Borsaların Keyfi Yerinde. Ekonomiyi Hiç Sormayın

27 Kasım 2013 Çarşamba

Geçen hafta ABD’de Dow Jones Sanayi Endeksi, ilk kez 16.000’i geçerek tarihi bir rekor kırdı. S&P 500 ve Nasdaq teknoloji endeksi de rekor düzeylere çıkmıştı. Dolayısıyla, hafta kapanırken “balon” tartışmaları çok haklı olarak yine gündeme geldi.
Borsaların bu biçimde hızla yükselmeye başlaması doğal olarak, yeni bir mali kriz olasılığını akla getiriyor. Çünkü ABD ekonomisinde, yeni iş yaratma, gelir artışı, emek piyasasına katılım, ulusal borçlanma gibi “reel ekonomi” alanlarında dikkate değer bir iyileşme yok. Ev piyasasında fiyatlar yine düşmeye başlamış.
Yavaş büyüme, kırılgan ekonomi sorunu yalnızca ABD’ye ait değil. Geçen hafta OECD 2013 yılı için ekonomik büyüme beklentisini yüzde 3.1’den 2.7’ye çekti. Avrupa Birliği’nde en dinamik ekonomilerde bile büyüme oranları yüzde 1 civarında dolaşıyor. Gelişmekte olan ülkeler denen kesimde de büyüme oranları düşüyor.
Balon tartışmalarına yol açan en önemli olgu, tüm bunların FED’in her ay 85 milyar dolar bono satın almaya devam ettiği, yılbaşından bu yana piyasaya bu yolla enjekte edilen miktarın 500 milyar dolara ulaştığı bir dönemde yaşanıyor olması.
Kısacası FED’in parasının talep üretme kapasitesi son derecede düşük kalırken yarattığı likiditenin çoğu mali piyasalara, balon şişirmeye gidiyor.
ABD’nin eski maliye bakanlarından Lawrence Summers’in IMF Araştırma Konferansı’nda dile getirdikleri de sorunun köklerine işaret ediyor.
Eğer ‘balon’ bağımlılığı sorunu
Summers, konuşmasında kriz öncesi dönemden söz ederken “Eğer büyük bir balon (önce teknoloji, sonra ev piyasasında) bile bir talep fazlası (enflasyon basıncı- E.Y) yaratamıyorsa... Eğer talep yapay olarak teşvik edilirken hâlâ talepte bir aşırı şişme göremiyorsanız”; yani balon olmadan ekonominizi yüzdüremiyor, işsizliği azaltamıyorsanız “ekonominizde uzun dönemli yapısal sorunlar var demektir” diyor.
Bu da bizi, Summers gibi neoklasik ekonomistlerin görmeye hiç yanaşmadığı bir gerçeğe getiriyor. Ekonomide üretilen malları ve hizmetleri satmak için toplam talebi, gelir artışına ve üretkenlik artışına bağlı yüksek kâr oranlarıyla destekleyemezseniz, “ekonominin/ sermayenin gemisini” yüzdürmek için mecburen, kredi ile desteklemek zorunda kalırsınız.
Yaratılan kredinin hacmi ile kredi alanların ödeme kapasitesi arasındaki makas açılmaya başlayınca da bir balon oluşarak patlamaya hazırlanır. Ama tüm mali genişlemeye karşın talep fazlası, enflasyonist bir basınç oluşmaz. Çünkü bu sırada, kapitalist işletmeler kârları maliyet kısarak arttırmaya çalıştıklarından, sanayide kronik kapasite fazlası sorunu varlığını korumaya devam eder.
İşte görülmek istenmeyen bu gerçek bize, küresel kapitalizmin 1970’lerden bu yana yapısal bir kriz içinde süründüğünü, bu krizi mali genişlemeyle, balonlar şişirerek öteleme kapasitesini de artık yitirdiğini söylüyor.
Borsalardaki rekor düzeylere dönecek olursak, bunların içinin boş, zeminlerinin kırılgan olduğunu, balonların varlığını ve büyümeye devam ettiğini (FED’in para musluklarını kısma söylentisi bile borsaları hasta etmeye yetiyor), bu gerçekten hareketle kolaylıkla söyleyebiliriz.
Bu balonlar yine mutlaka patlayacaklar. Ancak bu kez, göreli olarak en büyük yıkım halkı değil spekülatörleri etkileyecek, devletlerin mali piyasaları kurtarma kapasitesi de yetersiz (ABD’de federal borçlar 17 trilyon dolar, gelecekte vergi gelirlerinden ödenmesi gerekecek sorumluluklar 50 ile 200 trilyon dolar arasında bir yerlerde) kalacak. O zaman 2007 krizinin ardından gelenden çok daha farklı bir konjonktür oluşacak. Bu kez dünyanın en zengin ve güçlü insanlarının can derdine düştüğünü, devlete dört elle sarıldıklarını, ayakta kalabilmek için her şeyi göze almaya, her türlü çılgınlığa hazır hale geldiklerine şahit olacağız.  


Yazarın Son Yazıları

Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020
Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020