İnce, parti kurmak ve CHP’de ‘kutuplaşma’

11 Ağustos 2020 Salı

Yakın dostum, çok değerli insan rahmetli Prof. Mümtaz Soysal çok uzun yıllar fikren yakın olduğum, özellikle de Kıbrıs konusunda birlikte çalıştığımız bir fikir adamı ve siyasetçi idi.

2002 yılında telefon etti, İstanbul’da Etap Marmara’da beni yemeğe davet ettiğini söyledi. Biraz şaşırmıştım, iki akademisyen olarak aramızda böyle “protokoler”, davetler olmazdı. Bir parti kurmak istediğini, Sina Akşin gibi değerli insanlarla temas ettiğini, benim de bu partiye başkan yardımcısı olarak katılmamı arzuladığını söyledi.

Çok şaşırmıştım: “Mümtaz Hoca, senin arkanda kim var: hangi işçi sendikasından, hangi çiftçi örgütlerinden destek aldın: sevilen ve popüler biri olmanız yetmez, buna benzer örgütsel destekler yoksa boşlukta kalır ve bir süre sonra da kapanır” dedim. Kendisine vazgeçmesini önerdim. Buna rağmen 25 Temmuz 2002’de Bağımsız Cumhuriyet Partisi’ni kurdu ve tabii ki yürümedi.

Kabul ediyorum, Muharrem İnce çok ayrı ve farklı politikacı kimliğine sahip bir insan: Yalova ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bunları gösterdi.

Ama bugünkü “kaos ve karmaşa ortamında”, hele CHP’den kopup CHP’ye rağmen ve karşı bir parti, kişisel maceradan başka, Türkiye’yi daha tehlikeli sulara götürme sonuçları doğurmaz mı? Muharrem İnce’nin geçmiş çabalarını takdir eden bir insanım: ama bugünkü ortamda bu tür eylemleri, “Türkiye’nin ulusal çıkarları için doğuracağı fiili sonuçlar bakımından değerlendirmek gerekir”. Sonuçta kime kazandırır, ona bakmak gerekir.

CHP içindeki mücadelenin CHP çatısı altında yapılması sadece CHP açısından değil, bundan daha da önemlisi, “Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından, stratejik boyutları ile yapılması zorunlu hale gelmiştir”. Çünkü ülkenin karşı karşıya geldiği rejim tehlikesi, bütün diğer önceliklerin önüne geçmiştir. Temel çatışma, siyasal İslam ile demokrasi ve Cumhuriyet arasındadır.

Ve CHP içinde kutuplaşma

Türkiye hızla, “kutuplaşma ve kutuplaştırmanın karmaşası içine sokulurken” bu mikrobun CHP içine de bulaşmaya başlaması Türkiye için yıkıcı olur: iktidara en yakın CHP’nin de bu krize girmesi, partiyi de Türkiye’yi de “siyasal İslama ve emperyalizme teslime götürür”.

Bu nedenle, CHP yönetimine egemen olanlar, en başta parti içinde sağduyu ve demokrasiyi sağlamak için, “her türlü özveride bulunmak zorundadırlar”. Bu olağanüstü olumsuz koşullar içinde bile bu yapılamıyorsa, iktidarın kutuplaştırmalarına hizmet etmiş olurlar.

Siyaset (ve siyasetçi) bu gerçeği kavrayabildiği oranda demokrasiye ve ulusal çıkarlara hizmet etmiş sayılır. Yoksa, eleştirdikleri iktidar ile aynı oyunu oynayan oyuncular durumuna düşerler.

Kaleme almak zorunda kaldığım bu satırları, koronadan kaçarak saklandığım, bir dağ yamacındaki kutsal zeytin ağacının altında yazıyorum. Üç yıl önce tepemde dolaşan martılar kaybolmuş: Küçükbük’ün ilerisindeki doğa harikası yarımada, kaçak beton yığınları dikmek için 3-4 yıl kış aylarında dinamitlendiği için martıların yuvaları da kalmamış, buralardan kaçmışlar.

Azgelişmiş insanın ve düzenin düzensizliği, sonunda koronayı cehennemin gardiyanı olarak tepemize göndermiş. Martıların yerini koronalar almış…Ve biz hâlâ kutuplaşmayı konuşuyoruz: kutuplaşma çoktan gelmiş, bir uçta giden martılar, öbür uçta gelen virüsler… Esas virüs galiba bizim içimizde, kafamızda…

Bütün bunlara karşın zeytinin altında duran, sarı çiçek açmış kaktüse bakarak kendimi aldatmaya çalışıyorum, kaktüs sevdalısı sevgili Ediz Hun’un kulakları çınlasın…


Yazarın Son Yazıları