Enver Aysever

Bilge tarihçi, faşizm günlerinde derin sessizlik ve yüzümdeki acı tebessüm

16 Aralık 2018 Pazar

1.Taner Timur ziyaretiyle başladı hafta. Güzel bir öğle sonrası, hava biraz puslu olsa da boğazı görmenin mutluluğuyla uzunca söyleştik. Hoca bilim insanı olmanın gereğini yaşam boyu sürdürmüş, ustam saydığım biri. Talihliyim, dilediğim her zaman sorabiliyorum, tartışabiliyorum hocayla. Yaşanan süreci gözden geçirdik, aynı yöne bakıyor olmanın sevincini duydum içimde. Popüler tarihçilerin bolca gevezelik ettiği şu günlerde, sağlıklı ölçüt koyan biriyle karşılaşmak nasıl duygu anlatamam. Fransız Devrimi’nden bu tarafa “aydınlanma” sorunsalı üstüne konuştuk.
Taner Timur’un edebiyat yakınlığı, tarihçi olarak bu alana verdiği emeği ayrıca önemsiyorum. Bilgelik budur, diye geçirdim içimden. Bunca gürültülü dönemde, sakinliğini korumak ve sağlıklı düşünceyi açığa çıkarmak hiç kolay değil. Çalışkanlığına ne diyeceğiz ayrıca? Yeni kitaplar ardı ardına geliyor. Gördüğüm o ki, iyi bilimci, ilerleyen yaşlarda felsefeye daha emek veriyor, bıraktıkları yapıtların düşün boyutu iyice öne çıkıyor. Özellikle “Felsefe, Toplum Bilimleri, Tarihçi” kitabı ayrıcalıkla kütüphanemde!
Söyleşinin sonunda yediğimiz nefis portakallı keki de unutmamak gerek.

2.Musil’in güncesinden; “Basın özgürlüğü, özgürce düşünmek ve inanmak, insan onuru… Bir insanın bütün bu temel hakları şimdi ortadan kalktı ve hiç kimse öfkelenmedi. Herkes sanki hava aniden bozulmuş gibi gelişmeleri kabullendi. Çoğu insan kendini ilgilendirmiyormuş gibi sesini çıkarmıyor. Olup bitenler hayalkırıklığı yaratabilir, ancak şimdi kaldırılan özgürlüklere insanlar kayıtsız kalıyor. Doğru. İnsan bugüne kadar inanç özgürlüğünden yararlandı mı? Buna hiç olanak çıkmamıştı ki… Bir şeye bağımlı insan sırtını bir yere dayamayı, kabul görmeyi, yönetilmeyi arzular.”
Ekim 1932’de yazıyor bunları. Aralık 2019’da altına imzamı koyuyorum.

3.Caddebostan Kültür Merkezi’nde Melike Demirağ ve arkadaşları bizi altmışardan seksenlere doğru yolculuğa çıkardı. Ercan Turgut, İskender Doğan, Yeşim, Kartal Kaan, Bilgen Bengü, Güzin ve Baha ardı ardına sahne aldı. Bir dönem şarkıları dile geldi. Esmeray abla anılırken çok duygulandım. “Unutma Beni”yi birlikte seslendirdiler. Esmeray abla 1998’de son kez benim tiyatromda, Çisenti’de sahneye çıktı. Hele öyle özel Tunceli turnesi yaptık ki unutmam olası değil. Demirağ “Arkadaş”ı söylerken, görüntülere Yılmaz Güney yansıyınca çılgınca alkış koptu. RTE’nin “memleketin kaymağını yiyenler” dediği insanlardı özlemle alkışlayanlar.
Tüm sanatçılar Attila Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan’ın kurduğu yapım şirketinden çıkardıkları plaklarla şöhret olmuşlardı, anlattılar, zevkle dinledik. Özdemiroğlu sıkı muhalefet etti, bilimden kopmadı, keşke aramızda olsaydı. Konser sonunda büyük övgülerle Şanar Yurdatapan’ı çağırdılar sahneye. İyi yürekli Kadıköylüler alkışladılar müzisyeni. Acı acı güldüm. 12 Eylül’de sosyalist olduğu için ülkeyi terk etmek zorunda kalan Yurdatapan, yazık ki “yetmez ama evet” diyerek AKP’yi bize pazarlayanlardan biriydi. Eminim pişmandır şimdi.
Bu ülkeye ne çok zarar verdi bu sol liberaller. O savundukları siyasal İslamcıların bu şarkılardan haberi var mıdır acaba? Hazin…

4.Bergama turnesi pek keyifli geçti. Belediye başkanı Mehmet Güvenç’le konuşma olanağı buldum. İzmir her yanıyla üzerinde durmaya, tartışmaya değer şehrimiz. Genlerinde Demokrat Parti olmasına karşın, siyasal İslam iktidarıyla birlikte merkez sol partiye CHP’ye sığındı. Genç Parti, Anavatan Partisi türü utanç tercihlerini anmak bile istemem doğrusu. Bunun nedenleri üstüne de konuştuk biraz. Otuz dokuz yaşında başkan olmuş biri, on yıldır görevde, sanırım kırılmış. Siyasetin ödül, ceza terazisinin adil olmadığını yine anladım. Bölgede gelişen kooperatifçilikten söz ettik. İzmir eğer üstüne düşülürse, başka türden bir toplumsal muhalefete öncülük edebilir. Genlerinde yazılı olan Atatürkçülük kolaylıkla sol bilinçle taçlanabilir.
Ağızına dek dolu salonda alkışlar şımarttı bizi. “Nereden Nereye” her yerde sevgi görüyor. Gösteri sonrası yemekte sırasıyla Burhan, Gökhan Şeşen şarkılar söyledi ve elbette Murat Güner. Yeniden gitsek Bergama’ya yakında, aklım orada kaldı.

5.Üç hafta oldu sanırım Çorlu Tren Cinayetiyle ilgili yayın yapalı. Evladı göz göre göre katledilen Mısra Öz Sel’la konuşmuştuk. Acılı kadın herkes duysun diye çığlık çığlığa haykırdı, ama nafile, yine tren cinayeti ve dokuz ölü. Bu siyasal İslamcıların ne denli tehlikeli olduğunu sadece buraya bakarak anlamak mümkün! TCDD genel müdür pişkince açıklamalar yapmaya devam ediyor. Dünyanın başka ülkesinde olsa çoktan yargılanırdı.
Avrasya Tüneli, Üçüncü Köprü, Son Havaalanı, Hızlı Tren, Osman Gazi hepsi büyük risk taşıyor. Bu ülkede yaşıyor olmak büyük rastlantı. Bu insanlara zerre güvenim yok. Bilim düşmanları!

6.Janset ve Gökçe Özyol yayına konuk oldular. “Romantizma” adlı sevimli bir komedi oynuyorlar, söyleştik. Yayın sorasında kimileri ileti göndermiş “Acılı günde böyle yayın mı olur?” diye. İnsanımız çok tuhaf! Bir, evlendirme programı yapmadık, tiyatro konuştuk. İki, tepkinizi bize değil, görevini yapmayan yöneticilere gösterin! Sosyal medya aklına geleni yazma yerine döndü. Üstelik sahte isimlerin ardına saklanarak kabadayılık yapmak, tam da bu iktidarın özendirdiği ikiyüzlülüğe uygun davranış!
Yayında canım Duygu Asena’yı andık. Kitaplarını yeniden okuyacağım.

7.“Kılıçdaroğlu’ndan Şok Telefon” adlı yazım pek popüler oldu, telefonum susmadı. Meğer ne büyük değişim beklentisi varmış CHP’de. Halkın bu isteğini anlıyorum kuşkusuz. Arayan yönetici konumundaki CHP’lilere ne demeli? Keşke biraz risk alsalar, bana söylediklerini genel başkanlarıyla da paylaşsalar. “Bunca çürümüşlüğün içinde umut nerededir?” diye düşünüyorum. “Merhaba” demek kıymetlidir, herkese demeyeceksin, işe oradan başlamak lazım!  


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020
Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020