Elçin Poyrazlar

Türkiye dışarıdan nasıl görünüyor?

26 Haziran 2020 Cuma

20 küsur yıldır yurtdışında çalışan bir gazeteci olarak vatana geldiğim dönemlerde bana sıklıkla yöneltilen sorulardan biri şu oluyor: Dışarıdan nasıl görünüyoruz?

Bugüne kadar tanıştığım hiçbir Amerikalı, İngiliz, Fransız, Alman ya da Belçikalı’dan ‘Türkler bizimle ilgili ne düşünüyor?’ sorusunu duymadım.

Başka ülkelerin kamuoylarının ya da hükümetlerinin Türkiye üstüne fikirlerinin bu derece merak edilmesi başlı başına sosyolojik bir çalışma konusu yapılmalı.

Madem bu kadar merak ediliyor, son günlerde ülke içinde yaşanan belli başlı siyasi gelişmelere bakarak, nasıl göründüğümüz konusuna az da olsa ışık tutabiliriz:

* MİT mensubunu ifşa gerekçesiyle tutuklu yargılanan Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Aydın Keser, Ferhat Çelik, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç gibi gazetecilerin davasında da görüldüğü üzere, Türkiye, gazetecileri meslekleri nedeniyle hapse atan, ağır para cezalarıyla gözdağı veren, otosansüre sürükleyen, cezaevinde rekor düzeyde gazeteci sayısıyla demokratik standartların yanına bile yaklaşamayan bir ülke görüntüsü veriyor.

Yurtdışındaki kamuoyu, siyasetçiler ya da araştırmacılar Türkiye’deki gazetecilerin ‘terörist’ olduğuna inanmıyor. Aksine hükümetin terör yasalarını basın ve ifade özgürlüğünü sınırlamak için araç olarak kullandığını düşünüyor. Bunun aksini iddia edenler gülünç bulunuyor.

*CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 7 yıl önceki sosyal medya paylaşımlarının ‘silahlı terör örgütü propagandası yapmak’, ‘kamu görevlisine alenen hakaret etmek’, ‘Cumhurbaşkanına alenen hakaret etmek’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak’ gibi gerekçelerle yaklaşık 10 yıl hapis cezasının onanması yerel seçimlerde başarıya ulaşmış genç bir kadın siyasetçinin önünü kesmek için yapılan siyasi hamleler olarak görülüyor.

Yurtdışında, Türkiye’de yargının ve yargıçların bağımsız olmadığı, tek elde toplanan merkeziyetçi siyasi bir mekanizmanın kararlara yön verdiği görüşü yaygın olarak dile getiriliyor.

*Hükümetin avukatlık kanunu ve baroların seçim sistemini değiştirme hamlesine karşı baroların Ankara’ya doğru yaptıkları ‘Savunma Yürüyüşü’nün güvenlik güçleri tarafından engellenmesi ve bazı avukatların darp edilmesi Türkiye’de toplanma ve  şiddet olmadan gösteri yapma hakkının ihlal edilmesine yüzlerce örnekten biri olarak görülüyor.

Hükümetin başka ülkelerdeki gösterilerde polis şiddetine işaret ederek, kendi pozisyonu savunmaya geçmesi ise otoriterliğe kayışın bir göstergesi olarak benimseniyor.

*Türkiye’de kadın, çocuk, göçmen ve azınlık hakları konusundaki tüm gelişmeler başta Avrupa Birliği olmak üzere yurtdışında dikkatle izleniyor. Bu alanlarda çalışma yapmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının azlığı ya da siyasi manevralarla engellenmeleri gözden kaçmıyor. Bu tür demokratik kurumların baltalanması ülkenin geleceğine dair kuşkuları perçinliyor.

Özetle, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğü bu kadar önemseyen bir ülkenin, kültürel ve siyasi anlamda çaba harcamaması, üstelik kendi başarısızlıklarını yabancı ülkelerin komplosu olarak ‘açıklaması’  ciddiyetsizlik ve ucuz popülizm olarak görülüyor.


Yazarın Son Yazıları

O sırada siz… 4 Ağustos 2020
İyi ki Ayasofya var 12 Temmuz 2020
18 yıllık *Dislike 11 Temmuz 2020
‘Sembolik 2 bayan’ 5 Temmuz 2020
Korona mültecileri 27 Haziran 2020
Hayalimdeki yargıçlar 9 Haziran 2020