Ayşe Emel Mesci

Mahşer Görüntüleri

13 Ocak 2020 Pazartesi

“Herkese Bilim Teknoloji” dergisinin 10 Ocak tarihli son sayısında Tanol Türkoğlu, “İptal Kültürü” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı. Macquaire Sözlüğü’nün yılın kelimesi olarak “iptal kültürü”nü seçtiğini belirten Türkoğlu, bu sosyal medya davranışından yola çıkarak dijital kültürle yoğrulan nüfusumuzun geleceği hakkında ilginç bir yorumda bulunuyor: “Şurası bir gerçek ki yetişmekte olan dijital yerli kuşakların vefalı olmayı öğrenecek kadar boş vakti yok. Her an yeni bir şeye maruz kalıyorlar. Onlar için iptal etmek o nedenle oldukça kolay! (...) Beyinleri uzun süreli hafızaya atacak süreyi bulamadığından önüne gelen hiçbir şeyi saklayamayacak. Onlar sadece vefasız olmakla kalmayacaklar. Anımsayacak anıları bile olmayacak! İçten içe kendini yakan insan tüm gezegeni ateşe vermiş ne gam!”

 

Psikopolitika

 

İletişim araçlarının toplumsal manzarada çok belirleyici bir rol oynadıkları biliniyor, ama bu belleksizleşmede sadece yeni şeylerin ortaya çıkmasının değil, birtakım eski şeylerin ortadan kaldırılmasının da payı olduğunu unutmamak gerek. Tarihçi Eric Hobsbawm 20. yüzyıl sonunda kuşakların bir tür kalıcı şimdiki zaman içinde yetiştiklerini vurgularken, bunu yüzyıl sonunun en ürkütücü fenomeni diye nitelediği “kişinin çağdaş deneyimini önceki kuşakların deneyimine bağlayan toplumsal mekanizmaların yok olması” ile açıklıyordu.

Ne ilginçtir ki toplumsal mekanizmalardan “özgürleşen” insan, belleğiyle birlikte özgürlüğünü de yitiriyor aslında. Üstelik bunu “bireysel özgürlük” masalının doruk noktasına çıkarıldığı bir çağda yaşıyor. Güney Koreli kültür kuramcısı Byung-Chul Han’ın “Psikopolitika” adlı kitabı bu köleleşme sürecini neo-liberalizmle ilişkilendirerek irdelerken, aynı zamanda iktidar etme tarzının da nasıl bir değişim içine girdiğini ele alıyor: “Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. (...) Yurttaş tüketici haline gelmiştir. Yurttaşın özgürlüğü yerini tüketicinin edilginliğine bırakır. (...) Siyasete sadece edilgin bir biçimde, homurdanarak, şikâyet ederek tepki verir, tıpkı hoşuna gitmeyen hizmet ya da mal sektörüne yaptığı gibi.” Veya tıpkı yukarıda değindiğimiz “iptal kültürü”nde olduğu gibi...

Yangın ve katliam

İçten içe kendini yakan insan, tüm gezegeni ateşe verecek mi gerçekten? 2019 yılında Amazon ormanlarındaki yangınlar bir yıl öncesine göre yüzde 80 artmış, en şiddetli dönemi de ağustos ayında yaşanmıştı. Amazon’daki yangınların en büyük sebebi olarak kesilen ağaçların köklerinin tarla veya otlak alanı açmak için yakılması gösteriliyordu. Sonra eylül ayında, küresel etkili orman yangınlarında bayrağı Avustralya devraldı. Orada, yangınların kendi fırtınalarını yarattıkları ve bu nedenle sürekli çoğaldıkları söyleniyor. Tam bir mahşer tablosu... 8 milyon hektar ormanın kül olduğu, 1 milyona yakın canlının yaşamını yitirdiği bu büyük felaket insan-merkezci uygarlığın nasıl çatırdadığını da gösteriyor. Kuraklık tehlikesi karşısında on bin deveyi, ayrıca yaban atlarını helikopterlerden ateş ederek öldüreceklerini açıklıyorlar. Dört buçuk aydır yangınları söndüremiyorlar, ama deve katliamı için ellerini çabuk tutuyorlar... Düşünün, develeri Avustralya’ya taşıyan insan; vahşi doğaya salıveren insan; o devasa yangının ve kuraklığın küresel ısınma üzerinden dolaylı faili insan; kendi yarattığı soruna öldürmekten başka çare bulamayan yine insan... Hafızasız insan... İçten içe kendini yakan insan...

Bu kadar bunalmışlığın içinde sevgili dostum, akademisyen Müge Mengü Hale’in yazdığı, Meryem Tanrıkulu’nun resimlediği “Ay Işığını Arayan Denizkaplumbağaları: Çıtırcık ile Pıtırcık” adlı çocuk kitabını okumak çok iyi geldi bana. Ruhum serinledi iki sevimli kaplumbağayla.

 



Yazarın Son Yazıları

Üç yıl dört ay... 31 Ağustos 2020
Maskeli balo sona eriyor 27 Temmuz 2020
Bir kültür elçisi 8 Haziran 2020
Aziz Nesin Kabare 13 Nisan 2020
Korona Günleri 16 Mart 2020
Hesabı kim soracak? 10 Şubat 2020