Dünkü Cumhuriyet gazetesinin manşetinde şu başlık vardı:
Ergenekon günleri gibi! 9 Mart Pazartesi günü başlayan, iddianamedeki adıyla İmamoğlu suç örgütü (İSÖ) davası daha ilk günden Ergenekon terör örgütü (ETÖ) davasına dönüştü. Zaten davanın içeriği, yani esası böyleydi. Usulden de benzediği görüldü. Bu tabloda başka bir şey beklemek zaten mümkün değildi.
Geçen yıl, 22 Mart’ı 23 Mart’a bağlayan gece yarısından sonra İmamoğlu’nun 120 sayfalık sorgu tutanağı medyaya yansıdığında uyku tutmamıştı. Sabaha dek not tuta tuta okumuştum. Son sayfayı bitirdikten sonra elimi başıma götürüp şöyle mırıldandığımı anımsıyorum:
“Arkadaş bu Ergenekon... Dalga dalga büyütecekler. İşi gücü bırak, bunun peşini bırakma!”
O günden sonra iki kitapla önce İmamoğlu’nun, devamında da toplam 11 dalgada soruşturmaya dahil edilen belediye başkanı ve bürokratların karşı karşıya kaldığı hukuksuzlukları yazdık.
Keşke yanılsaydık ama daha ilk günden gelen Ergenekon kokusu ağırlaşarak devam ediyor.
***
Her iki davanın da özünü “örgüt” oluşturuyor. Zaten iddianameye konan suçlar tek tek konu edildiğinde tutuklamanın zemini de yok. Bu nedenle “örgütlü suç” haline getiriliyor. Böylece en ağır haksızlıklar için bile gerekçe üretilmiş oluyor.
Ergenekon’da yani ETÖ’de tutuklu yargılanan bizler devletin güvenlik birimlerine mahkeme aracılığıyla yazı yazdık. Sorduk:
“ETÖ diye bir örgütün üyesi ve yöneticisi olmaktan yargılanıyoruz. Biz nasıl bir örgüte üyeyiz? Bu örgütle ilgili mahkemeye bilgi gönderiniz.”
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ayrı ayrı resmi yazılarla, “Kurumumuzda böyle bir örgütün varlığına ilişkin bilgi bulunmamaktadır” karşılığını verdiler.
Biz de bu belgeleri yeri geldikçe mahkeme heyetine anımsatarak sorduk:
“Örgüt nerede?”
Bu belgeleri de dikkate alarak büyük bölümümüzün tahliyesi yönünde oy kullanan mahkeme başkanı Köksal Şengün karar aşamasında başka yere tayin edildi. Yerine mahkemenin başkan dışındaki iki üyesinden biri olan, sanık haklarına ilişkin yasalar anımsatılınca “Yasanın o maddesini uygulamama kararı aldık” diyecek kadar hukukun dışına çıkan Hasan Hüseyin Özese başkan oldu. 5 Ağustos 2013’te devletin hiçbir güvenlik ve istihbarat birimi tarafından varlığı doğrulanmadığı halde ETÖ adlı örgüte üyelikten hüküm kuruldu.
***
ETÖ sanıkları için asıl mücadele bu aşamadan sonra başladı. 2007’den 2013’e dek altı yıllık yargılama sonucunda verilen hükümler, 2013’ten 2018’e dek beş yıllık Yargıtay sürecinden sonra bozuldu.
1 Temmuz 2018’de Yargıtay kararına uyan yerel mahkeme şu kararı verdi:
“Ergenekon adlı bir terör örgütünün varlığı saptanamadığı için bütün sanıkların beraatına...”
Şimdi İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, yine Silivri’de İmamoğlu suç örgütünün varlığı üzerinden yargılamaya başladı. İktidar medyasındaki örgüt şemasına bakıyoruz. Ergenekon için de benzer şema yapılmıştı!
İmamoğlu örgüt lideri, üyelerin tamamı ya İBB çalışanı ya da İmamoğlu’nun seçim kampanyasında görev almış kişiler. Örgütün kuruluşunu da Ekrem Bey’in Beylikdüzü seçimlerini kazandığı tarih olarak “saptamışlar”.
Tarih bu davayı şöyle yazacak:
İSÖ’nün açılımı aslında İmamoğlu suç örgütü değil, İmamoğlu seçim örgütü.
İmamoğlu’nun Beylikdüzü’nden başlayarak dört seçim kazanması, bu süreçteki çalışmaları “suç” olarak nitelenmiştir!