Önce zürriyet sonra hürriyet

10 Temmuz 2016 Pazar

Zürriyetsizlik kötü. Hürriyet de 2. plana atılamaz. Ama yarın daha kötü olacaktır. Bu “felaket tellallığı” falan değildir. “Bugünün kıymetini iyi bilin!” anonsudur!
6-7 yıldan geçtik. Saraylı olmadan önceki hallerini bile arar durumda değil miyiz?
“Yarın daha kötü olacak!” yargı değil en gerçekçi yaklaşımdır... Ve artık böyle yaşamalıyız.
Buna sadece “özel” değil, “politik” hayat da dahildir... Ertelemeden, uyuşukluktan vazcayılmalıdır! MHP’deki başkaldırı son derece yerindedir. Darısı CHP- HDP’yedir.

***

De Gaulle, rivayete göre, “200 (yoksa 300 mü?) küsur peynir çeşidi olan bir ülkeyi yönetmek kolay değildir!” der dururmuş!
Benzer bir anlayışı Tayyip Bey de sezdirmeden sergileyip duruyor:
“Elbette, ABD’nin, Irak-İran gibi ‘Şer Ekseni’nde saydığı Suriye ile 900 küsur km sınırı olan bir ülkeyi yönetmek de kolay değildir!”
Orayı ya bize dahil edecektik ya da oraya biz dahil olacaktık.
Bir hamleyle gidip cuma namazı kılmayı bile düşündük. Olmadı. Sonunda ortasını bulduk.
Ülkenin değilse bile vatandaşlarının bir bölümünü ele geçirdik. (Tam 7’de 1’ini. Allah bereket versin!)
3 milyon Suriyeli artık bizimdir!

***

Buna “Tarih tekerrür ediyor!” da diyebiliriz, “Men dakka dukka!” da!
Yani “Eden bulur!”
Almanlar dünya kibarı değillerdir! Ekonomik çaresizlikten oraya giden bizimkilere “misafir (gast)” demişlerdi.
Yan gelip yatmasınlar diye de eklemişlerdi:
“Misafir-işçi (Gastarbeiter)!”

***

Onlarca yıl geçti. Ne misafirlik bitti ne de işçilik.
Emekli olmaya başladılar. On binlercesi önce emekli, sonra da torun torba sahibi...
Onlar da büyüyüp evlenmeye başladılar. Hastalanan, sakat kalan, suç işleyip hapse girenler...
O günlerde durumu en iyi özetleyen klişe:
“İşçi bekledik. İnsan çıktılar!”
Almanya’da ise 3 milyon Türk’ün yaşadığı söyleniyor. Ne kadarı çift uyruklu belli değil.
Federal İstatistik Dairesi’ne göre (2015) gerçek rakam bunun yarısından biraz fazla.

***

Milletin temsilcisi Kasımpaşalı. Yani “Hepimiz Kasımpaşalıyız!”. (Ama, çok şükür eli maşalı değiliz!)
Suriyelilere önce “Misafir” dedi. “İşçi” demek de ayıp olacağı için şimdi de “Vatandaş” demeye karar verdik. Gücümüz, 3 milyon birden artıyordu.
Böylece “Üç... Üç...” talimatına kulak asmayan, (belki de çoğunluğu laik olan) üremeyen ve üretmeyen çiftlere de ders verilmiş oluyordu!

***

“Önce zürriyet, sonra hürriyet!” temalı derslere Bilal oğlunun vakfında devam etti:
“Zürriyetimizi artıracağız, neslimizi çoğaltacağız. Nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman böyle bir anlayışta olamaz!” (30 Mayıs 2016)

***

Hemen ardından Başbakan Binali Yıldırım, gereği için harekete geçti: “Evlendirme yetkisi müftülere ve muhtarlara veriliyor.”
Aylardır, muhtarlarla Saray’da neden halvet olduğu da böylece ortaya çıktı! Ülkemiz, muhtarları ve müftüleriyle “önce zürriyet sonra hürriyet!” seferberliğinin birer askeri haline getiriliyordu. (Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” nidalarını önlemenin bir yolu da buydu!) Başbakan, bir müjde daha verdi: “İsteyen istediği, isim soyadını nüfus müdürlüklerine başvurup değiştirebilecek.
Mahkemeye başvuru kalkıyor!”

***

“Önce zürriyet!” ile entegre ve modüler bir uygulama. Zürriyet için, nikâh, nikâhın da “şipşak” yani kayıt kuyuttan uzak olması şart.
Muhtar “iyi hal kâğıdı” verir gibi, nikâh kıyacak. Müftüler de “İki Elham- Bir Nikâh” ilkesine göre çalışacak. Böylece “evli çift” ve “zürriyet” patlaması olacak.
Bu nüfus bize de yeter, tüm Suriye’ye de.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Biraz kül biraz duman 26 Eylül 2021
Delinmiş tapunun davası 12 Eylül 2021