Arif Kızılyalın

Sporda büyük çöküş

14 Temmuz 2013 Pazar

Serin bir Londra akşamında tüm Türkiye’ye sevinç gözyaşları döktüren Aslı Çakır Alptekin, doping kıskacında. Sadece o da değil, iki önceki olimpiyatın madalyalı çekiççisi Eşref Apak da aynı karanlık yolda, madalyasını kaybetmek üzere; atletizmde doping kullanım yaşı 14’lere düşmüş... Halteri hiç saymıyorum, son yıllarda ne kadar şampiyon varsa hemen hepsi ‘yasaklı madde’ ile lekelenmiş; Ata sporu güreşe hatta Kırkpınar er meydanına bile sıçramış bu illet!.. Akdeniz Oyunları’nda onlarca sporcu aynı yolun yolcusu; açılış seremonisine katıldıkları organizasyondan ‘apar topar’ gönderiliyor testleri pozitif çıktığı için. Uluslararası Antidoping Ajansı’nın (WADA) ‘sicili bozuk ülkeler’ sıralamasında ilk üçteyiz. Avrupa ve dünya şampiyonalarından her an men cezası gelebilir.

Futbolda da aynı senaryo!..

Futbolda da durum farklı değil; yeşil sahada dopingin rolünü ‘sportif başarısızlık’ almış. 2003’te Dünya Kupası üçüncüsü olup FIFA sıralamasında ilk 10 sıradaki yerini hızla kaybetmiş. 2008’de Fatih Terim’le yakalanan bir Avrupa Kupası yarıfinali var; sonrasında Hiddink ve Abddulah Avcı ile yaşanan erozyon, Türkiye’yi 57. sıraya kadar geriletmiş. Yeni Zelanda, Yeşil Burun Adaları, Burkina Faso bile Avrupa’nın ‘En pahalı 6. ligi’ diye yutturulan Türkiye’nin önünde... Genç takımlardan (A) takımlara yükselen yıldız futbolcu yok, “Eh işte” diyebileceğiniz 3-4 genç ise ulusal takım teknik direktörlerinin ‘kapris’ine kurban gitmiş. 3 Temmuz 2011’den beri Türkiye’nin başına bela olan ‘şike - teşvik’ soruşturmasıyla bu krizi çözemeyen Türkiye Futbol Federasyonu’nun içler acısı durumu da işin cabası.

Tesisler çürümek üzere

‘Neyse parası verelim, yaptıralım’ düşüncesi ülkeyi ‘tesis çöplüğüne’ çevirmiş durumda. 2011 Üniversiad Kış Oyunları’na harcanan 1 milyar dolara yakın para ‘çürümek’ üzere. Sadece 10 günlük oyunlar için yapılan atlama kuleleri, kayak pistleri, kızak parkurlarının kapısını çalan yok. Yunanistan’ın maddi sıkıntılar nedeniyle “Bırakalım” dediği gün “Biz yaparız” diye devreye giren Gençlik ve Spor Bakanlığı, 200 milyon TL’lik keşif bedelini sırf oyunlar zamanında başlasın diye 600 milyona katlamaktan kaçınmamış.

Stadın yolunu bilen yok

Şimdi Mersin de Erzurum gibi. Kent dışına yapılan stadın yolunu 40 yıllık Mersinliler bulamıyor; keza spor salonları da yerleşim bölgesinin dışında; git gidebilirsen. Oyunlar sırasındaki skandallar ise yüz kızartıcı cinsten. Türkiye’nin 2 branşta şampiyonluğu kaçırması sonrası iptal edilen madalya törenleri, Bakan’ın ‘Milli iradeye saygı’ mitingi nedeniyle günleri değiştirilen törenler, yine politikacı eşlerine verdirilen madalyalar Türkiye’nin değil ama Akdeniz Oyunları organizasyonunun tepkisine neden oluyor. Hele hele sosyal paylaşım sitesinde ‘ırkçı’ söylemler taşıyan ifadeler kullanan güreşçi Rıza Kayaalp’e taşıttırılan ülke bayrağı gerçek bir skandal...


Özbekistan kadar olamadık


FIFA’nın en büyük 2. organizasyonu Dünya 20 yaşaltı Kupası’nın ev sahipliğini elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. Hiçbir maç ilgi görmüyor; Irak gibi savaştan yeni çıkmış bir ülke yarıfinale, Özbekistan gibi altyapısını yeni oluşturan bir coğrafya çeyrek finale çıkarken Türkiye 2. turda veda ediyor kupaya. Oysa bu organizasyon geleceğin Messi’lerinin, Ronaldo’larının parladığı bir turnuva... Ama duyurusunu yapamıyor Türkiye Futbol Federasyonu!..

Oran: bunun adı ‘zombi’ demokrasi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Cenk Akyol’un ‘Devlet’ gerekçesiyle Ulusal Takım kadrosuna alınmamasına tepki gösterdi. Oran, “Uluslararası kurumlar boşuna Türkiye’deki demokrasiye ‘zombi demokrasi’ demiyor. Bir sporcunun ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptığı hareketi bu noktalara taşımak, Milli Takımı devlet politikası haline getirmek, siyasetin her alana ne kadar müdahil olduğunu gösteriyor. Siyaset takımlara da müdahale ediyor. Bu akıl alır bir şey değil. İnsanların hak ve özgürlüklerine bu kadar müdahale ederseniz; spordan sanata, medyadan meslek odalarına kadar ‘taraf olmayan bertaraf olur’ yaklaşımıyla hareket ederseniz, bunun adı ‘zombi demokrasi’dir” dedi.
 

Ünlü: Bilim kurgu şart

Fikret Ünlü (Eski Gençlik ve Spor Bakanı): Doping ve Türk sporundaki çöküşü ortadan kaldırabilmek için üniversiteler arası çok yönlü bir bilim kurulunun oluşturulması gerekir. Bu kurulun Türk sporunda yaşanan doping, şiddet ve başarısızlıkların nedenleri üzerinde çalışma yaparak bir çözüm oluşturmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum. Sporcular hangi duygular içinde doping kullanıyor ya da kullandırılıyor? Bunların psikolojik, sosyolojik ve maddi temelleri araştırılsın. Tüm bunları araştıracak yönetimdekiler değil, oluşturulacak bilim kurulu. Nedenleri araştırılsın, çözüm önerisi getirilsin, bilimsel temele oturtulsun. Tüm toplumu ilgilendiren bir durum bu.


Atasü: Sistemde çöküş var

Turgay Atasü (Eski TFF Sağlık Kurulu Başkanı): Futbolda 25 yıldır yerine oturmuş bir sistem var. Diğer branşlarda doping oluyor. Dopingle mücadele, polislik yapmak anlamına gelmiyor. Bu bir eğitim meselesi. Sporcunun sağlık açısından danışacağı bir desteğe ihtiyacı var. WADA’yı (Dünya AntiDoping Ajansı) hiçbir kusuru olmayan dünya oluşumu zannetmeyin. ERGO bileşikleri diye bir şey var. Bunlar doping sayılmıyor ama sporcular alıp kullanıyor. İşe yarar mı yaramaz mı diye düşünmüyorlar. Genel olarak sistemde bir çöküş olduğu açık gözüküyor futbolda. Ayrıca kulüpler de huzur içinde değil, görüyorsunuz. Ben yıllarca kulüp idareciliği, kulüp üyeliği yaptım. Huzursuzluğunuz yönetimden başlıyorsa sporculara olumsuz etki eder.

Yaraş: Ödül teşvik etti

Münir Yaraş (Avrupa Atletizm Birliği Yönetim Kurulu üyesi): Müsabakalar haricinde dopingi yakalıyorsanız bu konuda ciddi olduğunuzu gösterir. Dopingli sporcuyu yakalamak federasyonunuzun iyi çalıştığını gösterir. İspanya bu konuda sabıkalıdır. Dopingi örtmeye, gizlemeye çalışır. Biz örtmüyoruz, ortaya çıkartıp mücadele ediyoruz. Şu an 48 sporcu ceza almak üzere. Tabii sayısı biraz fazla ancak bunun nedeni orantısız ödül yönetmeliğidir. Akdeniz Oyunları’nda birinciye 100 altın verilirken bunun gereksiz yere 500’e çıkması ne yazık ki dopingi teşvik etti. Türkiye’de doping ilacı satın almak çok kolay. Doping çıkmaz denilen ilaçları alıyorlar ama maalesef etki ediyor. 2004 Atina Olimpiyatı’ndaki numunelerin 112’sini yeniden açtılar, 6 kişide doping yakaladılar. 8 yıl önce bulamadıkları maddeleri 8 yıl sonra yeni metodlarla yapılan analizlerle buldular. Biyolojik pasaporttan ceza alan sporcularımız var. Aslı Çakır Alptekin de bundan yakalandı. Dopingle mücadele bir bisiklettir. Doping yapanlar ön tekerlek, yakalamak isteyenler arka tekerlek. Ön tekerlek daima biraz daha önde oluyor. Yani yakalamaya çalışsan da doping yapan hep bir adım önde oluyor.

Biçer: Doğru eğitim gerek


Turgay Biçer (Spor yönetimi uzmanı): Doping ahlak dışıdır ve sporda yeri yoktur. Ne yazık ki sporcular bir şekilde bu işe itilmektedir. Spordan üst düzeyde bir kazanç elde etmek istedikleri, sonucunda da ulaşacakları paranın miktarı kişileri doping yapmaya itiyor. Çoğu sporcunun içinde bulunduğu ekonomik durum içler acısı. Sporda başarılı olmak için doğru eğitim ve yetenek lazım. Altyapıda özellikle kişilik eğitimine önem vermek gerekir. Biz sadece yetenek eğitimi yapıyoruz.

Özerkliği sulandırdılar

‘Özerk’ yapıdaki federasyon seçimlerinde ‘bizden biri olsun’ mantığı işletilmiş. Birçok federasyon başkanı Büyükşehir Belediye’nin
aktif çalışanı. Tenisin başına PTT
Genel Müdürü getirilmiş, sporun
içinden gelenler küstürülmüş.
Mahkeme, spor adamı Mahmut
Kulein’in açtığı davayı haklı bulup
özerk federasyon seçimlerindeki ‘devlet’ tekeline “Dur” diyor
ama Spor Bakanlığı oralı
bile değil.

Olimpiyat sonrası tufan!..

Evet, Türk sporu her ne kadar dışarıdan bakıldığında ‘başarılı’ gibi dursa da karanlık bir sürecin başında. Eğer eylülde İstanbul, 2020 Yaz Olimpiyat Oyunları’nın ev sahipliğini kazanamazsa Türkiye sporda gerçek bir deprem yaşayacak ve birçok taş yerinden oynayacak. Oyunların kazanılması halinde ise Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) hem tesis hem sportif altyapı anlamında yapacağı uyarılar belki Türk sporunun önümüzdeki 7 yılını kurtarır. Ev sahipliğinin Madrid ya da Tokyo’ya kaptırılması halinde ise birçok federasyon seçime gider, Spor Genel Müdürü koltuğundan olur, en önemlisi ilk kabine değişikliğinde hukuk kökenli iletişimci Bakan Suat Kılıç’ın yerine sporun ruhunu bilen yeni bir isim gelir.

Madalya alıp dopingli çıkan sporcularımız


Atletizm - Alemitu Bekele - 2010 Avrupa Atletizm Şampiyonası (Altın)
Halter: Nurcan Taylan - 2004 Atina Olimpiyatı (Altın), Halil Mutlu - 2004 Atina Olimpiyatı (Altın), Taner Sağır - 2004 Atina Olimpiyatı (Altın), Mete Binay - 2010 Dünya Şampiyonası (Altın), Nurdan Karagöz - 2012 Avrupa Atletizm Şampiyonası (Gümüş), Sedat Artuç - 2004 Atina Olimpiyatı (Bronz)

Son 2 yılda 50 sporcuda doping kuşkusu

2012 ve 2103’te doping ve yasaklı madde kullanımıyla ilgili sorun yaşayan sporcu sayısı 50’ye yaklaştı. 2003 - 2012 yılları arasında 11 sporcu doping nedeniyle lekelenirken son 2 yıldaki artış ürkütücü noktaya vardı. Halter, güreş ve yüzmede doping bulgusuna rastlanan sporcu sayısı şu an için 14. Atletizmde ise 30’un üstünde ismin ya ikinci numune sonuçları bekleniyor ya da biyolojik pasaport sorgusunda sıkıntı yaşanıyor.


Yazarın Son Yazıları

Futbolda para bitti! 14 Ekim 2020
TFF’nin üst aklı kim? 18 Ağustos 2020
Futbolu TFF mi yönetiyor? 1 Ağustos 2020