Önce 133 kelimeden oluşan şu uzun mu uzun cümleyi okuyun lütfen:
“Dosyamıza konu davaların soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye’nin birçok ilinde yapılan operasyonlarda görev yapması, tüm dokümanlar ile dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, cumhuriyet savcılarının CMK’nin 122. maddesine aykırı olarak düzenlenen bu tutanaklara kuşku ile yaklaşmadan ve sorgulamadan itibar ederek koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, iddianameye ve mütalaaya konu etmesi, yargılamayı yapan yargıçların da ısrarla yukarıda belirtildiği üzere yasalara aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması ve bu yöndeki ısrarlı itirazları dikkate almayarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yönelik haklı taleplerin ısrarla ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, karardan sonra, soruşturma ve yargılamada esas alınan önemli delillerin sahteliği konusunda tespitlerin ortaya çıkması karşısında, sahteliği ortaya çıkan delillerden objektiflikten uzak varsayıma dayalı çıkarımlar yaparak bu varsayımların sübuta esas alınması, hâkimlerin tarafsızlığı konusunda haklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi usule ve yasaya aykırıdır.”
Yukarıdaki satırlar, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin Ergenekon davasını bozma kararından...
İBB davası başladı. Avukatlara bakıyorum; hemen hemen hepsi Silivri’nin kıdemlisi. Yargılamanın yapıldığı yerin geçmişini anımsatıyorlar: “Tarihten hiç ders almayanların, dün olduğu gibi bugün de bu davalarla ilgili olarak da aynı tümceyi kuracaklarından, ‘Şahsım aldandı’ diyeceklerinden en ufak bir kuşku duymamaktayız.”
Evet, İBB soruşturmasının ve davasının daha ilk gününden itibaren Ergenekon kumpası hatırlatılıyor. Benzerlikler vurgulanarak, adil yargılanma hakkına aykırı işlemlere dair karşı çıkışlar yapılıyor.
İŞTE O BOZMA NEDENLERİ
Peki, Yargıtay Ergenekon kumpas davasında verilen ceza kararlarını nasıl bozmuştu? Fethullahçılar ile AKP arasındaki savaş, yüksek mahkemenin yerel mahkemedeki hangi usulsüzlükleri görmesine yol açmıştı? Yanıt için 21 Nisan 2016 tarihli 162 sayfalık o bozma kararını arşivden indirdim. İşte 5 maddede, Yargıtay’ın Ergenekon’da tespit ettiği usulsüzlüklerin özeti:
1- Bu kadar uzun ve çok sayıda eki olan bir iddianame karşısında, sanık ya da avukatına iddianameyi okuyup, delilleri inceleyip buna göre etraflıca bir savunma hazırlamak olanağı verilmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görüldü.
2- Duruşma sürecinde, sanıklar ile avukatlarına tahliye ve lehlerine olan delillerin toplanmasını isteme amacına yönelik beyanda bulunmaları için tanınan toplam bir saat süre, on beşer dakikalık süreye indirildi. Esas hakkındaki mütalaaya karşı, kimi sanıklara ve avukatlarına bir saat, kimilerine ise iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanındı.
3- Davanın 23 ayrı dosyanın birleşmesinden oluştuğu, toplam 620 oturum yapıldığı ve yargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğü duruşma yapılan yerin avukatların işyerlerinden uzakta bulunan Silivri’de yer alması nedeniyle duruşmalara katılım zorlaştı. Bu dikkate alındığında sanıkların kendisini daha fazla avukat ile temsil ettirme, yani savunma hakkı kısıtlandı.
4- Sanıklar, okunan belgelerle ya da dinlenen tanık beyanlarıyla ilgili avukat yardımına ihtiyaç duyduğunda, duruşma disiplinini bozmadan bir arada bulunmalarına müsaade edilmedi. Duruşmalar sırasında sanık avukatlarının mikrofonları verilen süreyi aştıklarından bahisle kapatıldı. Kamera kayıtlarına göre işlem yapılmak suretiyle sanık avukatlarının görevlerini yerine getirmesine engel olunarak savunma hakkı kısıtlandı.
5- Ceza yargılamasının özelliklerinden birisi de sözlülük ilkesi olduğu halde, mahkemece sanıkların ve müdafilerin sözlü olarak yapmış oldukları usule ilişkin ya da eksik araştırma konularındaki taleplerinin yazılı olarak verilmesi istenerek, bu ilkeye aykırı davranılması suretiyle savunma hakkı kısıtlandı.