Nasıl korkunç bir girdaba kapılmışız şu kısa ömürde... Önümüz arkamız sağımız solumuz her yerimiz sobe! İster sokaklardan söz edelim ister ülkemizden ister dünyadan! Gecemiz gündüzümüz kâbus... Mattia Ahmet Minguzzi aramızdan ayrılalı bir yıl geçmiş. Ocak ortasında Güngören’de “yan baktın” tartışmasında Atlas Çağlayan isimli 17 yaşındaki genç, 15 yaşında bir katil tarafından kalbinden bıçaklandı. Adana’da birkaç gün önce, 17 yaşındaki Erdoğan Ertaş, kendisinden sigara isteyen beş kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Mafya tarzı şovlarla genç futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı’nın sokakta göz göre göre infaz edilmesini de konuşabiliriz! Bu katillerin ortak bir noktası var: Aile, vicdan, hak eğitimi, terbiyesi alamamış olmaları ya da varsa öğrendiklerini it kopuk dolu çevrelerinde yok etmiş olmaları... Erkek şiddeti, trafik şiddeti, mahalle şiddeti can almaya devam ediyor. Bu arada, Manifest grubunun ardından, Zorlu PSM’de çıkacak iki yabancı metal grubunun engellenmiş; hangi ülkelerde bu sansür bu kadar rahat yapılabilir? Sokakta öpüşen insanların taciz edilip karakola taşındığı bir ülkede adam dövmek serbest! Her türlü dizide mafyacılık oynamaya, zorbalık yapmaya, insan öldürmeye özendirmek makbul ama sorsanız, şiddetten ve cinayetlerden sözde herkes şikâyetçi. Sevgi dolu bir öpücük, âşıkların sevgi gösterileri yasak ama ekranlarda insanları taramak, kesmek, kurşunlamak fazlasıyla alkışlanıyor. Sonra 15 yaşında ergenler gördüklerini tekrarladığında “Allah Allah, nereden çıktı bu?” diye merakla soruyorlar... Bildiğiniz gibi işler bununla da bitmiyor! “Serserilik yapmak uğruna” katil olanlar, zaten bir ferdini katlettiği ailenin geride kalan acılı fertlerini de tehdit etme cüretini gösterebiliyor! Bu nasıl bir rahatlık! Bu ülke bunlara izin verir hale nasıl geldi? Bir annenin çocuğunun yasını tutmasına bile izin verilmiyor!
HANGİ MANTIKSIZLIĞI SAYALIM?
Özgür Özel, cumhurbaşkanı hakkında “diplomasız Erdoğan” dedi diye hakkında dava açıldı. Mahkemenin talebi üzerine kendisinden diploma istendi; bunun üzerine hâkimlerin değiştirilmesi talep edildi. İmamoğlu’nun yaşadıkları ise Aziz Nesin’e yılda üç roman yazdıracak seviyelere çıktı! Üstüne atılmayan haksız suçlama kalmadı. Tekrarlatılan seçim, sayılmayan diploma, hep “kişiye özel” reva görülenler oldu!
Onun yaşadığı seviyede haksızlıklara dışarıdan bakarak algılamak, hissetmek, içselleştirmek pek mümkün değil. İmamoğlu’nu anlayabilecek en değerli insanlardan biri Teğmen Ebru Eroğlu... 30 Ağustos 2024’te Kara Harp Okulu’nun töreninde, okul birincisi olarak subay andını okuttuğu ve Mustafa Kemal’in ordusunda “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” sloganını attırmaya “cüret ettiği” için, bütün gençliğini adadığı emekleri çöpe atılıp canı kadar sevdiği TSK’den ihraç edilmişti. Mezuniyet töreninde kendisiyle beraber ihraç edilen Deniz Demirtaş TSK’ye iade edilirken Türk halkının gönlünde taht kuran Ebru Eroğlu aynı şansa sahip olamadı, Ankara 4. İdare Mahkemesi davayı reddetti.
Birgün muhabiri İsmail Arı, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla cezaevine kondu. Bundan bir ay kadar önce de Deutsche Welle kanalından Alican Uludağ, yine cumhurbaşkanına alenen hakaret ve halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçlamasıyla tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne konmuştu. Merdan Yanardağ beş aydır cezaevinde; Türkiye’de hiç kimse “cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (dezenformasyon) olarak adlandırılan suçlarının tam olarak ne anlama geldiğini bilemiyor. Bu saydığımız suç başlıklarını herhangi bir ülkeden bir savcıya veya avukata gösterseniz, o kişi bunların çok açık ve net konular olduğunu zannedebilir. İnsanlar birine veya birilerine ağır küfür ve aşağılamalar yapabilirler, ırkçı faşistler toplumda belirli bir dil, din veya mezhebi ortadan kaldırmak için başka bir grup insanı teşvik edebilirler. Kendi çıkarları için herhangi bir alanda halkı yanıltıcı, yalan yanlış bilgileri bilerek yaymak isteyen kötü niyetli gruplar çıkabilir. Dolayısıyla o yabancı savcı veya avukat neden “bu söz edilen suçların şaşırtıcı bulunduğunu” anlamayabilir, bu tanımı normal zannedebilir. Yani olayın püf noktası, hangi söz, cümle veya eylemlerin gerçekten böyle bir suç başlığına alınabilmesindeki belirsizliklerden geçiyor. Mesela İsmail Arı daha önce defalarca yayımladığı ve internette de bilgileri bulunabilen bir haber başlığını kullandığı için bayramda ziyarete gittiği ailesinin Tokat’taki evinde gözaltına alınıp tutuklanabiliyor!
Hep söylerim, babamın bana öğrettiği en önemli hayat derslerinden biri “hukuk mantıktır” bilinciydi. Ne yazık ki 20. yüzyılın değerleri artık geçerli değil. Herkesin hukuk karşısında eşit olduğu, adaletin siyasallaşmadığı, mantığın egemen olduğu düzen ne zaman geri gelecek, gerçekten bilemiyorum... CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yönelttiği, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in merkezinde olduğu birçok iddia ve suçlama var. Konular Gürlek’in hangi değerde kaç mülke sahip olduğu ve bu mülkleri hangi paralarla satın alabilmiş olduğu... Özel, bu konuları somut olarak yargıya taşıyacağını söylüyor. İddiaların merkezindeki insan “adalet bakanı” iken bunlara hangi bağımsız mahkeme veya savcı bakabilecek? Kim bu soruya gönül rahatlığıyla “merak etmeyin, görevlerini bağımsız şekilde yaparlar” şeklinde bir yanıt verebiliyor Türkiye’de? Mesela dün Akın Gürlek’in tapu kayıtlarını sorgulayan üç memur açığa alınıp tutuklanmış! Bu durum dünyanın neresinde bu şekilde yaşanır? Öte yandan, son yıllarda kendisinden beklenen kararları almayan savcı veya hâkimlerin nerelere aniden sürülebildiğini bu ülke yaşadı mı, yaşamadı mı? Bu sorunun kamuoyunda, kitlelerin vicdanlarında ne yanıtlar bulduğunu tahmin edebiliyoruz.
Amerika’ya gelince... ez cümle iki hafta önce dediğimiz gibi “Tarzan zor durumda!”. Onu da haftaya ele alırım.