Erdal Sağlam

Yükselen enflasyon ‘daha sıkı para’ ve reform istiyor

04 Mart 2021 Perşembe

Şubat ayı enflasyon rakamları, son 4 aydır uygulanan sıkı para politikasına rağmen, artış trendinin devam ettiğini ortaya koydu. Çekirdek enflasyon ve üretici fiyat artışlarındaki artış tüketici fiyatlarındaki artışın devam edeceğini, enflasyonla mücadele için daha yapılacak çok şey bulunduğunu gösteriyor.

Şubat ayı tüketici fiyat artışı yüzde 0.91 oranında çıkarken, yıllık yüzde 15.61’e ulaştı. Merkez Bankası’nın enflasyon eğilimi için baktığı çekirdek enflasyon oranı yüzde 16.92’ye yükseldi. Üretici fiyatlarında devam eden artış ise yıllık yüzde 27.09’a ulaştı. Nisan sonunda tüketici fiyatlarındaki yıllık oranın, Merkez Bankası’nın politika faizi olan, yüzde 17 seviyesine, hatta daha üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.

Bu rakamlarla birlikte kemikleşmiş ya da yapışkan olarak adlandırılan, katı bir enflasyon eğilimiyle mücadele edildiği, trendi geri çevirmek için yapılanlardan çok daha fazlasını uygulamaya koymak gerektiği rahatlıkla söylenebilir. “Enflasyonda en kötüsünün geride kalmadığı, daha yüksek oranların bizi beklediği” de açık.

Bu rakamlarla birlikte, bir süredir iktisatçılar tarafından tartışılan “yeterince sıkı para politikası uygulanıp uygulanmadığı” tartışmaları alevlenecek. Örneğin 18 Mart’taki toplantısında Merkez Bankası’nın yeni faiz artırımı yapmasının sorunu çözüp çözemeyeceği tartışılmaya başladı. Kimi iktisatçı katı beklentileri kırmak için, önden beslemeli bir anlayışla, Merkez Bankası’nın 1 puanlık artırıma gidebileceğini, kimisi 0.5 puanlık artışın yeteceğini söylüyor. 

Buna karşılık enflasyonla mücadelede artık faiz artışlarının etkisini kaybettiğini kaydeden iktisatçılar da var. Tüm iktisatçılar ekonomide radikal reformlar, hukuk reformlarına olan güven gibi unsurları öne çıkararak “Enflasyonla mücadelede yeterince güvenin oluşturulamadığı” görüşüne katılıyor. Enflasyondaki katılık, fiyatlandırma davranışları ve yerlilerin döviz hesaplarındaki tablo, bu güvensizliğin birer işareti olarak görülüyor. Dolayısıyla katılığı kırmak, enflasyonla mücadele ve rasyonel yönetim konularında iktidara güvenin oluşması için, sözlerden çok uygulamaya bakılacağı görüşünün öne çıktığını görüyoruz.

Hep söylendiği gibi “yanlışlarla kaybedilen güveni kazanmanın çok daha zor olacağı” gerçeğini bir kez daha yaşıyoruz.

Kasımdan bu yana yeni ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların sonuç verdiği ancak para politikasının daha da sıkılaştırılmasına ihtiyaç olduğu, belli ki daha çok konuşulacak. Merkez Bankası’nın son karşılık düzenlemesiyle bu ihtiyacı tespit ettiği ama iç talebin canlılığının bu konuda daha sıkı adımlara ihtiyaç olduğunu gösterdiği söylenebilir. Bu da reform şart olmakla birlikte ondan önce faiz ya da başka araçlarla ek sıkılaştırılma gerekeceğini gösteriyor. “Siyasi iktidarın Merkez Bankası’nın elini rahat bırakıp bırakmadığı” konusu burada öne çıkıyor. “Cumhurbaşkanı ne zaman faiz artışına dur diyecek” tedirginliği sürüyor, yeni faiz artışına izin verip vermeyeceği tartışılıyor. Bağımsız bir Merkez Bankası’nın “gerektiğinde faiz artırıp gerektiğinde düşürür” algısı oluşturması şart ama siyasi irade nedeniyle bu algı oluşturulamadığı için, gerekli güvenin kazanılmasına engel oluşturuyor. 

EMTİA FİYATLARI VE NORMALLEŞME ETKİSİ

Özet olarak enflasyonla mücadele için daha sıkı para politikası gerekiyor ama bunun yetmeyeceği anlaşılıyor. Soruna genel olarak bakıldığında, “iktidara olan güvensizlik” öne çıkıyor, güveni sağlamak için radikal ekonomik reformlar, hukuk sisteminde bağımsız ve rasyonel uygulamayı sağlayacak bir iklimin yaratılmasına ihtiyaç duyuluyor. 

Türkiye, enflasyonun kalmadığı bir küresel ortamda, kendi yarattığı yüksek enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor. Ancak önümüzdeki normalleşme döneminde dünyadan, artan emtia fiyatları nedeniyle enflasyon ithal edileceğini unutmamak gerekiyor. Petrol başta olmak üzere, aşılama ve normalleşme beklentileriyle birlikte, küresel emtia fiyatları artışa geçti. ABD’de enflasyon beklentisiyle yükselen tahvil faizlerinin, başımıza ne işler açtığını, geçen haftaki piyasa hareketleriyle çok yakından gördük. 

Normalleşme ile birlikte, kaynak çektiğimiz gelişmiş ülkelerdeki enflasyon ve buna bağlı faiz hareketlerini, sebep olacağı dış kaynak sıkıntılarını, bunun kurlarda yaratacağı dalgalanmaları, bütün yıl boyunca yaşayacağız. Küresel şartların Türkiye’nin enflasyonla mücadelesine zarar vermesi ve çok daha sıkı tedbirlere ihtiyaç duyulması kaçınılmaz olabilir.

Bununla birlikte kademeli açılan hizmet sektörünün, artan taleple birlikte fiyat artışlarına gitmesi yani enflasyonu artırması da doğal sayılmalı. Bunu üretim ve satışı geçen yıl en fazla artan mal grubu olan ev eşyası grubunda kaydedilen yüzde 23.74’lük fiyat artışıyla çarpıcı biçimde gördük.

Maalesef; kötü yönetim ve popülizmin halkı nasıl fakirleştirdiğinin bir örneğini daha yaşamaya devam ediyoruz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları