Ölçüyü kaçırınca amaçtan da sapılıyor.
Aktütünlü çocuklar konusu neydi?
Orada çocukların da olduğu, onların da istekleri, sıkıntıları, sözleri olduğu, konuşma fırsatı verildiğinde de dikkate değer pek çok şeyin ortaya çıktığı.
Konu buydu, önemliydi, hem düşündürücü hem duygulandırıcı bir olaydı.
Ama sonra ne oldu?
Aktütünlü çocuklar arasında konuşmasıyla dikkati çeken Çiçek, oradan alındı, İstanbul’a getirildi.
Bu da olabilirdi. Çiçek belli ki akıllıydı, güzel konuşuyordu, akıllı sözler söylüyordu.
Bu sevimli, akıllı çocukla konuşulabilirdi, özlemleri ortaya konabilirdi, bir yeni boyut gözler önüne serilmiş olabilirdi.
Oysa, bambaşka şeyler oldu.
Çiçek alındı, alışveriş merkezine götürüldü. Pembe mont, pembe gözlük -bu da nereden akla geldiyse-, pembe botlar alındı. McDonald’s’a götürüldü. Bunlar TV’den görünenlerdi.
Şimdi ne oldu?
Bütün konu Çiçek adlı çocuğumuzun oradan kurtarılması mıydı?
Bütün konu Çiçek’in ailesine ev alınması mıydı?
Bütün konu Çiçek’in eğitiminin üstlenilmesi miydi?
Bir olay ancak böyle saptırılabilir.
O programlarda bir psikolog, bir pedagog olmamalı mıydı?
Bu çocuğun psikolojisi şimdi ne olacak?
Bu çocuk Aktütün’e dönmeyecek mi?
Oradaki yaşıtları ona nasıl bakacaklar?
Bu çocuk bu yaşadıklarıyla gördükleri arasındaki uçuruma nasıl bakacak?
İşte, amaçtan sapılınca bütün bunlar oluyor.
İş dönüyor dolaşıyor, medyanın kendisine yeni bir konu bulması oluveriyor.
Uğur Dündar’ın bu durumu amaçladığını sanmıyorum.
Ama bu durumu da, Uğur Dündar’ı da eleştiriyorum.
Kimse bana ‘denizyıldızının öyküsü’nü anlatmasın, onu ben biliyorum.
Biz ‘bir kişiyi de olsa kurtarmak’ gibi bir amaçla yetinemeyiz.
Bizim amacımız, bütün çocukları kurtarmaktır.
Bizim amacımız bütün gençleri kurtarmaktır.
Onları bir taraftan bir tarafa taşımak da kurtarmak değildir.
Onları orada, oldukları yerlerde, kendi koşullarını düzelterek kurtarmaktır amaç.
Şimdi unutulan Köy Enstitüleri işte bu amaca yönelik kurumlardı.
Halkevleri her yerde bu amaçla kurulmuşlardı.
Her şeyin, her şeyin yeniden düşünülmesi gerekir.
İnsanların neden ‘canlı bomba’ olduklarını düşünmek gerekir.
Bu beyin yıkamanın neden ve nasıl olabildiğini anlamak gerekir.
İnsanları bulundukları yerde üretken kılmak gerekir, verimli kılmak gerekir.
İnsanları bulundukları yerde, istedikleri ortamda mutlu edebilmeliyiz.
İnsanlar elbette yer değiştireceklerdir.
Elbette, dünya artık hepimizin olmuştur.
Ama ülkemizin her yanını hepimizin vatanı kılamazsak neyi başarmış sayılırız?
Şuradan kaçarak, buradan kurtularak neyi amaçlamış olabiliriz?
Gençlerimizin önemli bir bölümü kendi geleceğini yurtdışına giderek kurtaracağını düşünüyor.
Böyle bir kurtuluş var mı?
Yurtdışına gitmek bir kurtuluş mudur?
Ateşli bir hastanın yastık değiştirmesiyle geçici rahatlaması onu kurtarmaz ki.
Başarı, ateşi düşürmek, bedeni o hastalıktan kurtarmaktır.
Çiçekleri kendi ellerimizle koparıp soldurmayalım.
Çiçek kendi toprağında serpilir, büyür, çoğalır.
Toprağı verimli kılalım, havalandıralım, besleyelim.
O zaman toprak hepimize yararlı ürünlerini verecektir.
Akılcı bakış, akılcı yaklaşım da budur...
www.erdalatabek.com