Üzüm üzüme bakarak...
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Üzüm üzüme bakarak...

18.09.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor. ABD’de ve ona “bağımlı” Avrupa’da “süreç olarak faşizmin” canlanışı, ABD’de yeni “milliyetçi ekonomi”, “devlet kapitalizmi” eğilimi, Çin’in askeri, diplomatik ve ekonomik gücüyle “Küresel Güney”in yeni liderliğine yönelmesi, küresel düzenin kurallarını değiştiriyor. Bu gelişmeler, küresel kapitalizmde bir taraftan çatışma ve ayrışmaya, diğer taraftan da politik ve ideolojik benzeşmeye işaret ediyor.

OTORİTERLİKTE ORTAKLAŞMA

Trump’ın, göçmenleri toplu olarak tutuklama ve sınır dışı etme politikası, artık İngiltere, Yunanistan, İtalya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinde hızla kabul görmeye başladı. Reform UK’nin lideri Nigel Farage’ın 600 bin kişinin sınır dışı edilmesi planı ve Avrupa genelinde göçmen karşıtı “remigrasyon” (yeniden göç ettirme) dalgası, ulusal kimliğin korunması adına radikal yöntemlerin popülaritesini artırıyor.

Bu benzeşme içinde, değişen sadece aşırı sağ değil; merkez partiler de göç politikalarını sertleştirip hem ABD hem de aşırı sağ ile bir yakınsama örneği sergiliyorlar. Siyasi rekabetin, göç sorununu siyasetin merkezine koyması, Batı’daki geleneksel demokratik normları, “süreç olarak faşizm” karşısında hızla aşındırıyor.

DEVLET KAPİTALİZMİNDE BULUŞMA

Ekonomik alanda en büyük yakınsama Amerika ile Çin arasında yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca serbest piyasa ekonomisinin bayraktarı olarak kabul edilen ABD, Trump’ın ikinci döneminde devletin ekonomide aktif rol aldığı bir modele, Intel ve MP Materials (Patreon ve Google’da gündemde) gibi ana sektörlere doğrudan kamu hissedarlığı ve fiyat garantileriyle müdahale ediyor. Neoliberal Wall Street aktörlerinin sessizliği, şirketlerin ulusal güvenlik bahanesiyle devlet müdahalesine razı olması, ABD’nin ekonomide Çin’e benzer bir, “milliyetçi kapitalizm” duyarlılığı ile “dirijist” bir modele yöneldiğini gösteriyor.

Bu yönelimin arkasında Çin’in devlet destekli endüstriyel politikalarının başarısı yatıyor. Pekin, elektrikli araçlardan güneş panellerine, nadir toprak elementlerinden dev yazılım ve teknoloji hamlelerine kadar ekonominin her alanında devlet destekleriyle rekabetçi bir üstünlük oluşturmuş durumda. Amerika ve Çin arasındaki rekabet, artık piyasa mekanizmalarında değil, devletin belirleyici olduğu yeni bir modelde ortaklaşıyor. Bu yeni model hem ABD’yi hem de Avrupa’yı Çin’e benzetirken küresel ekonomik dengeleri yeniden kurguluyor.

YENİ ‘KÜRESEL ÇOĞUNLUK’

Çin, askeri, diplomatik gücünü yalnızca Batı’ya meydan okumak için kullanmıyor, aynı zamanda yeni bir küresel ilişkiler ağı, liderlik alanı inşa ediyor. Pekin’deki son askeri geçit töreninde, Rusya, İran, Kuzey Kore ve Myanmar gibi Batı’da ağır yaptırımlarla karşı karşıya olan liderlerle aynı kürsüde yer alan Çin, Latin Amerika, Afrika ve Asya’dan onlarca liderle birlikte yeni bir “küresel çoğunluk” oluşturuyor. Bu davetler, Batı’nın dışlamaya çalıştığı aktörlerin birbirine daha fazla yaklaşmasına ve diplomatik, ekonomik köprüler kurmasına alan açıyor.

Sadece çatışma ve bloklaşma değil; bölgesel ve ekonomik çıkarlar etrafında yeni kolektif girişimler, alternatif ticaret yolları ve ulusal güvenlik işbirlikleri oluşturuluyor. Hindistan, ABD ile yaşanan gerilimin ardından Çin ve Rusya ile işbirliğini artırıyor; Japonya ile yeni ekonomik projelere hız veriyor. Ulusal ve bölgesel çıkarların küresel diplomaside ön plana çıkması, daha önce rakip olarak görülen ülkelerin, pratikte sürekli temas ve pazarlığa dayalı ilişkiler geliştirmesine zemin hazırlıyor.

Bu yeni yakınsama eğilimleri ortak çıkarlar, benzeri politikalar ve benzer yöntemlerle işleyen bir uluslararası ortam yaratıyor. Yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtı, faşist söylemin Batı’da ana akım olmaya başlaması, ABD’nin devletçi ekonomi modeline yönelmesi ve Çin’in dünyanın geri kalanı için alternatif bir çekim merkezi oluşturması; büyük güçler arası kaynak rekabetinde, dolayısıyla kapitalist emperyalizmde öngörülmesi zor, istikrarsız bir sürece işaret ediyor. Bir diğer yakınsama süreci de iç güvenlik alanında, devletin vatandaşları izleme denetleme yöntem ve teknolojilerinde yaşanıyor ama bu başka bir yazının konusu.

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026