. Bu dizinin ilki olan dünkü yazımda, teknoloji multi milyarderlerin “demokratik bir katılım veya denetim olmaksızın insanlığın geleceğini şekillendirdiği”ne işaret etmiştik.
Herkes küçük işleriyle yapay zekâ uygulamalarının tadını çıkarıyor.
Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek’in atanması, ülkenin en önemli konusu haline geldi.
Şüphesiz bir siyasetçi koşullara göre fikir değiştirebilir ve partisinden ayrılabilir.
Siz okumaktan bıkmış olabilirsiniz ama biz yazmaktan bıkmadık.
İktidar siyasetçilerinin deprem sonrası en iyi bildiği şeydir.
Burada duyurmuştum Sancar’ın öldürücü beyin tümörü Glioblastoma’yı fare deneylerinde başarıyla yok ettiğini...
Bu konuda benzer içerikte bir yazı yazmıştım, Trump’ın askeri, ekonomik ve siyasi gücünü bütün dünyaya karşı açıkça kullanmaya başlayınca bütün dünyayı karşısına almış, bu imkânsız denemesinin aşağı düşüşe yol açacağını yazmıştım, bazı okurlar ve sosyal medyadaki izleyiciler “Hayal görüyorsun” mesajı atmışlardı.
ABD’yi İran’a saldırı kararlılığından vazgeçirmek için İslam ülkeleri diplomatik çalışmalarını sürdürürken...
Evet sömürgecilik, hegemonya, askeri darbeler, eşitsizlikler, sürekli yoksullar aleyhine çalışan dünya ticareti vb.
Bu sorunun yanıtını düşünmeli herkes.
ABD Suriye’yi alelacele düzenledikten sonra, silahlı güçlerini (uçak gemileri başta) İran üzerinde yoğunlaştırıyor.
Şüphesiz Uğur Mumcu ve daha bir dizi kahramanın öldürüldüğü ve katliamların gerçekleştirildiği 1990- 2000 yıllarının öncesi var.
Uğur Mumcu’yu 33 yıl sonra bile kitlelerin gönlünden, meslektaşlarının yüreğinden silemeyen nedir?
Şüphesiz beklenmiyordu veya ABD’nin ipiyle kuyuya inilmez seni yarı yolda bırakır diyenler de vardı.
“Bak ne yaparız biz sizi, sürüm sürüm süründürürüz!...”
Dün Kopenhag adeta öfke patlaması yaşadı; on binlerce kişi Danimarka ve Grönland bayraklarını sallayarak “Grönland’a dokunmayın, Grönland satılık değil” pankartları sallıyordu.
Epeydir görüşemiyorduk.
Fay parçalar halinde kırılacak ve maksimum deprem büyüklükleri ancak 7.3’e ulaşabilecek.
İran’da molla rejimine karşı protestolar durmuyor, çok sayıda ölü var, yüzlerle ifade ediliyor.
Merdan’ı (Yanardağ) neredeyse hiçbir suçlama yöneltmeden içeri atma, üstelik Tele1 televizyonuna el koyma cesaretinin hüküm sürdüğü bir ülkede yurttaş güvenliğinin çok yönlü olarak risk altında (uzun süredir!) olduğunu söylemek bile artık bir cesaret denemesi mi olur?!
Bu yılın gözde dizisi Kralın Düşüşü gibi oldu ama kastettiğim İpek Özbey ile Onur Alp Yılmaz’ın hazırladıkları kitap.
İki üç kez yazmıştım, Aziz Hoca, hızlı ilerleyen ve ölümcül bir beyin kanseri türü olan Glioblastoma’nın tedavisine yönelik çok ciddi bir yöntem geliştirdi ve ilk erken sonuçlar bu tedavinin mümkün olabileceğine ilişkin önemli umutlar doğurdu, diye.
Bence Trump, bugünkü dünyada pek de geleceği olmayan bir siyaset dönemi başlattı.
“Önce Amerika”, “En büyük Amerika” sloganları bugün yaşadıklarımıza (Venezüella’ya baskın) ve arkasından yaşayacaklarımıza ilişkin her şeyi açıklıyordu.
En sonunda İranlılar, ekonomik çöküşe başkaldırdılar.
Ekonomik tablo yıllardır felaket.
AKP, Türkiye ve Ortadoğu’da Kürdistan isteyen pankürdist, geçmişi karanlık HÜDA PAR’ı, 4 milletvekili vererek Meclis’e soktu.
Kürt meselesini çözüm komisyonu sanki çıkmaza girdi gibi.
Anımsıyorum, 6-7 yıl önce Amerikan üniversitelerini bitiren fen alanlarında mühendislerin sayısı muhtemelen 400 bin kadar olduğuna ilişkin bir istatistiğe hayret etmiştim.
Yukarıdaki başlık bana ait değil, dünyanın en önemli iki bilim dergisinden biri olan NATURE’a ait.
Bu proje İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombası üretme projesi değil.
Onlarca anket önümüze geliyor ve buna göre yorumlar yapıyoruz.
Kaybettiğimiz Doğan Kuban Hoca’nın seçme yazılarına her hafta Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yer veriyoruz.
Hayır, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın F-35 konusunda verdiği yanıta dayanarak Ankara bu uçakların rüyasını bile göremez demiyorum.
Bütün mesele bu. Derinden bir savaş veriliyor, bir varlık ve yokluk savaşı bu, olmak mı olmamak mı...
Şam hükümetini ve Suriye’yi kimler zayıf bırakarak dış güçlerin sürekli müdahalesine açık bir ülke konumunda tutmak istiyor sorusu çok önemli ama bugün Trump’ın Erdoğan’a olan büyük sevgisinin arka planında ne var sorusuyla başlayacağım.
Bir ülke, bir iktidar, bir hukuk, bir yargı düşünün ki topluca hareketle bir kimsenin 31 yıl önce aldığı üniversite bitirme diplomasını geçersiz saysın ve iptal etsin.