Gün ortasında karanlık

27 Mart 2016 Pazar

Devlet, bazı kişilerin başka bazı kişilere işkence yapması, haksız ve adaletsiz yere ıstırap çektirmesi için mi var?
Bazı kişiler, bazı koltuklarda oturuyor diye, başka bazı kişilerin kaderlerini belirlemeye, onların hayatlarını karartmaya nasıl hak görüyorlar kendilerinde?
Bize hizmet etmeleri, bizi güven içinde, mutlu ve müreffeh bir biçimde yaşatmaları için seçtiğimiz yöneticiler, atanan yargıçlar, savcılar, bize “Gün Ortasında Karanlık” yaşatmaya başlarlarsa ne olur?
O devletin, o devlet düzeninin, o rejimin ne anlamı kalır insan için?

***

25 Mart 2016 günü Çağlayan Adliyesi’nde Can Dündar ve Erdem Gül duruşması haberlerini izlerken aklıma Arthur Koestler’in “Gün Ortasında Karanlık” adlı romanı geldi.
Hapishane edebiyatının en başarılı örneklerinden biri olan bu kitapta Koestler, Stalin diktası altındaki 1930’ların Sovyetler Birliği’ni anlatır.
1984’ün yazarı George Orwell, “Gün Ortasında Karanlık” için, “Benzeri olmayan bir romandır, çünkü neredeyse hiçbir İngiliz yazar totalitarizmi içeriden görememiştir” diyor.
Sevgili okurlarım, hapsedilmemiş ve işkence görmemiş olanlar, totalitarizmi hiçbir zaman “iliklerine kadar” hissetmemişlerdir.
Koestler’in kendi deneyimlerinden esinlenerek yazdığı, bir mahpusu anlatan romanın felsefi yaklaşımı, diktatörlerin kendi doğrularını, topluma dayatmasının sorgulanması üzerine kuruludur.

***

Pınar Kür’ün güzel Türkçesiyle dilimize kazandırılan bu kitaptan şu bölümü (paragraflara bölerek) sizle paylaşmak istiyorum:
“Belki ileride, çok ileride, tarihi istatistik tabloları, anatomik kesitler aracılığıyla ögˆretilecekti. Öğretmen belli bir ülkenin halk yığınlarının belli bir dönemdeki yaşam koşullarını temsil eden cebir formülleri yazacaktı tahtaya:
‘Burada, bu tarihsel su¨recin kos¸ullarını belirleyen nesnel etkenleri go¨ru¨yorsunuz, yurttas¸lar.’
Ve cetvelini 1 Numara’nın beyninin ikinci ile üçüncü lobu arasındaki sisli gri görünüme uzatarak, ‘Burada ise, bu nesnel etkenlerin o¨znel yansıması go¨ru¨lu¨yor. Yirminci yu¨zyılın ikinci c¸eyregˆinde, Avrupa’nın dogˆusunda totaliter ilkelerin zaferine yol ac¸an is¸te bu bo¨lgedir.’
yle bir aşamaya varılıncaya dek politika kanlı bir göl lencesi, alelade bir batıl itikat ve kara büyü olmayı sürdürecekti.”

***

Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşma haberlerini okuduktan sonra Koestler’in yukarıdaki satırları, zihnimde şöyle iki soruya dönüştü:
“Politika, kanlı bir göl eğlencesi, alelade bir batıl itikat ve kara bü olmayı ne zamana kadar rdürecek...
Ve buna destek veren insanlar bundan ne zaman utanacaklar?”  


Yazarın Son Yazıları

Kitaplar, kitaplar... 15 Ocak 2021
AYM, yargı ve medya 3 Ocak 2021