Madem istibdat, cehennem fıtrat

26 Mayıs 2024 Pazar

Kurt Singer’in “Casusluğun Üç Yüz Yılı” başlıklı antolojisinde “Meçhul istihbaratçıya öğütlerim” diye bir bölüm vardır:

“Biz casuslar, en çok birbirimizden korkarız. Yalnızızdır, kimsemiz yoktur. Ana baba geride kalmıştır. Yakınlarımız kim olduğumuzu zaten bilmez. Rakiplerden korkarız. Rakipler de bizden. Çünkü kullandığımız alışveriş birimi, insan canıdır. Para değil.

Korku, bir casusluk iklimidir. Sıcak ve kurak yazlar, soğuk kışlar gibi değişken değildir. Mevsimler korkudur. Yakın yoldaşları ölüm ve kuşkudur.

Kuşku, korkunun yongasıdır. Üstüne eklenen zorbalık, eşsiz bir Fransız sosu olur. Her yanımız korku keser.

Üzerimizde o malum pardesüler de yoktur. Uyduruktur. Biz çıplak gezeriz.

Aslına bakılırsa, ne insanlar değişir ne de gerekçeler. Filistinliler hesabına Samson’u gammazlayan Dalila, tarihin ilk casusu sayılır.

İHANET KOLAY, SADAKAT ZOR

Dünyanın tüm askeri okulları hâlâ Alman Generali Carl von Clausewitz’in tarihsel tanısını öğretir: Savaş, siyasetin başka araçlarla devamından ibarettir.

Saptamanın tersi de gerçektir. Barış zamanı siyaset de savaşın başka araçlarla devamından başka bir olgu değildir.

Demek ki casusluk, savaşta ve barışta, daima var olacaktır. Galipler ve mağluplar birbirlerine asla güvenemeyecek, istihbarat örgütleri kuracaklardır. İhanet edecek biri, her zaman bulunur. Gammazlar ve hainler; ister para, ister macera, aşk, kadın vb. gerekçelerle gizli efendilerine hizmeti sürdürecektir.

Onlardan korunmanın yolu bayrağınıza ve ait olduğunuz ulusa beslediğiniz, çıkardan bağımsız sevginizdir.”*

İSTİBDAT, KURBANLARINI SAYMAZ

İran, yakın tarihte siyasal cinayetlerin Türkiye’deki kadar kolay işlendiği bir devlet. Peki neden?

Çünkü İran, tıpkı Türkiye gibi hem varsıl hem yoksul bir ülke. Petrol, gaz gibi yeraltı zenginliğine karşın, halkı yoksunluk ve yoksulluk çekiyor. Çünkü bir eli yağda, bir eli balda mollalar, tarikatlar, cemaatler devlet olmuş; ülkenin varını yoğunu Husilere, Hizbullah’a, Hamas’a aktarıyor.

Atom bombası yapacağım diye milyar dolar harcarken; insanları yok saçı göründü, yok şarkı söyledi, yok pankart yazdı diye dövdürüyor, taşlatıyor, vinçlerde sallandırıyor.

İran’daki şeriat rejimi, uzun zamandır dış kaynaklı suikastların hedefi.

Ama şimdiye kadar suikasta kurban giden İranlı yetkililerin hepsi, ülkenin sınırları dışında öldürüldü. Emperyalist güçler, İran’ın sınırları içinde planladıkları her operasyonda yeri öptüler.

Biri hariç. O da bir siber suikasttı.

SİBER TARİHİN İLK KÜRESEL SALDIRISI

Stuxnet virüsüyle tarihteki ilk küresel çapta siber saldırı, 2010 yılında İran’ın uranyum zenginleştirdiği nükleer yerleşkesine gerçekleştirildi. Siber saldırı, İran’daki nükleer türbinlerin yarısının imhasıyla sonuçlandı. İran’daki molla rejimi, siber virüsü nükleer yerleşkenin dijital ağına sokmakla suçladığı çok sayıda bilim insanını “casus” diye idam etti. Oysa casus yoktu ve öldürülen bilimcilerin masum oldukları, 2014 yılında Rus bilişimciler Stuxnet’i fark edip NSA’ya çıkan izini sürünce anlaşıldı.

Cumhurbaşkanı Reisi’yle birlikte bir dizi üst yetkilinin öldüğü helikopter de İran sınırları içinde düştü.

Hava koşulları ve helikopterin eskiliği, suikasttan çok kaza olduğunu düşündürüyor. Yok eğer kaza değil de suikast ise helikopterdeki bir görevlinin öyküsü, “kamikaze” olasılığını akla getiriyor.

UÇUŞ TEKNİSYENİ ‘KAMİKAZE’ MİYDİ?

Düşen helikopterde, belki de araç çok eski olduğu için pilotun yanı sıra bir de uçuş teknisyeni varmış: Behruz Ghadimi. İran İnternational English adlı medya, bu teknisyenin 2019’daki rejim muhalifi gösteriler sırasında öldürülen Puya Bahtiyari’nin kuzeni olduğunu açıkladı. Haber, helikopterde kendisi de ölen Behruz Ghadimi’nin ailesinin söylemi. İran nasıl bir ülkedir, diye düşününce, açıklamadan kuşku duymaya gerek kalmıyor.

Gençlerin özgürlük umutlarını kırıp hayallerini çalmak ve baş eğmeyenlerin canını almak, hiçbir istibdada uğur getirmez.

Reisi ve şürekâsının yanarak ölmesi, özgür ruhları var olmayan bir “cehennem”le korkutanlar için bir dehşet dersi sayılmalıdır.

Çünkü zulümle devlet bekası sağlanamaz. Zaten asalakların emdiği düzen de devlet olamaz!

*Kurt Singer (1911-2005) 1933’ten öteye Nazizme karşı müttefikler lehine casusluk yapmış ve istihbarat alanında başyapıt kitaplar yazmıştır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İki bunak, bir yumuşak 8 Haziran 2024

Günün Köşe Yazıları