Locus minoris resistentia/Direncin en az olduğu yer...

14 Aralık 2020 Pazartesi

Bir tıp terimidir “direncin en az olduğu yer”.

Bir zorlanmada ilk orası etkilenir.

Üşütürsünüz, kiminin dişi ağrır, kiminin safrakesesi hastalanır, kimisine hiçbir şey olmaz.

Direncin en az olduğu yer” herkese göre değişir. Bu nedenle de aynı “ajan patojenhastalık yapıcı etken” herkeste farklı sonuçlar verir.

Bir virüs alan kişilerden kimisi hafif geçirir, kimisi ağır hastalanır, kimisi farkına bile varmaz.

Yaşam direncimiz; bedenimize giren her etkene nasıl yanıt verdiğimizle anlaşılır.

Hastalıklardan korunma, bağışıklık sistemimizin gücü, etkenin hastalık yapabilme derecesi arasında kurulan denge, yaşam gücümüzü belirler.

Covid -19 da yaşamaya, yayılmaya çalışan bir mikroorganizmadır. Bu virüsle insan arasındaki buluşma da bir dengeye ulaşacak. Bu denge sağlanıncaya kadar yapılacak mücadele dünya çapında tarihsel bir öneme sahip.

Mücadelenin özü de:

Hastalıktan korunma ile bağışıklık sisteminin gücünün virüsün hastalık yapma kapasitesini aşmasına dayanıyor.

Yaşam direncimizi tanımak

Yaşam direncimiz “zihinsel-bedensel direncimizdir”.

Yaşamak, hayatta kalmak, sadece bedensel değil, öncelikle zihinsel bir “yaşam mücadelesi kararı”dır.

Deneyimli hekimler ve hemşireler, bir hastanın “iyileşme azmini” ya da “iyileşmekten vazgeçme” umutsuzluğunu iyi bilirler.

İyileşmek isteyen iyileşecektir.

İyileşmekten vazgeçmiş kötümser hastalar tedaviye yanıt vermekte zorlanırlar.

O’ Henry, “Son Yaprak- The last leaf” öyküsünde sanatçı duyarlılığı ile bu “yaşam direnci”ni çok iyi yakalamıştır.

Genç kız verem hastasıdır. Gün geçtikçe zayıflamakta; halsiz, bir şey yemeden evinde yatmaktadır. Mevsim güzdür.

Bahçedeki ağaç yapraklarını dökmektedir. Genç kız, komşusu genç ressama içinden geçeni açıklar: Yapraklarını döken ağacın son yaprağı da düştüğünde o da ölecektir. Her gün düşen yaprakları seyreder ve son yaprağı bekler. Sonunda tek bir yaprak kalır.

Ancak, duvara yapışık yaprak düşmemektedir. Genç kızın her sabah baktığı ‘son yaprak’ düşmez. Genç kız buna şaşar ve bir işaret gibi kabul eder. Hayatta kalması gerekmektedir. Yavaş yavaş iştahı açılır, halsizliği azalır, yürüme gücünü kazanır. Artık hastalığı atlatmıştır. Gider ve o düşmeyen son yaprağa bakar. O ‘son yaprak’, ressamın duvara yaptığı yaprak resmidir.

Bu öykü usta yazarın sezdiği “zihinselbedensel direncin” öyküsüdür.

Bütün hastalıkların iyileşmesinde de kötüleşmesinde de hastanın “morali”, “motivasyonu”, “yaşama arzusu” dediğimiz “yaşama direnci” büyük rol oynar.

Covid-19 aşısı yaptıralım mı?

Bu noktada çekinceler belirten aşı karşıtlığı, bütünüyle yanlış bir tutumdur.

Elbette, Covid-19 aşısı kesinlikle herkese yaptırılmalıdır.

Aşı, tıp biliminin en büyük tarihsel buluşudur.

Çiçek hastalığı aşıyla yenilmiştir. Tüberküloz hastalığı aşıyla yenilmiştir. Kuduz, tetanoz aşıları hayatlar kurtarmıştır. Kızıl, kızamık, poliomyelit aşıları çocuklarımızı ölümden korumuştur.

Aşıların yan etkileri de vardır ama bundan korkarak aşı yaptırmamak yaşamsal yanlışlardan birisidir.

Aşı yaptırmak, koruyucu önlemlerin önemini azaltmaz.

Sırasıyla gidersek:

Elleri sık sık sabunla yıkamak, ağız ve burunu da suyla, antiseptik katılmış suyla temizlemek.

Maskeyi mutlaka takmak. Dışarda ya da başkalarının olduğu yerde maskesiz olmamak.

Başkalarıyla aramızda mesafe bırakmak.

Bunlar korunma önlemleridir.

Bağışıklık sistemi için de:

Covid-19 aşısı yaptırmak.

Karma beslenme ile beslenmek; et, süt, yumurta balık, sebzeler, meyveler, bakliyat (fasulye, nohut, bezelye gibi) ile düzenli beslenmek.

Yeterli, dinlendirici uyku.

Bol su içmek, bol sıvı almak.

İçkiden, sigaradan uzak durmak.

Kaygılardan, zararlı streslerden korunmak.

Yürümek, fiziksel aktivitelerle, sporla direnci pekiştirmek.

Yaşama kararlılığı ile olumlu bakış açısını korumak.

Yaşam mücadelesi bitmez

Ülkemizin “locus minoris resistentia”sı ise “yanlış yönetim sistemidir”.

Başkanlık sistemi adı altında yürütülen “Tek Adam kararına bağlı yönetim”, “etkisiz Meclis”, “denetimsiz iktidar” ülkemizde “direncin en az olduğu yerdir”.

Bu toplumsal gerileme, akıl ve bilincin yerine biat ve itaatin konulması, ülkemizi her alanda geriletmiştir.

Bakınız bilim üretmesi gereken üniversitelerimizin suskunluğuna.

Bakınız, eğitim kurumlarımızı dinselleştirme gayretlerine.

Bakınız, sanat alanlarımızın köreltilmesine.

Bakınız toplumsal eşitsizliğin giderek artmasına.

Bakınız ülke servetlerinin satılıp durmasına.

Bakınız hukuk kurumlarının iktidarın denetimine alınmasına.

Bakınız basın özgürlüğünün ortadan kaldırılması çabalarına.

Toplumsal hakların nasıl yok edildiğini göreceksiniz.

Ama yaşam direnci çok daha güçlenir.

Yaşam mücadelesi bitmez, yaşam direncimiz tükenmez.

Bunu da yaşayarak göreceksiniz...


Yazarın Son Yazıları

Tarafsız olmak mı?.. 25 Ocak 2021
Lümpen - politika... 18 Ocak 2021
Vicdan yükü... 11 Ocak 2021
Dayanışma... 4 Ocak 2021
Mutasyon... 28 Aralık 2020
Bitirmeyi bilmemek... 30 Kasım 2020
Mafya... 23 Kasım 2020
Ertesi gün sendromu... 16 Kasım 2020
Kölelik kalktı mı? 9 Kasım 2020
İllüzyon... 19 Ekim 2020