Asgari müştereklerde birleşme zamanı geçiyor

28 Temmuz 2020 Salı

Kılıçdaroğlu’nun kurultayda yaptığı konuşmada açıkladığı manzara ortada. Siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri, asgari müştereklerde “bugün de birleşmezlerse, yarın iş işten geçmiş olacaktır”. Çünkü Türkiye, siyasal, iktisadi, askeri ve kültürel olarak yalnız demokrasi açısından değil,

- İktisadi iç ve dış ilişkiler açısından

- Siyasal (ve bürokratik) statüko açısından

- Kültürel ve yaşam tarzı bakımından, geri dönemeyeceği bir noktaya doğru “kilitlenmeye başlamıştır”. Toplumsal ilişkilerde mucizelere yer yoktur: statükodaki dinamikler genel bir çöküntüye götürüyorsa, statükodaki dinamikleri değiştirmekten başka çözüm yolu yoktur.

Bu çözüm yolu da, siyasal partilerin “asgari müştereklerde birleşebilmek için”, kısa vadeli oy hesaplarından ve kişisel güdülerden özveride bulunarak ortak bir noktaya gelmeleri ile sağlanır.

Bu ortak nokta, “demokratikleşme ve Türkiye bütünlüğünü koruma odaklı olmak zorundadır”. AKP, Bahçeli’nin de “şahsen” desteği ile yerleştiği tek adam rejimi ile, 15 Temmuz sonrası dönemde yavaş yavaş fiili bir durum oluşturmuştur. Artık siyasal partilerin bu gidişe karşı “özveride bulunarak ortak bir zemini kurmaları” kaçınılmazdır. Bu ortak zeminin bana göre asgari unsurları şunlardır:

1- Kuvvetler ayrılığına, adalet sisteminin bağımsızlığına, kaynakların kullanımında ve dağılımında, “planlı bir karma ekonominin” esas alınmasına yönelik politika ve uygulamalar

2- Sağ sol ayrımcılığına gitmeden, Cumhuriyet’in bütünlüğünü, Atatürk ilkelerini ve laikliği esas alan uygulamalarda anlaşma. Kimse kalkıp, ben sosyalistim, başka türlüsüne “evet demem” deyip fildişi kulesine saklanmasın: ve kimse “ben ülkücü olmayan bir ortaklıkta yokum” deyip aptalı oynamasın: ülke gittikten sonra ne sosyalisti ne de sağcısı kalır.

3- Kamusal yararın ve ulusal çıkarların esas alınması: iç ve dış dengelerde bireyin, özel şirketin ve kamunun yararını birleştiren bir anlayış.

4- Halkın yaşam tarzının ve özgürlüklerinin “uygar ve çağdaş dünyada olduğu gibi”, kadın-erkek eşitliğinden basın özgürlüğüne ortak bir yaklaşımda uzlaşma.

5- Türkiye’nin ulusal çıkarlarının, “parti ve kişisel liderlik anlayışlarının çok üzerinde olduğu konusunda birleşme”: bunun için sağcı, solcu, merkezci, muhafazakâr tüm muhalefet partilerinin anlaşmaları.

Bu asgari müştereklerde muhalefetteki partiler uzlaşamazlarsa Türkiye birkaç yıl içinde, artık geri dönmenin imkânsızlaştığı bir kaosun içine sürüklenir ve parçalanır.

Aynen Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, “Lozan’a ulaşmak için”, Sevr’i getiren iç ve dış odaklara karşı, asgari müştereklerde birleşmek zorundayız: sağcısı, solcusu, muhafazakârı artık bu gerçeği görmek zorundayız: AKP içindekiler de dahil.

İktisatta, siyasette, toplumsal gelişmelerde, “kimi yığımlı gelişmeler, bir kar tanesinin dağdan yuvarlanışı gibi, giderek büyür ve sonunda dev bir çığ yığını haline gelir. Felaketten kimse kendini sorumlu tutmaz”.

Bugün de siyasal partiler, yığımlı hale gelmeye başlayan hareketten kaçınarak, onu görmezlikten gelerek, hatta aptalı oynayarak sorumluluktan kaçamazlar.

Ufak parti hesapları ve bireysel liderlik hesapları yapan kimi siyasiler de artık bunların durumuna gelmişlerdir. Türkiye çok olumsuz, yığımlı gelişmeler içinde sürüklenmektedir: hapsedilen ve korkutulmaya çalışılan medya, baroların parçalanması ve kutuplaştırma sürecine dahil edilmeleri, ulusal kaynakların, Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi, dış güçlerin ipoteğine terk edilmesi ve nihayet haberleşme ve haber yayma konusunda yürüyen sansür gelişmeleri, yarının Türkiyesi’nin kesin göstergeleridir.

Muhalefet partileri bu durumda bile “asgari müştereklerde bir araya gelemiyorsa”, iktidarın uygulamalarının “ortağı durumuna geleceklerdir”. Tarih önünde, en az iktidar kadar sorumluluğu paylaşmış olurlar.

CHP’nin kurultay ertesi artık, “asgari müşterekler konusunda, fiilen işe başlaması gerekiyor”. Ayasofya’daki kutlama manzarası, bunun ne kadar kaçınılmaz hale geldiğini ortaya koymuştur.

Atatürk Cumhuriyeti’nin değerlerinin yıkılması, ülkenin Sevr koşullarına götürülmesinden başka hiçbir anlam taşımaz…


Yazarın Son Yazıları