Deniz Yıldırım

Bollukta AKP, yoklukta sabır

14 Ekim 2020 Çarşamba

Pazara gidiyorum. Tezgâhların önündeki konuşmalar pahalılık üzerine. Alıcı soruyor: “Daha geçen hafta şu kadardı, niye arttı?” Satıcı da dertli, anlatıyor. Sabahın beşinde çıkmış yola. İkisi de biliyor; kazanan iki taraf da değil. Fileyi para dolduruyor; para ise günden güne eriyor. Zamlar bir yanda, döviz artışı diğer yanda. Parası olanla olmayanın dünyası iyice ayrışıyor.

Ne bekleriz yönetenlerden? Çare bulmalarını, iyice sınırsız hale gelmiş yönetme gücünü bu sorunları çözmek için kullanmalarını bekleriz. Bir çıkış programı yani. 

Sonunda bu programı öğrendik, geçenlerde Erdoğan açıkladı; müminin görevi varlıkta şımarmamak, yoklukta ise sabretmekmiş.

Alışkınız; yeni değil elbette: Madende işçiler ölür, fıtrat derler; inşaatta işçiler can verir, kader derler. 

Şimdiki cümle ise iki yönlüdür. Birileri teşviklerle, ballı ihalelerle, vergi muafiyetleriyle, kısacası halkın kaynaklarıyla zenginleşirken; alım gücü düşen, işsizliğe ve yokluğa mahkûm edilen halka “somut olarak biz bu işi çözecek durumda değiliz; ama siz de itiraz etmeyin, tevekküle yönelin” demenin diğer yoludur bu cümle. Yani “bizim yapabileceğimiz bir şey yok”tan ötesi değildir.

İkincisi, virüs krizinin başında öne çıkarılan “Biz Bize Yeteriz” sloganında somutlaşmış sözde “dayanışmacı” modelin de işe yaramadığının göstergesidir. O “biz”, iki gruptan oluşuyormuş. Varlıklılar varmış, bir de yokluk çekenler varmış. Bu iki grup birbirine yetmezmiş; çünkü birini varlıklı ve diğerini yoksul kılan aynı merkezse, nasıl yetecek ikisi birbirine? Birinin yokluğu diğerini varlıklı kılıyorken hem de. Bunlar söylenemeyeceğine göre reçete bellidir iktidarın gözünde: Müminin yoklukta görevi, sabretmek, yani var olan koşullara itiraz etmemektir. Susun, sorgulamayın.

‘Bizden bilmeyin’ mesajı

Siyasal İslamın söylemini, mesajlarını çalışanlar iyi bilir; bu bir yandan da şu demek aslında: “İçinde bulunduğunuz durum bir sınavdır, bizden kaynaklı değildir; siz sınava itiraz ederseniz kadere itiraz etmiş olursunuz”, asıl mesaj budur. Yani yokluk, yoksulluk dünyevi iktidarın bu dünyadaki somut yanlışlarının, adaletsiz politikalarının sonucu değildir. Bizden bilmeyin, zengin değilseniz bu sizin suçunuzdur. Anlatılan biraz da budur. Öyleyse iktidar, derinleşen krize, yokluğa ve pahalılığa bu dünyada bir çözümünün olmadığını ilan etmekte; bu durumu da dini duyguları kullanarak haklı ve sorgulanmaz kılmaya çalışmaktadır.

Ne ilginç! Duble yollar, yeni hastaneler, savunma sanayiinde yapılan atılımlar, seçim zamanı meydanlarda anlatılan icraatlar iktidardandır, bu dünyadaki olanaklardan ve insanın iradesindendir; ama yokluk, yoksulluk iktidardan değildir; sınavdır, sabırla karşılanmalıdır, itiraz edilmemeli, hele o itirazlar iktidarla asla ilişkilendirilmemelidir. Siyasal İslamın dini ne zaman yardıma çağırdığını ve kimler lehine çarpıttığını daha açık gösterecek örnek var mıdır?

Türkiye’de gerçek anlamda bir laik düzenin kurulmasının, ezilen, yok sayılan halk çoğunluğunun özlemlerinin, inançlarının bu dünyanın nimetlerini haksızca ellerinde biriktirenler eliyle sömürülmesinin önüne geçmekle ilişkili olduğunun kanıtıdır bütün bunlar. Halkçılıktan bağımsız bir laiklik söyleminin karşılığı yoktur. Para yok diye, olanak yok diye çocuklarını tarikat yurtlarına teslim etmek zorunda bırakılanlar zenginler midir, yoksullar mıdır? Siyasal İslam yoksullukla mücadele edemez; aksine, o yoksulluk zeminidir Siyasal İslamı büyüten. Yokluğu, yoksulluğu, çaresizliği kurutalım; bu memleketin inançlı ama sömürüye karşı çoğunluğu ne tarikatlara yüz verir bir daha, ne de din, emek, makam ve kaynak sömürücüsü siyasal İslamcı partilere. Lafı, atışmaları bırakalım; var mı böyle kamucu programı olan, bunu açıkça seslendirebilen partiler?


Yazarın Son Yazıları

‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020
Kar ve Kars 10 Ekim 2020