Erdal Sağlam

Piyasalarda ‘acil dış kaynak’ tedirginliği

07 Nisan 2020 Salı

Korona salgınının ekonomik etkilerini hafifletmek için içeride aldığı önlemleri giderek artırmak zorunda kalan Türkiye’nin, dış kaynak sorunu da acil hale gelmeye başladı. Dış kaynak bulunmadığı takdirde önümüzdeki birkaç ay sonrasında sıkıntının büyüyeceğinden korkuluyor.

Kırılganlaşan ekonomiye şimdi salgınla birlikte, hem hızlı bir daralma, hem içerideki kamu harcamalarının artması, hem de uluslararası finans ikliminde yaşanan panik eklenince, belirsizlik ve riskler hiç olmadığı kadar büyüyor.

Bu yıl toplam 170 milyar dolarlık döviz ödemesi bulunması, buna karşılık geçen hafta itibarıyla brüt döviz rezervinin sadece 95 milyar dolar olması, piyasalarda tedirginlik oluşturuyor. Rezervin şimdi daha hızlı erimeye devam etmesi bekleniyor. Buna ek olarak kimine göre ödemeler dengesinden bir yük gelmeyecek, kimine göre bir miktar ek döviz ihtiyacı doğacak. Özetle; en iyi ihtimalle bu yıl 170 milyar dolarlık döviz ihtiyacı söz konusu. 

Buna karşılık salgın nedeniyle tüm dünyada riskten kaçma eğilimi arttı ve özellikle borçlu gelişmekte olan ülkelere bu yıl kaynak akışının olamayacağı tahmin ediliyor. Yani verdiğimiz faizi ne kadar artırsak da, yeni dış borç bulma imkânı çok zor olacak.

Bankacılar birkaç ay daha rezervden satışlarla durumun idare edilebileceğini ancak daha sonrası için tablonun umut vermediğini söylüyorlar. Piyasada bir süredir “Türkiye’nin nereden dış kaynak bulacağı” ciddi olarak tartışılıyor. Yabancıların tahvil piyasasındaki paylarını neredeyse sıfırladığına, hızlı çıkışa dikkat çeken bankacılar, dış kaynak konusunda bu yıl için umutlu olamıyorlar.

Piyasalar en önemli kaynak ihtimali olarak, FED’in açtığı swap hatları ile G-20 kapsamında IMF ve Dünya Bankası’nın da dahil edildiği zor durumdaki ülkelere ayrılan yüklü kaynak hatlarını görüyorlar. Piyasacıların “Mecburen bu kaynaklardan biri kullanılacak” diyerek umutlarını korumaya çalıştıklarını gözlemiyoruz. 

IMF-Dünya Bankası kanalıyla

FED’in swap hattına, birkaç aşamayla genişletmesine rağmen, Türkiye alınmadı. Bunun önemli nedenleri arasında Merkez Bankası bağımsızlığı, rezervlerin düşüklüğü, yüksek dolarizasyon gibi teknik şartlar sıralanırken, öte yandan Merkez Bankası’nın Halkbank davasının yarattığı tedirginlik nedeniyle elindeki ABD tahvillerini altına çevirmesinin de etkili olduğu biliniyor. Dolayısıyla siyasi ağırlık konulsa bile, FED’nin swap hattından gerekli dövizin bulunamayacağı görüşü hâkim.

Buna karşılık G-20 kapsamında süren yöntem tartışmalarına Türkiye’nin aktif katıldığı ve kaynak temini için bastırdığı söyleniyor. Ancak G-20 kapsamında tanınacak imkânların yine ABD ve Avrupa Merkez Bankaları ile IMF ve Dünya Bankası kanallarıyla verilmesi söz konusu. Aldığımız duyumlar; IMF’nin kaynak kullandırırken stand-by gibi bağlayıcı bir anlaşmayı şart koşmayacağı ama buna rağmen Türkiye’nin IMF dışı kaynak kullanımı için bastırdığı yönünde. IMF Başkanı kendilerinden yardım isteyen ülke sayısının 90’a çıktığını söylerken, geçen hafta IMF Avrupa sorumlusu Türkiye’nin talepte bulunan ülkeler arasında yer almadığını söylemişti.

Piyasa analistleri, hükümetin birkaç ay sonrasında işlerin çok zorlaşacağının farkında olduğunu, bu nedenle ne yapıp edip bir kaynak bulma gayretinde bulunduğuna inandıklarını söylüyorlar. Yani IMF’den alınmak zorunda kalınsa bile, hükümetin bu yoldan kaçamayacağı görüşünün hâkim olduğunu görüyoruz.

Son günlerde kurlardaki artış ve Türkiye’den kaçışın benzer ülkelere kıyasla daha da artması, aslında büyüyen tedirginliğin önemli göstergesi olarak belirtiliyor. Ancak bankacılar, böyle bir umut hiç kalmamış olsa, kurların bu seviyede bile kalamayacağı görüşündeler. Dolayısıyla hâlâ bir dış kaynak bulunacak umudu olduğu görülüyor. 

Dış kaynak bulunduğu takdirde, kaynağın miktarı, hangi süre ve şartlarla kimden alınacağı tabii ki önemli olacak. Ama piyasa her şeyden önce, dış kaynak konusunda umutlu bir haberin peşinde.  

Türkiye enflasyonu yüksek, döviz rezervi düşük, çok yüksek bir dolarizasyona sahip, iç ve dış siyasi riskleri büyük bir ülke olarak algılanıyor. Azalan dış itibarı nedeniyle dış kaynak bulması giderek zorlaşan bir ülke haline getirildi. Şimdi umudu korona salgınının ekonomik etkilerine karşı dünyanın yeniden birleşme ihtiyacı duyması ve bu nedenle yeni ve esnek mekanizmaları oluşturmasında. Türkiye, acil dış kaynak ihtiyacını ancak bu mekanizmalar kanalıyla elde edebilecek.


Yazarın Son Yazıları