Abdülhamit ve hilafet

31 Aralık 2015 Perşembe

Salı günü, Tayyip Bey’in, Osmanlı’nın Hindistan’daki mazlumların çağrısı üzerine donanma gönderme sözlerine atıf yapar ve Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya seferi sırasında Asya Müslümanlarında yarattığı coşkudan söz ederken Abdülhamit’in, dikkatli hilafet politikasının sınırlarını iyi bilmek gerektiğini belirtmiştim.
Osmanlı’da özellikle 18. yüzyıldan itibaren önem kazanmaya başlayan hilafet makamı Abdülhamit’in iç ve dış politikasının temel direklerinden biri olmuştur.
Sultan bu tutumuyla, Tanzimatçıların laik-reformist, aynı zamanda da tahtın gücünü örseleyen politikalarına karşı, saltanatın temellerini güçlendirmeye yönelik yeni bir siyasi yol tutmuş oluyordu. Yenilgiyle biten savaşlar ve Müslüman mülteci akını ile imparatorluğun Müslüman nüfus oranının 1875 ile 1880 arasında yüzde 66’dan yüzde 75’e çıkmış olması da bu politikanın dayanaklarından birini oluşturmaktaydı.
Hilafet makamı Abdülhamit’in dış politikasında da önemli bir rol oynamaktaydı.
Osmanlı Sultanı’nın, dünya Müslümanlarının ruhani lideri olarak, Fransa, İngiltere, Hollanda gibi ülkelerin sömürgelerinin Müslüman halkı üzerindeki etkisi emperyal güçleri fevkalade tedirgin etmekteydi.

***

Abdülhamit açısından Osmanlı İmparatorluğu dışındaki Müslümanların koruyucusu konumuna yükselmek, imparatorluk içindeki Hırıstiyan nüfusu himaye eden büyük devletlere karşı aynı koza sahip olmak anlamını taşımaktaydı ve Hıristiyan âlemi ile eşitler arası diyalog kurmanın da bir yoluydu. Büyük güçlerin Bombay, Madras, Kalküta, Batava, Karaçi gibi önemli sömürge merkezlerinde Osmanlı konsoloslukları bulunmaktaydı.
Halife’nin Panislamist bir politika gütmesi veya cihat çağrısı yapmasının bu ülkelerin kâbusu olduğunu bilen Abdülhamit’e göre cihat bir göz korkutma aracı, tehdit olarak kalmalıydı. Sultan, saltanatı boyunca bu silahı kullanmaktan kaçınmıştı.
Nitekim 93 Harbi olarak anılan 1877-78 savaşı sırasında Abdülhamit, Ruslara karşı cihat açmadığı için Ali Suavi tarafından eleştirilmişti.
Abdülhamit saltanatı boyunca, Müslümanlar üzerinde gerçekten otoriteye sahip olan ama bu otoriteyi de büyük devletlerin çıkarına kullanan bir görüntü vermiştir. Örneğin, 1881- 1882’de Bosna Hersek Müslümanları isyan edince Sultan, yatıştırıcı bir rol üstlenir.1906’da Panislamizm adlı yapıtında Vambery, Abdülhamit’in Panislamizmini korkuluğa benzetir.

***

Birinci Dünya Savaşı ilan edildiğinde Abdülhamit, Beylerbeyi Sarayı’nda sürgünken halefi Mehmet Reşat’ın cihat ilan ettiğini öğrenince çok şaşırmış, bunu büyük bir hata olarak nitelemiş ve kızına şöyle demişti:
- Cihadın kendisi değil, fakat ismi elimizde bir silahtı.
Nitekim, olaylar Abdülhamit’i haklı çıkarmış cihat ilanı fiyasko ile sonuçlanmıştır.
Değerli okurlar, bu yazı kimi çevrelere egemen olan Osmanlılık tutkusunun boşluğunu ve tarihi gerçeklerle nasıl çeliştiğini anlatmak için yazılmıştır. Abdülhamit hayranlarının çizdikleri Abdülhamit görüntüsü de tarihi gerçeklerle çelişmektedir.
Kısacası Abdülhamit bunlardan çok daha tedbirli, akıllı ve ihtiyatlı, dış politikası da bunlarınkinden çok daha gerçekçiydi.
Her şeyde olduğu gibi Abdülhamit konusunda da, kof taklitlerden kaçınmak gerek!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yine yasak 7 Mayıs 2021
Ulussuz devlet 4 Mayıs 2021
Ne sanıyordunuz? 30 Nisan 2021
Ana sorun AKP 23 Nisan 2021