Devlet kimse sorumlu odur

19 Şubat 2021 Cuma

Mine Söğüt’ün çok isabetle vurguladığı gibi ülkemizde son dönemlerde gerçek kimsenin umurunda değil, çünkü herkes gerçek değil, algı peşinde. Son günlerin flaş olayı Gara operasyonu konusunda da durum aynı.

PKK tarafından çeşitli tarihlerde kaçırılıp rehin tutulan 13 yurttaşımız, terör örgütü tarafından şehit edilince, TSK’nin sınır ötesi Gara operasyonu birinci gündem maddesi oldu ve herkes de böyle durumlarda hep olduğu gibi, sorumlu kim sorusuna yanıt aramaya başladı.

Tayyip Erdoğan, kendisini sorumlu olarak gösteren Kılıçdaroğlu’na fena halde kızdı ve çok sert yanıt verdi. Ne var ki “İktidar 13 vatandaşı bu kadar uzun süre içinde neden kurtaramadı, neden gerekli kanallar kullanılarak yurttaşların serbest kalması sağlanamadı?” görüşünü ileri süren tek kişi Kılıçdaroğlu değildi.

Görüşleri sorulan tüm uzman kişilerin başarısız olduğunda görüş birliği halinde olduğu operasyonun, “sorumlusu devlettir” diye kestirip atan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin şahsı ile devletin bütünleştiği kişi olması hasebiyle, CHP Genel Başkanı’nı doğrulamış olmuyor mu?

Olayın sorumlusu doğrudan devlet olduğuna göre kim devleti şahsında tecessüm ettiriyorsa (kişiliğinde yansıtıyorsa) sorumlu tabii ki odur.

Bu durumda Cumhurbaşkanı’nın muhalefet liderine duyduğu sınırsız öfkeyi anlamak güçleşiyor.

***

Peki, yetkin emekli asker kişilerin çok dikkatli ve nazik açıklamalarından, mekân ve vahim istihbarat hatalarıyla zedeli olduğu anlaşılan operasyona neden karar verilmiştir?

Bu sorunun yanıtını ararken iktidarın, Gara’da şehit edilen 13 kişinin çeşitli tarihlerde PKK tarafından kaçırıldıktan sonra, yıllarca durumlarını soranların hiçbirine yanıt vermediğini gözden uzak tutmamak gerek. Yalnızca CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın bu yurttaşlarımızın durumlarını 2016- 2020 arasında en az beş kez sorduğunu Saygı Öztürk 15 Şubat günkü köşesinde yazdı. Saygı Öztürk’ün bu noktaları da vurguladığı yazısında yer verdiği, PKK tarafından kaçırılan ve hapis tutulan Semih Özbey’in kendisine yazdığı 15 Nisan 2019 tarihli mektuptaki şu satırlar, devleti tarafından terk edilmiş bir asker yurttaşın çaresizliğinin ifadesi değil mi? “...Devletin asli görevleirinden biri de vatandaşına askerine, polisine sahip çıkmak. Ama ne yazık ki zaman içerisinde gördüğüm ve anladığım kadarıyla bu bizim için geçerli değil....” Görüldüğü kadarıyla AKP iktidarı bir zamanlar kaçırılıp rehin tutulan yurttaşlarımızın çağrılarına sağır kalmış ve bu husus PKK’nin yıllarca esir tuttuktan sonra öldürdüğü kurbanlar tarafından da anlaşılmıştır.

Şimdi AKP - MHP ittifakının kamuoyu yoklamalarında baş aşağı gittiğinin artık iyice görüldüğü bir sırada Gara’daki Kartal Pençe - 2 fiyaskosu patlak verince, “devlet benim” diyenler, fırsatı ganimet bilip devletin kabul ettikleri sorumluluğunu muhalefetin sırtına yüklemeye uğraşmaktadırlar.

İktidar paniktedir ve yeni oyunları deneme peşindedir.

Oyun basit. AKP, muhalefetin, zaman geçtikçe bir demokrasi ittifakına dönüşmesi engellenemeyecek gibi görünen işbirliğine karşı duramayacağını görerek HDP’yi terör ile; CHP’yi de HDP ile iltisaklandırarak bu iki partiyi kapatma yolunu tutmak istemektedir.

Panikte olan ve düşüşü engellemek için her şeyi göze almış olan iktidar, iç ve dış konjontürün bu çılgın planların uygulanmasına elverişli olmadığını görememektedir.

İktidarın söylemine de yansıyan bu paniği yüzünden önümüzdeki dönemde her şeye, ama her şeye hazır olmak gerekmektedir.

Her şeye karşı hazırlıklı olmak, telaşa kapılmak anlamını taşımıyor. Unutmayalım! AKP, demokrasiden karanlığa dönüş planını bütün destekler arkasındayken bile dilediğince uygulayamayıp duvara toslamıştır. Şimdi başarı şansı hiç yoktur.


Yazarın Son Yazıları

Normalleşme 2 Mart 2021
Yılmaz Türkeri 23 Şubat 2021
Devlet kimse sorumlu odur 19 Şubat 2021
Anayasa ile aldatmak-II 12 Şubat 2021
Anayasa ile aldatmak - I 9 Şubat 2021
Ne yapmalı?- I 2 Şubat 2021
Sivil darbeci kafası 26 Ocak 2021
Cüppeli vesayet 22 Ocak 2021
Trump teselli mi? 19 Ocak 2021