Şiiri hakkında bir değerlendirmede şöyle deniyor: “Onun şiirini bir yolculuk duygusu, zamanların ve mekânların yerini değiştirme duygusu hissetmeksizin okuyamazsınız...”
Rendon bunu şiiriyle olduğu kadar olağanüstü şiir festivaliyle de gerçekleştiriyor demektir...
1991’den bu yana, bu yıl 21.si gerçekleştirilen Medellin Şiir Festivali’yle 21 yıldır neredeyse bütün dünyayı bu pek de büyük sayılamayacak Kolombiya kentine taşıyor.
Bu yıl Afrika şiiri özelinde gerçekleştirilen festivalin kitabında 86 şair saydım...
Kitaptaki İspanyolca çevirilerin mükemmelliği izleyicinin olumlu tepkilerinden anlaşılıyordu.
Ayrıca yine festival kitabında, bu şiirlerden birinin İngilizce çevirisi de yer alıyor, böylece katılımcı şairlerden İspanyolca ya da bir ötekinin dilini bilmeyenler, herkesin şiiri hakkında az çok fikir sahibi olabiliyordu...
***
Medellin’in bana hayatımın ve şair oluşumun en büyük onurlarından birini yaşattığını söylemem gerekiyor.
Açılışta yer alan birkaç şair arasındaydım..
Aslını okuduğum ilk şiirim (“Yaşadıklarımdan Öğrendiğim...”), Türkçe bilmeyen binlerce izleyicinin ciddi alkışıyla karşılandı.
Fakat İspanyolcası okunduktan sonraki alkış, çığlık ve haykırış fırtınası dinmek bilmedi...
Böyle bir olağanüstü izleyici coşkusu, ben de içlerinde olmak üzere herhalde kimsenin beklemediği bir şeydi...
Kendimden söz etmekten hoşlanan bir değilim.
Fakat bunu yazmalıydım...
Şiiri sahnede okuduktan sonra İspanyolcasını dinlemek için oturduğum sandalyeden kalkarak bu sevgi ve coşku selini birkaç kez selamlamak ve teşekkür sözleri söylemek gereği duydum...
Değerli aktör Hulio’nun sadece İspanyolcalarını okuduğu sonraki iki şiirim de sevgi ve alkışlarla karşılandı...
Fakat önce Türkçesini okuduğum “Guevara....”nın İspanyolca okunuşundan sonra, yine herhalde orada bulunan hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey oldu...
Alkışların sona ermesinin üzerinden bir kaç saniye geçmemişti ki önce birkaç sesin mırıldandığı “Comandante Che Guevara” şarkısını az sonra binlerce kişi bir ağızdan söylüyordu...
Bu bütün hayatımın, şu anda da gözlerimi yaşartan, sizin de gözlerinizi yaşarttığını tahmin ettiğim en olağanüstü anlarından biridir...
***
Katılımcı bütün şairlerle birlikte kapanışta da şiir okudum...
Biri başkent Bogota’da olmak üzere toplam yedi kez Kolombiyalı izleyici önüne çıkmış oldum...
Kendi şiirim için olduğu kadar Türkçemiz için de (birçok uluslararası şiir buluşmasında olduğu gibi) övgü sözleri işittim...
Ben hiçbir uluslararası şiir buluşmasında, bu kadar çok sayıda, şiire bu kadar duyarlı insanla karşılaşmadım...
Düşünün, Envigado adlı bir banliyö mahallesinde, yoksul, kötü aydınlatılmış ama yine dopdolu bir belediye tiyatro salonunda, program sonrasında yanınıza yaklaşan, en çok ortaokul çağlarında bir oğlan çocuğu, heyecandan tirtir titreyerek “şiirlerinizi çok sevdim...” diyor ve şiirlerinizin bulunduğu bölümün ilk sayfasını imzalatmak üzere üzere festival kitabını uzatıyor...
Buna benzer daha pek çok anı, izlenim, duygu şöleni...
***
Medellin şiir demek olduğu kadar Botero da demek...
Bu büyük ve özgün ressam ve yontucunun Mewdellin’li olduğunu bilmiyordum...
Şehrin büyük bir alanında yontuları, alanın yanı başındaki Antioquia Müzesi’nde resimleri sergileniyor...
Şehrin ve sanatçının mutlu buluşması...
***
Medellin Şiir Festivali ve Kolombiya anılarımdan daha sonra yine söz etmek isterim.
Bu yazıyı ise eğlenceli bir anımla bitireyim.
Kaldığımız Grand Hotel’in cana yakın çalışanlarından hiçbiri, sokaktakiler gibi, İspanyolca dışında zırnık yabancı dil bilmiyordu...
İngilizce bildiğini iddia eden bir resepsiyon çalışanı, bir şişe su isteğimi anlamış gibi yaptıktan az sonra, bir başkası telefon ederek, İspanyolca-İngilizce karışımı bir dille “Koka kolamız yok...” dedi...
Sonunda İspanyolca, telaffuzuyla yazıyorum, “una butey agua pura” yani, “bir şişe gazsız su” demeyi öğrendim...
Fakat bu kez de odama dört şişe su getirildi.
Kabul ederek “gracias” (telaffuzuyla, grasyas, “teşekkür ederim”) demekten başka yapacak şey yoktu...
Şimdi, oradaki dinletilerin öncesinde neredeyse bütün yabancı şairlerin yaptıklarını ben burada yapayım:
Grasyas Medellin, Grasyas Kolombiya; Grasyas bu ülkenin sıcak, barışçıl halkı, unutulmaz şiirseverleri...
Grasyas... Binlerce kez... •
ataolb@cumhuriyet.com.tr
www.ataolbehramoglu.com.tr
Medellin Şiir Demek (2)
Yazarın Son Yazıları
Ülkelerin yaşamında çeşitli sıfatlarla nitelelenen dönemler, eski adıyla devirler vardır.
Venezüella’da olan, uluslararası hukukun, Maduro’ya bir insan olarak yapılanlar bakımından insan haklarının hiçe sayılmasıdır.
İnsanlık iki hafta sonra yeni bir yıla giriyor.
İzlenebilecek bir film arayışında TV kanallarında gezinirken Güney Afrikalı-Avusturyalı romancı John Maxwell Coetzee’nin aynı adlı romanından sinemaya aktarılmış “Barbarları Beklerken”e rastladım.
Haftada bir kez yazmanın “trajedi”si, sizin yazmayı tasarladığınız güncel bir konunun sizden önce başka yazarlarca yazılması oluyor.
Başka ülkelerde de öyle midir bilmem ama bizde siyasal örgütler arasında bir konu tartışılırken sanki irdeleyici-çözümleyici akıldan çok duygular-suçlamalar egemen oluyor.
Türkiye’de bugün hukukla ilgili kurumların en az güven duyulan kamusal kurumlar arasında en ön sırada yer aldığını, bu kurumların giderek siyasal erkin hukuk bürolarına dönüşmekte olduğunu iddia ediyorum.
Gazetemiz Cumhuriyet ve Kadıköy Belediyesi’nce 7-9 Kasım günlerinde Kadıköy’de düzenlenen şiir günlerinde...
Esenyurt’un tutuklu belediye başkanı Prof. Dr. ve yazar sayın Ahmet Özer’in kızı ve avukatı sayın Seraf Özer’in 31.10.2025 tarihindeki Aile Dayanışma Ağı’ndaki konuşmasında söylediklerini bir ölçüde özetleyerek de olsa okurlarımla paylaşmak istedim...
Yazımın adı ne olmalı diye pazar gecesinden beri, şu sözcükleri yazmakta olduğum pazartesi öğleye kadar düşündüm.
İkinci a harfi üzerinde düzeltme (ya da inceltme, şapka vb.) işareti ile hayâ, utanma, utanç duygusu anlamına gelen bir sözcük.
Genç arkadaşım, değerli dostum ve düşündaşım profesör Okan Toygar’ın benimle yaptığı söyleşiler toplamı bir iki hafta önce bir nehir söyleşi olarak “Hayatımız Güzeldir” başlığı ve “Ataol Behramoğlu’nun Siyasal Kimliği” alt başlığı ile yayımlandı.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Yıldız Üniversitesi Şehir Planlama öğrencisi dört arkadaşın (Ayşegül Yordam, Metin Kahraman, Tuncay Akdoğan, Kemal Sahir Gürel) birlikte 1985 yılında kurdukları Grup Yorum, içinde bulunduğumuz 2025 yılında kırk yaşına basmış oluyor...
Zihnimde beliren kavramın karşılığını ve açıklamasını bulmak için internete baktığımda kara komedi de denen kara mizah kavramının en yakın açıklamasını TDK sitesinde buldum...
Kara bir rüzgârdı üstünde bir yurdun...
Utanç insana özgü bir duygu sanılır...
Türkler Türkiye’yi oluşturan etnik unsurlardan sadece biri mi; yoksa öncü-kurucu etnik grup olarak aynı zamanda ülkeye adını veren topluluk mudur?
30 Ağustos ruhu; akıl, öngörü ve cesaret demektir.
Geçen yaz okumayı tamamlayamadığım başucu kitaplarımdan biri de Roger Scruton adlı yazarın Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtıydı.
Sonu gelmezce üst üste yığılan sıkıntılara Aydın’daki inanılması güç olay eklendi.
Tasarladığım yazının adını “Bir dilbilgisi dersi” olarak duyurmuştum. Sonradan yukarıdaki başlığı daha uygun gördüm.
Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün 28 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te “Devlet yöneticilerinde ırk ve din farkı aramak” başlıklı bir yazısı yayımlandı.
Ülkemizin (bu demektir ki insanlığın) sorunlarına duyarlı bir arkadaşımdan aldığım mesajda Birleşmiş Milletler’e bağlı bazı kuruluşlarca hazırlanan raporlarda Türkiye’nin 2030 yılında su fakiri ülkeler statüsüne gireceğinin bildirildiğini öğrendim.
Yazmayı tasarladığım yazının başlığı olarak günlerdir zihnimde “vatan” sözcüğünü dolaştırıyorum.
“PKK Öcalan’ın çağrısına uymuş. Öcalan da Bahçeli’nin çağrısına uymuş görünüyor. Peki, ya Bahçeli? Ona çağrıyı yaptıran kim? Vahiy mi geldi? Rüyasında mı gördü? Yoksa... Asıl soru budur... Çocuk mu kandırıyorsunuz?”
Bu kadar kötülük tek bir kişinin ya da bir grup insanın eseri mi, yoksa daha geniş çevrelerce hazırlanan bir planın uygulanması mıdır?
“O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan... Uğrunda asılırız...
Geçen haftaki yazıma “Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz” sorusuyla başlamış...
Epey zamandır iktidar çevreleri bu sözü ağızlarında geveleyip duruyor: Yeni Türkiye! Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz?
Birinci a harfinin inceltme işaretiyle yazıldığı bu Arapça sözcük, bir hastalık sonrasında sağlık ve güç kazanıncaya kadar geçen zayıflık dönemi demekmiş.
Doğu Batı Yayınları’nın üç kitapta yayımlanan “Modern Türk Şiirinin Doğuşu” dizininin ilk kitabı üzerine yazmayı sürdürüyorum.
İlki 30.10.24’te bu sütunda yayımlanan yazı dizisinin ikincisiyle, Doğu Batı Yayınları ürünü “Modern Türk Şiiri” kitapları üzerine düşünmeyi sürdürüyorum.
Ahtapot şirin bir varlıktır.
Az sonra üzerinde duracağım bir olguyla ilgili olarak “tersinden bakmak” kavramı üzerine düşünürken aklıma bu kavramı metafor olarak en iyi anlatabilecek “dürbünün tersinden bakmak” gibi bir söz düştü. Öyle ya, işlevi uzaktaki canlı ya da cansız bir nesneyi yakınlaştırmak olan dürbünle yapılabilecek en ters şey ona (onunla) tersinden bakmaktır.
Başarısız bir saldırının analizi
Ahmet Özer’in mesajı
‘Yapay zekâ’ hakkında
Yapay zekâ
Engizisyon
Yunus Gibi