Devlet koruması

16 Ekim 2020 Cuma

Gerektiğinde Anayasa Mahkemesi’ne de posta koyacak kadar delikanlı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun çok kızdığı “İki Barış’lar” (her ikisi de ortaklaşa olarak “Metaztas” kitabını kaleme almış olan gazetemiz yazarı Barış Terkoğlu ile OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan) haklarındaki İstanbul Valiliği’nce 2017’den beri uygulanmakta olan, terör örgütlerinden korumak amacıyla “çağrı üzerine koruma tedbir kararı” gerekçe gösterilmeden kaldırılmıştır. İki Barış’lara yönelik terör örgütlerinin saldırı tehdidini azaltan hiçbir gelişme olmadığına ve de İstanbul Valiliği’nin, bağlı olduğu İçişleri Bakanı’nın görüşünü almadan böyle bir girişimde bulunması da düşünülemeyeceğine göre, iki arkadaşımız hakkındaki kararın nedenlerini takdirinize bırakıyorum.

Kararın, Barış’larla ilgili olarak terör örgütlerine “artık korumuyoruz haberiniz olsun” mesajı taşıyıp taşımadığı konusunda benimle aynı endişeleri taşıyor musunuz bilemem, yalnızca bu arkadaşlarla ilgili kaygılarımın daha da arttığını belirtmek isterim.

Bu arada Hrant Dink’in ölüm tehditleri karşısında İstanbul Valiliği’ne koruma talebiyle başvurmuş olduğunu ve korunma talebine olumlu yanıt verilmeden bu değerli gazetecinin herkesin gözünün içine baka baka katledilğini de anımsatmak isterim.

***

Vatandaşın can güvenliğini korumak devletin birinci görevidir. Ama bizde, hep sağ iktidarların elinde olmuş olan devlet, hadi yine iyi niyetli davranarak “nedendir bilinmez” diyelim, bu görevini yerine getirmemektedir.

Koruma talep eden nice yurttaş teröre karşı korunamadığı gibi tekil ya da toplu terör eylemlerinin faillerinin bir türlü bulunamamaları da devletin terör konusunda caydırıcı gücünün de yok olmasına neden olmaktadır.

Sınırları kevgire dönmüş, bütün terör eylemleri faili meçhul (aslında hepsi faili meçhul değil, faili meşhurlardır) kalmış olan Türkiye, bu haliyle terörist cennetidir.

Öldürülmesinden sonra, devletin saldırıya uğrama olasılığını herkesin kolayca öngörebileceği Uğur Mumcu’nun neden yeterli (hiçbir koruma yoktu) koruma altında olmadığı konusundaki eleştirilere yetkililerin verdiği yanıt trajikomikti:

- Kendisi koruma istemedi.

Bunu duyan da devletin asgari sorumluluğunu yerine getirmesi için talebe gerek var sanacak.

***

Hoş, koruma verilse ne olacaktı ki?

Yine Uğur Mumcu’dan bir örnek vereyim:

Uğur, kapısının önünde arabası içinde öldürüldüğü evinden önce, Ankara’da Bilir ile Bülten sokakların kesiştiği köşedeki çifte giriş kapısı olan bir apartmanda oturmaktaydı.

Günlerden bir gün, Uğur iki kapıdan birinden içeri girer ve apartman içinde, yüzü öbür kapıya dönük nöbette olan polisin arkasına geçerek silahını çekip seslenir:

- Eller yukarı!

Polis şaşkınlıkla ellerini kaldırınca, Uğur ikinci komutu verir:

- İndir ellerini bana dön! 

Sonra da sorar:

- Ne işin var burada?

- Korumayım.

- Kimi koruyorsun?

- Uğur Mumcu’yu

- Uğur Mumcu kim, biliyor musun?

- Hayır.

- Peki, öyleyse artık bil! Uğur Mumcu benim.

İşte sağ iktidarlar egemenğinde yurttaşın terör karşısındaki korunması bundan ibarettir.

AKP döneminde bu durum daha da beter hale gelmiştir. Şimdi artık iktidar, bütün vatandaşları, ayırım yapmaksızın terörden korumak mecburiyetinde olmasına karşın, hoşlanmadığı, kendisini eleştiren kişileri “sonra seni teröriste veririm ha!” diye korkutma yöntemini uygulamaktadır.

İki Barış’lar örneğinde görüldüğü gibi bu gibi kişiler genellikle ceberut iktidarın bütün baskı ve sindirmelerine maruz kalmalarına rağmen, tehditlere pabuç bırakmamış insanlar olduklarından, bu son tehdit karşısında şu yanıtı vermektedirler:

- Aman efendimiz, biz neleri gördük geçirdik, bundan böyle terör örgütünün lafı mı olur?..


Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020