Tarihine kör, coğrafyasına nankör bir iktidar...

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Tarihine kör bir iktidar var ülkemizde.

Yeni Osmanlı olmaya özeniyorlar.

Yeni Osmanlı olmak?

Çok etnili, çokkültürlü bir imparatorluğu kurmaya çalışmak.

Dünyada imparatorluklar bitmiş.

Etnik kökenler parçalanmaya yol açmış.

Din ve mezhep ayrılıkları ülkeleri dağıtmış, savaşlara yol açmış.

Bunları görmemek nasıl bir körlüktür?

Kendi tarihine kör bir iktidar.

İstanbul Erkek Lisesi binası Osmanlı tarihinin bir parçasıdır.

Osmanlı’nın maliyesi batmıştır. Borçlarını ödeyemez duruma gelmiş, iflas etmiştir.

Dönemin egemenleri Düyunu Umumiye İdaresi adı altında bir mali vesayet kurumu kurarlar. “Genel Borçlar Yönetimi” demektir. Bu bina o idare için yapılmıştır. Yıl 1881.

Gene 1881 yılında doğan Mustafa Kemal işte Osmanlı’nın o durumunu görmüştür.

Tarihin körü olmayanlar elbette Osmanlı’nın neden bu duruma düştüğünü bilmektedirler.

Tarihin körü olmayanlar, Atatürk’ün neden Ortadoğu bataklığından uzak durduğunu bilmektedirler.

Tarihin körü olmayanlar, saltanatın neden kaldırıldığını, halifeliğin neden lağvedildiğini bilmektedirler.

Ama Graham Fuller, CIA Türkiye Masası’nın eski şefi, Atatürk’ün bu kararını eleştirmekte: “Sonuçta Hilafet, hâlâ anahtar bir sembol ve siyasi bir makam olup, etkileyici bir dini liderin -ki ille de gözlerinden ateş fışkıran bir radikal olması gerekmiyor- yükselişini beklemektedir.” (Graham E. Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Timaş Yayınları- 2008)

Yani, Türkiye’den çıkacak bir halife beklenmektedir.

Tarihin körü olmayanlar yeni emperyalist emelleri çok iyi görmektedirler.

Ama siyasal iktidar bu emperyal oyunun bir parçası olmuştur.

Türkiye’yi İslam dünyasının bir parçası yapabilmek için her türlü din, mezhep ve etnik köken faktörlerini kullanmaktadırlar.

Tarihin körlüğü böyle bir şeydir ve ülkelerin geleceğini karartmaktadır. Ne yazık ki felaketli sona ulaşmadan gözler açılamaz.

Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası gibi.

Başkanlık hedefi de yasaların üstünde ve dışında olmanın, her türlü kontrolün dışında kalmanın, istediği her şeyi sorgusuz sualsiz yapmanın gücünü tek kişide toplamanın hırsıdır.

“Kontrolsüz güç felakettir” gerçeği körleşmiş gözlerin görebileceği bir şey değildir.

Tarihin körü, Coğrafyanın nankörü, dedik.

Bu güzelim coğrafyayı, verimli toprakları, yaylaları, ırmakları, denizleri ürün almaya yönelik kullanmak varken, uygarca yaşamak için düzenlemek varken, ilkel bir yağmaya kurban ediyorsunuz.

Bu güzelim coğrafyayı mahveden ilkel yağmacı anlayış yaylaları kazıp maden çıkararak, dereleri kurutup betonlaştırarak nasıl bir “coğrafya nankörü” olduğunu göstermektedir.

Yandaşlara peşkeş çekilen kıyılar, betona kurban edilen deniz kıyıları şimdi bomboş kalan tatil yerlerine dönüştü.

Ne mimarların feryatları duyuldu, ne yöre halkının isyanları görüldü.

Sit kararları çiğnenip atıldı. Her yer kazıldı. Her yer ranta çevrildi. Ülke müteahhit cenneti yapıldı. Yandaş müteahhit cenneti.

Şimdi kentler yıkılıyor.

Büyük kentlerin yağması devam ediyor.

Yağmayı talana dönüştürdünüz.

***

Ayasofya da hırsınızın kurbanı...

Şimdi, Ayasofya’ya sığınıyorsunuz.

O tarih müzesini cami yaparak kurtulmak istiyorsunuz.

Amma, ne yapsanız boşuna.

Mızrak çuvala sığmıyor.

Bu frensiz gidişin sonu geliyor.

Dogmayı akla egemen kılamazsınız.

Güneşi örtemezsiniz.

Aklı dogmaya kurban edemezsiniz.

Cumhuriyeti saltanata çeviremezsiniz.

Bütün gayretiniz boşuna.

Tarihi yenemezsiniz.

Coğrafyayı talan edemezsiniz.

Tarihin de coğrafyanın da sahibi bu halktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yurttaşı olan bu halk, geleceğini sizin elinizden alacaktır.

“Geldiğiniz gibi mi gideceksiniz?” Hayır!

Geldiğinize pişman olarak gideceksiniz.

Tarih bunu böyle yazacak...


Yazarın Son Yazıları

Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020
Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020