Daron Acemoğlu ne diyor?

21 Ekim 2021 Perşembe

Daron Acemoğlu, iktisatçıdır. Çok da iyi bir iktisatçıdır.

Çünkü iktisadi tezlerini, teşhislerini, tarihsel süreçleri gözlemleyerek ve çözümleyerek oluşturur.

Ben kendisinin kitaplarından, konuşmalarından, tezlerinden çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum.

Daron Acemoğlu’nun bütün incelemeleri sonunda vardığı sonuç şu:

Ülkeler, uzmanların, sivil toplumların, geniş kitlelerin katılımı ile işleyen gerçek bir demokrasiyi işletebildikleri zaman refahları ve büyümeleri artıyor.

Devlet, dikatörlüklerde olduğu gibi, bütün karar alma süreçlerini engelleyecek kadar güçlendirilirse, o zaman gelişme duruyor, refah da geriliyor.

Öte yandan, devlet kurumları, toplumdaki öteki kurumların, şirketlerin karşısında iyice güçsüzleştirilip yok edilirse yine refah ve büyüme olumsuz etkileniyor.

***

Benim yorumuma göre, bir anlamda yarı Keynesien bir görüşe yakın bir biçimde, devlet kurumlarının toplumdaki büyümeyi, refahı ve en önemlisi de adaleti, eğitimi ve sosyal adaleti sağlaması gerektiğine, ama bu kurumların, toplumdaki bilgiyi, eğilimleri, beklentileri, meslek kuruluşlarını temsil eden sivil toplum kuruluşları ile dengelenmeleri gerektiğine işaret ediyor.

Ama öte yandan, Chicago Okulu’nun, Monetarizmin ve Friedmancılığın tuzaklarını iyi bildiği için, şirketlerin ya da sivil toplum kuruluşlarının devlet kurumlarını yok etmelerine de karşı çıkıyor.

***

Daron Acemoğlu, tarihsal verilere dayalı olarak yaptığı çözümlemelerde vardığı bu sonuçlarla güncel gözlemlerini karşılaştırdığı zaman çelişik bir duruma tanık oluyor ve bir soru sorarak onun yanıtını arıyor.

Gözlemi şu:

Günümüzde gittikçe derinleşen ekonomik ve siyasal sorunların birçok kıtada ve pek çok ülkede demokrasilerden otoriterliğe doğru bir eğilim yarattığı görülüyor.

Çelişki şu:

Madem demokrasi (demokratik etkileşim ve katılım), hem refahı hem de büyümeyi sağlıyor, o zaman niçin siyasal ve ekonomik krizler karşısında toplumlar otoriterliğe doğru kayıyor?

Yanıt şu:

Toplumdaki gelir adaletsizliği ve artan memnuniyetsizlik demokrasileri zayıflatıyor. Ayrıca bazen devletin sivil toplum katılımını yok ettiğini bazen de sivil toplumun (şirketlerin) devleti yok ettiğini, aradaki dengenin bozulduğunu ve ikisi arasındaki denge bozulmasının demokrasiyi yıprattığını söylüyor.

Çözüm önerisi şu:

Bağımsız yargı ve gerçek bir adalet gerçekleştirilmeli. Sadece hukuk devleti ve adalet de yetmez, bununla birlikte mutlaka gelirler arasındaki uçurumu engelleyecek sosyal adalet ve bunu sağlayacak bir toplumsal örgütlenme de gerekli. Ayrıca, gelecek inşası ve gelecek inşası için evrensel değişme ve gelişmeleri yakalayacak bir eğitim zorunlu. En sonunda bütün bunların toplamı olarak da daha yaygın bir umut ve elbette mutluluk demokrasilerin devamını sağlar.

DİKTATÖRLÜKLER NASIL GİDER?

Daron Acemoğlu bu konuda:

Diktatörlükler hiçbir zaman kendi başlarına gitmiyorlar. Ekonomik krizler içinde… Ekonomik krizler çoğu zaman demokrasiye yol açıyorlar” diyor.

Doğrudur, çünkü otoriter rejimler hem demokrasiyi rafa kaldırarak özgürlükleri yok ediyor hem de refahı ve büyümeyi engelliyor. Böylece insanlar, otoriter rejimlerin altında hem mutsuz oldukları hem de yoksul kaldıkları için, rejim zorunlu olarak demokrasiye dönüştürülüyor.

***

Sevgili okurlarım, Daron Acemoğlu’nun kitapları ve tezleri özel terimler ve kavramlarla doludur.

Üstelik bütün tarihsel süreçleri ve siyasal yapıları kendi ürettiği bu yeni ve karmaşık kavram ve terimler bağlamında irdelemeye yönelik çözümlemeler yapar.

Bu açılardan onun tezlerini özetlemek ve kamuoyu ile anlaşılır bir biçimde paylaşmak, kimi zaman aşırı basitleştirmeleri gerektiriyor.

Bu nedenle, olası hatalarım için özür dilerim.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları