İçtüzük Değişikliğini Beklemek Niye?

05 Kasım 2013 Salı

 

Bugün Bülent Ecevit’in 7.

ölüm yıldönümü.

Başta iktidar, kimi CHP

çevreleri bile kendisini ne

yazık ki hayır ile anmıyor!

Güncel bahane, 14 yıl

önceye dayanıyor.

Sonradan, ABD uyruklu

olduğu belgelenen Merve

Kavakçı adlı türbanlı kadın

milletvekili marifetiyle

yaratılmak istenen fiili

duruma karşı, 1999 yılında

Ecevit’in söylediği sözler

gündemde.

“Burası devlete meydan

okuma yeri değildir! Bu

kadına haddini bildirin!”

Bu sözlerin önü de var:

Başbakan her vesileyle “ileri

demokrasimiz” ile övünüyor.

Cumhurbaşkanı Gül ise İngiliz

Guardian’a “demokrasi açığımız

var!” diyor.

“Demokrasi açığının” nedeni,

sorunların hukuken değil, “fiilen”

çözülmesinden.

Üniversite ve belediyelerde

başörtüsü sorunu “Ben yaptım

oldu” metodu ile çözüldü.

Ama 90 yıllık doğru olan artık

yanlış hale gelen bu “yasağın” fiilen

değil hukuken düzeltilmesiydi.

Rahşan Ecevit’in sözlerine kulak

vermeliyiz:

“Konu kapanmamıştır. Aksine,

kamuda emsal teşkil edeceğinden

ve dolayısıyla mahalle baskısı

yaratacağından, (sorun) şimdi

başlamıştır.”

Yani..

“Fiili” başörtülü avukat, yargıç ve

savcı görüntüleri.

Türbanlı Bayan Başkomiser

haberleri yakındır.

“Türkiye’de

hanımların

giyim kuşamına,

başörtüsüne özel

yaşamlarında hiç

kimse karışmıyor.

Burası hiç kimsenin

özel yaşam mekânı

değildir. Burası

devletin en yüce

kurumudur. Burada

görev yapanlar

devletin kurallarına,

geleneklerine

uymak

zorundadırlar!”

Nitekim AKP

lideri ve Başbakan

Erdoğan da bu kurala

11 yıldır uydu...

Ecevit,

bu sözleri

TBMM’den

güvenoyu almış

bir hükümetin

başkanı olarak

söylemişti.

Başbakanların,

anayasayı, TBMM

İçtüzüğü’nü ve hukukun

üstünlüğünü savunmak

temel görevleridir.

***

Anayasa, Anayasa

Mahkemesi ve Danıştay

kararları kamusal

alanda türbana izin

vermiyordu.

Nitekim bu kural,

11 yıldan beri AKP

iktidarınca da

uygulanıyordu.

İktidarın yapması

gereken, bu

yanlışlığı “fiili durum

yaratarak” değil,

mevzuatı değiştirerek

düzeltmektir.

TBMM İçtüzüğü’ne

“Kadın milletvekillerinin

başörtüsü takabileceği ve

pantolon giyebileceği” diye

bir hüküm koymaktır.

Ama bunu yapmak

yerine...

Başbakan’ın “rövanşçı”

karakterine uygun biçimde...

“Yemişim sizin laikliğinizi!”

üslubuyla hukukun

üstünlüğü ilkesine ve laik

Cumhuriyete bir çentik daha

atıldı.

İktidar her zamanki gibi,

“fiilen kendi hukukunu

yaratma” yolunu seçti.

Tam da Ecevit’in dediği

gibiydi:

- Maksat... “Devlete

meydan okumak!”

Devlete, yani

Atatürk’ün

kurduğu laik

Cumhuriyete...

Çünkü yeni bir

devlet yaratma

süreci devam

ediyordu.

“Meclis ve

başörtüsü”

konusunda

iktidarın çifte

standardı açıktı.

Bu, CHP’li

Şafak Pavey’in

gündeme

getirdiği

“kadınlara pantolon

serbestliği”

karşısında gün gibi

ortaya çıktı.

AKP Grup

Başkanvekili

Nurettin Canikli

açıkladı:

-“Kadınların

pantolon giymesi

için içtüzük

değişikliği şart!”

Hukukla dalga geçmek

böyle oluyor...

Umalım CHP sözcüleri,

“türban/pantolon, ikisi de

giysi” tartışmasına girmezler.

Ve CHP’li kadınlar,

AKP’li (4 artı 1) hacı kadın

milletvekilinin açtığı içtihat

kapısından pantolonlarıyla

geçerek Genel Kurul’a

girerler.

TBMM İçtüzüğü genel

kabul gören uygulamayı

“mevzuat hükmü” sayıyor.

***

İktidar 11 yıldan beri

aşama aşama siyasal,

toplumsal ve kültürel iklim

oluşturdu.

Bu iklim sayesinde kendi

Ecevit’i Anarken

1970’lerin başında

“umut” idi.

Kendi efsanesini 12 Mart

1971 darbesi sonrasında

yarattı.

1977 seçimleri öncesinde

zirvedeydi.

Milliyetçi Cephe diye

kurulan siyasi ittifaka

karşı gerçek bir umudun/

kurtuluşun rüyasıydı.

Sağcının solcu ile

sokaklarda vuruştuğu bir

ortamda yapılan 1977

seçimlerinde CHP yüzde

41.3 oy alabildi.

450 sandalyeli TBMM’de

213 milletvekili kazanabildi.

Kumar borcu olmayan

13 sağcı siyasetçi ile

kapatmak zorunda kaldığı

bu “çoğunluk” onun (ve ne

yazık ki solun) gördüğü son

zafer oldu!

atadığı Genelkurmay

Başkanı başta olmak

üzere kuvvet komutanları,

sayısız subay “terörist” diye

damgalandı.

Seçilme hakkı tanınan ve

milletvekili seçilen Mustafa

Balbay dahil birçok kişi

terörist diye damgalandı.

Bu iklim sayesinde kendine

özgü fiili bir oldubitti hukuku

yaratmayı da başardı.

Bunun semeresini almaya

devam ediyor.

Anayasada veya TBMM

İçtüzüğü’nde en küçük

bir hukuki düzenleme

yapmadan, TBMM Genel

Kurulu’na başörtüsünü

sokması da bunun son

örneğidir.

 

 


Yazarın Son Yazıları

Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020