Barış Doster

NATO’nun Libya’da ne işi var?

13 Haziran 2020 Cumartesi

Yazının başlığı, tanıdık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde, 2011’de, şubat ayının son günü söylemişti bu sözü. Libya lideri Muammer Kaddafi’yi devirmek için ortaya atılan NATO müdahalesine karşı çıkmıştı. Fakat Türkiye, bu sözün mürekkebi kurumadan tavır değiştirmiş, 2011 yılı mart ayının ortasında Libya’ya saldıran NATO’ya destek vermişti. Sonrasını hepimiz biliyoruz...

Gelelim bugüne. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın, Libya konusunda ortak çalışma grubu kurulması üzerinde uzlaştıklarını, bakanlıklar ile istihbarat örgütü yetkililerinin yakın zamanda görüşmelere başlayacağını açıkladı. ABD’yi, Libya konusunda daha aktif rol almaya çağıran Çavuşoğlu, bölgenin istikrarının NATO’nun da faydasına olduğunu söyledi. Gerçekten öyle mi? Tartışalım…

ABD’den yediğimiz kazıklar

Türkiye’de merkezin sağında ve solunda, milliyetçisinden muhafazakârına, sosyal demokratından liberaline dek geniş bir yelpazede, NATO ezberi, NATO sadakati güçlüdür. Türkiye’nin ABD’yle ilişkileri ile Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri iç içe geçtiğinden, bu konuları dokunulmaz, sorgulanmaz olarak gören çoktur. Özellikle de siyasetçiler, askerler, diplomatlar, gazeteciler, uluslararası ilişkiler uzmanları arasında. NATO’yu ister kitaplarımızda, ister televizyon programlarında, ister gazete sütunlarında, ister akademik makalelerde eleştirelim (ör: Barış Doster, “Türkiye’de NATO Karşıtlığının Tarihsel ve Siyasal Kökenleri”, Ortadoğu Analiz Dergisi, Nisan 2012, Cilt: 4, Sayı: 40), hep aynı tepkileri alırız.

Bu tepkiler, Soğuk Savaş kalıntısıdır. Halen o dönemin düşünce kalıplarına dayanır. NATO’nun, ABD emperyalizminin işgal aygıtı olduğunu görmezden gelir. Türkiye’yi Yunanistan’a karşı NATO’nun savunduğunu söyleyecek kadar özgüven yoksunu, Yunanistan’ın gücünü abartan, Türkiye’nin gücünü yok sayan yaklaşımları dillendirenler bile vardır. Oysa Türkiye - ABD ilişkileri incelendiğinde, kazananın ABD, kaybedenin Türkiye olduğu görülür. ABD’nin PKK - PYD - YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerine verdiği destekten darbelerdeki rolüne; Türkiye’nin iç ve dış siyaseti, güvenlik politikası, ekonomisi, bürokrasisi, akademisi üzerindeki ağırlığından Ege’deki, Akdeniz’deki, Yunanistan’la ilişkilerdeki tavrına; sözde soykırım iddialarına ilişkin tutumundan Türkiye’ye yönelik yaptırım kararlarına dek, yüzlerce örnek verilebilir.

Yinelemek gerekir ki, Akdeniz’de ve özelde de Libya meselesinde ABD’nin, NATO’nun daha çok inisiyatif almasını istemek, bu yönde girişimlerde bulunmak, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırır. Türkiye’nin Akdeniz’de ve Karadeniz’deki tezleri, en fazla ABD ile çelişmektedir. Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bir yanlarına Mısır ve İsrail’i, bir yanlarına da ABD ve Avrupa Birliği’ni aldıklarını unutmamak gerekir. ABD’nin, Irak’ı işgalinden ve Suriye’ye çullanmasından en olumsuz etkilenen bölge ülkesi, Türkiye olmuştur. ABD’nin Kıbrıs politikası, Türkiye’nin aleyhinedir. Keza Ortadoğu’da dört bölge ülkesini (Türkiye, İran, Irak, Suriye) bölüp, Kürt devleti kurmak istediği, bu amaçla etnik, dinsel, mezhepsel çatışmaları körüklediği bilinmektedir.

Sözün özü, ABD’yi Libya’da daha aktif tutum almaya, NATO’yu daha fazla öne çıkmaya davet etmek, Türkiye’nin ve tüm bölge ülkelerinin aleyhinedir.


Yazarın Son Yazıları

Ayasofya, Lozan ve Sevr 25 Temmuz 2020