Noktaları birleştirmek
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Noktaları birleştirmek

30.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor. Karşımızda 102. yılında, Cumhuriyeti anormallik olarak gören bir iktidar var. Değerli dostum Merdan Yanardağ’ın “casusluk” suçlamasıyla tutuklanması, tüzel bir kişiliği olan Tele1’e kayyum atanması, bu kayyumun, ayağının çamuruyla bu tüzel kişiliğin dijital mülkiyetlerini imha etmesi son yıllarda sık sık kullandığım “absürdistan” betimlemesine bile “taş çıkarttı”. Artık tek tek olguların ötesine geçerek “bütünü” adlandırmak gerektiğini bir kez daha gösterdi.

Çocuklara resim çizmeyi öğreten kitaplarda noktalarla dolu sayfalar vardır. Noktaları birleştirmeye başlayınca karşınızda bir resim şekillenmeye başlar.

Şimdi, geçen 20 yılın dönüm noktalarını anımsamak, son olaylarla birlikte bir sayfanın üzerindeki noktalar gibi düşünmek, o noktaları birleştirmek, ortaya çıkacak resme dikkatle bakmak gerekiyor. Baktığımızda, AKP döneminde şekillenen şeyin yalnızca yeni bir iktidar değil, aynı zamanda ve daha da önemlisi yeni bir devlet biçimi olduğunu göreceğiz.

İlk nokta olarak 2010’u alabiliriz: “Yargı bağımsızlığı” denerek yapılan anayasa değişikliği, yargının yürütmeye bağlanmasının kapısını açtı. 2016 “darbe girişimi”, bu sürecin hızlandırıcısı oldu. Olağanüstü hal altında 100 binden fazla insan işten çıkarıldı, kurumlar yeniden dizayn edildi. 2017 referandumu devletin biçiminin dönüştüğü andı. Yasama, yürütme, yargı tek merkeze bağlandı. Artık devlet “makinesi”, “liderin” iradesiyle işleyecekti. Bu merkezileşme sessiz ve sistemli bir biçimde devam etti, hâlâ da ediyor.

Bu süreçte, devlet artık yalnızca güvenliği değil, toprağın, evin, mülkiyetin de kaderini belirtiyordu. Rejim muhaliflerinin düzmece gerekçelerle, itirafçıların yönlendirilmiş sözleriyle hapse atılmaları da artık sıradan bir uygulamaya dönüşmüştü.

Bir yandan da toplumun eleştirel damarları teker teker kesiliyordu. Tele1’e yönelik susturma, yok etme hamlesi, YouTube kayıtlarının silinmesi salt bir televizyon kanalına saldırı değil, bir hafıza tasfiyesi çabasıydı. Devlet artık vatandaşının, neyi hatırladığını da kontrol etmek istiyordu. YouTube kayıtlarının silinmesi, siyasal İslamın militanlarının ellerine fırsat geçince kültür alanında neler yapabileceklerini de gösteriyordu.

Şimdi savcılara “şüphe” gerekçesiyle daha mahkeme kararı gelmeden, mülkiyete el koyma yetkisi verecek yasa hazırlığı bu sayfaya yeni bir nokta ekliyor. Bu, kapitalizmde, bireyin bağımsızlığı, özel mülkiyet güvencesi ilkesinden, feodal egemenin mülk ve kulluk sistemine doğru giden yolda, çoktandır sistemli biçimde aşındırılan yurttaşlık kurumunun da fiilen sonunu haber veriyor. Gerçekten de bir yurttaş, sadece muhalif bir söz söylediği, bir tweet attığı, bir paylaşımı beğendiği için işinden, özgürlüğünden, kimliğinden edilebiliyor. Muhalefeti korumayan ama bağlayan, yandaşları koruyan ama bağlamayan bir “düşman hukuku” yerleşti. Toplum, susmanın daha güvenli olduğu fikrine alıştırılıyor.

Tüm bu gelişmeler, birbirinden kopuk değil. Noktaları birleştirdiğinizde, yargıdan mülkiyete, medyadan hafızaya uzanan bir resim ortaya çıkıyor. Bu resmin kültürel boyutunda seküler eğitim sistemine yönelik sabotajlar, günlük konuşmalarda ve yazında Arapça sözcüklerin giderek daha fazla, adeta entelektüellik göstergesi gibi bir aymazlıkla kullanılması, Diyanet’in, cemaatlerin, devletin ideolojik aygıtlarına dönüşmesi var. Kadın, LGBTQ haklarını hatta varlıklarını yok sayma eğilimi var.

Bu resim, bir yandan devlet mutlak merkezileşmeye, öte yandan toplum lidere biat etmeye sürüklenirken seküler Cumhuriyetin dayandığından farklı bir “dini hakikat rejiminin” yerleşmekte olduğunu da gösteriyor.

Bütün bunlar olurken muhalefet ne yapıyor? Uzun süre Titanik’in güvertesinde şezlongların yerlerini düzenlemekle uğraştı. Bir süredir keskin demeçler sert eleştiriler, geniş katılımlı mitingler gibi umut veren gelişmeler de var. Ancak bunların da rejim yoluna devam ederken, gerçekdışı umutları besleyen, “bu durumdan çıkış arama” tartışmasını karartan bir rutin haline gelme riski de var.

Noktaları birleştirince ortaya, kimsenin adını anmak istemediği ama herkesin sezdiği o “canavarın” resmi çıkıyor. Tarih de bize, adını koymadan mücadele edilemeyeceğini söylüyor.

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026
Buradan nereye?

Tren bu istasyona, Gezi Parkı, gar katliamı, “darbe”, mühürsüz oy pusulaları, İstanbul Belediye seçimleri hezimeti, tutuklamalar, gizli tanıklar, uydurma kanıtlar, büyük kitlesel mitinglerin yarattığı korku duraklarından geçerek geldi.

Devamını Oku
15.06.2026
Yaklaşan fırtınaya hazır mıyız?

Türkiye’de ağaçlar kesilmeye, ormanlar yakılmaya, su havzaları kurutulmaya gıda krizi derinleşmeye devam ediyor; toplumsal dokusunun örüntüsü çözülüyor. Bir yanda iklim sistemi çökerken öte yanda uluslararası düzen sarsılıyor. İki kriz aynı anda, aynı hızda derinleşiyor. Önümüzdeki 2-3 yol çok ama çok kritik! Bu gidiş içinde iyimser olmak olanaksız. Ülke adeta intihar ediyor!

Devamını Oku
11.06.2026
Süper El Nino’ya hazır mıyız?

İklim krizini hâlâ “gelecek kuşakların sorunu” sananları acı bir sürpriz bekliyor.

Devamını Oku
08.06.2026
Biraz da komplo teorisi

Çok garip zamanlarda yaşıyoruz.

Devamını Oku
04.06.2026
‘Was will Kılıçdaroğlu?’

Sevgili Prenses Marie, O kasvetli Viyana akşamındaki sohbetimizin verdiği cesaretle, bu kez İstanbul’un yapışkan (bu zamanlarda küresel ısınma diye bir şey var) bir gecesinde başka türlü uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp bir süredir aklımı kurcalayan bir soruyu sizinle, bu kez bir meslektaşınız olarak paylaşmak istedim.

Devamını Oku
01.06.2026
‘Alea iacta est’

Sezar, Roma’ya doğru yürürken ordusunu Rubicon nehrinden geçirince “Alea iacta est” (Zar atıldı) demiş...

Devamını Oku
28.05.2026
Mutlak butlandan sonra

“O kadar da olmaz!” derken karar çıktı.

Devamını Oku
25.05.2026
‘Arkadaşlar hazır mıyız?’

Küresel düzeyde hemen her ülke için ekonomik, siyasi ve toplumsal riskler hızla artıyor.

Devamını Oku
21.05.2026
Tükidides tuzağında ‘stratejik istikrar’

Trump ve Şi Cinping, Mayıs 2026 Pekin zirvesinin ardından iki ülkenin ilişkisinin sıfırlanmasından söz ettiler.

Devamını Oku
18.05.2026
ABD ve Çin ilişkilerinde yeni dönem

Trump’ın bu hafta Pekin’e yaptığı ziyaret bir diplomatik olayın ötesinde, belki de bir büyük dönüşümün işaretlerinden biri olarak okunabilir.

Devamını Oku
14.05.2026
Neocon Melankolisi ve tuzaklar

Bu yazıları okuyan bir gözlemcinin aklına ilk anda, “Neoconlar gerçekten pes mi etti?” sorusu gelebilir. Bir yorumcu da “imana mı geldiler?” diye sorarak dalga geçiyordu.

Devamını Oku
13.05.2026
Türkiye o resmin neresinde?

Hürmüz Boğazı’nda gerilim tırmandıkça enerji ve gıda güvenliği sorunlarının kesiştiği görülüyor.

Devamını Oku
11.05.2026
IV. kriz farklı...

İran savaşının tetiklediği, enerji krizi öncekilerden farklı; yeni bir dönemin başladığını düşündürüyor.

Devamını Oku
07.05.2026
Almanya: Ya gerçekten normalleşirse?

Perşembe günü, Almanya’nın yeniden silahlanmaya başladığına dikkat çekmiştim.

Devamını Oku
04.05.2026
Kurallar çözülürken

Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü tartışmıştım.

Devamını Oku
30.04.2026
'Önce yavaş yavaş...'

Çağımızdaki savaşlar, egemen ekonomik model, yapay zekâ, özellikle geçen hafta açıklanan Palantir “Manifesto”su üzerine tartışmalar bana Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını anımsattı.

Devamını Oku
27.04.2026
Çin şoku 3.0

“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım.

Devamını Oku
23.04.2026
‘Çin Şoku 2.0’ ya da kriz dinamikleri

Tarihin en büyük enerji krizine, küresel bir resesyon riskine, “geçim sıkıntısı krizinin” daha da derinleşmesine yol açan İran savaşının, gerçek nedeninin (İsrail bir yana) ABD ekonomisinin finansal yapısını ayakta tutan “petro dolar” sistemini korumak olduğuna ilişkin yorumlar var.

Devamını Oku
20.04.2026
‘Adam’ gitti! Yenisi geliyor

Pazar gecesi Budapeşte sokaklarında büyük bir coşkuyla tarihsel bir kırılma anı yaşanıyor gibiydi.

Devamını Oku
16.04.2026
Savaştan sonra

Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.

Devamını Oku
13.04.2026
Orbán: ‘Madendeki kanarya’

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

Devamını Oku
09.04.2026
Pentagon’da ‘gleichschaltung’

ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında, Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor.

Devamını Oku
06.04.2026
Rastlantı ve semptom?

McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta.

Devamını Oku
02.04.2026
Savaş-karbon-sermaye

Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Uygarlık intihar ederken...

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün State of the Global Climate 2025 (Küresel İklimin Durumu) raporuna göre küresel ısınma öngörülenden daha hızlı ilerliyor.

Devamını Oku
26.03.2026
Kazananın-kaybedenin ötesinde...

Kazananın kaybedenin ötesinde...

Devamını Oku
23.03.2026
İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler.

Devamını Oku
19.03.2026
Savaşta devrim’

Şimdi uygarlık şu soruyla yüz yüze: Sivil meşruiyet, hukuki hesap verebilirlik, asgari insani-etik kaygılar, bilgisayar hızında yürütülen bir savaşta anlam taşıyabilir mi? Minap’taki 175 kız öğrencinin ölümü, bu soruyu teorik olmaktan çıkardı.

Devamını Oku
16.03.2026
‘III. dünya savaşı’ değil ama...

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti.

Devamını Oku
12.03.2026
Savaşın bir başka boyutu

Bu savaşı anlamanın birçok yolu var. Büyük güçler rekabeti, enerji, silah, finans, teknoloji; hepsi önemli. Ancak, burası, Ortadoğu ve kültür (din) çok önemli; özellikle dinci faşizmin yükseldiği bir çağda.

Devamını Oku
09.03.2026
Savaş üzerine ek notlar

Pazartesi yazımda “büyük felakete”, kararları veren “küçük adamlara” değinmiştim.

Devamını Oku
05.03.2026
Savaş üzerine kimi notlar ve spekülasyonlar

İnsanlar kimi zaman çaresizlik duyguları içinde, biraz olsun rahatlayabilmek için bir büyük aklın, önlenemez bir büyük planın kapitalizmin kaosuna bir düzen verilebileceğine inanmak isterler: “Biri düğmeye bastı!”, “Devlet aklı!”, “Büyük ... projesi”, “ABD şunu yapıyor İsrail bunu, İran onu...”

Devamını Oku
02.03.2026
Yeryüzünde bir ‘cennet’: Afganistan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar.

Devamını Oku
26.02.2026
‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim

Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.

Devamını Oku
23.02.2026