Filarmoni ve senfoni

07 Ekim 2020 Çarşamba

Hep sorarlar: Filarmoni orkestrası ile senfoni orkestrası arasında ne fark vardır? 

Aslında yapısal olarak hiçbir fark yoktur. “Philharmony” bir orkestranın maddi açıdan, özel bir kuruluş tarafından sahiplenilmesidir. Örneğin Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası gibi. Bunun karşıtı devletin sahip çıktığı, “devlet senfoni” orkestralarıdır.

Kelimenin kökü olan “phil”den yola çıkarsak “philatelisti”i (pul-severler) örnek alabiliriz. Harmony (uyum-sever) karşılığında, bir derneğin adı ve orkestrasıdır. Senfoni orkestrasıyla kadro, dağarcık ya da çalgısal yönden hiç farklı değildir. New York Philarmonic ve New York Symphony aynı kentte kurulmuş aynı sayıda sanatçıyı içeren topluluklardır. Birinin organize, parasal destekçileri vardır, diğeri devletin kadrolu elemanlarından oluşur.

Senfonik orkestralara gelinceye dek çalgı topluluklarındaki gelişime bir göz atalım: 

Oda müziği, on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Avrupası’nın soylu malikânelerinde verilen küçük topluluklarla seçkinleşir. Büyük sahneler, büyük konser salonları icat edilmeden öncesinin sıcacık ortamını yaşatan müziktir. Hani eski zamanlardan kalma tablolar vardır: Süslü bir klavsenin ya da küçük bir kare piyanonun çevresine toplanmış bir “viyola da gamba” çalan, onun yanında bir yan flüt çalan, bir şarkı söyleyen ya da bir iki kemancı; başlarında lüleli perukalar, kadınlarda kabarık tafta etekler, ışıltılı bir avizenin altında izleyicilerle diz dize oturmuşlar. İşte o sıcak ortamda müzik yapıyorlar! Küçük salonlarda, az çalgıyla icra edilmek üzere yazılan “oda müziği yapıtları” da yalnız dar mekânlarda değil, on dokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru konser salonlarının sahnelerinde de icra edilmeye başlanır. 

Oda müziği iki çalgıdan sekiz, dokuz çalgıya kadar bestelenmiş toplulukların müziğidir. On sekizinci yüzyıl Avrupası’nda duo, trio, kuvartet, kentet, sextet gibi grupların baş tacı olduğu günlerdir. Sonradan daha kalabalık toplulukları gerektiren, örneğin yirmi beş, otuz çalgı için yazılan yapıtlar gündeme geldiğinde Haydn’ın ikili orkestrasını duyarız. Her çalgıdan ikişer tane yer alır. Sonra da Klasik Dönemde yaylı sazlara üfleme, ardından vurma çalgılar da eklenince “oda orkestraları” doğar. 

Derken Romantik Dönemin devasa senfoni orkestraları çıkar ortaya. Burada besteciyle çalgıcılar arasında karşılıklı bir alışveriş vardır: Besteci, yapıtını daha çok çalgıyla duyurmaktadır. Buna göre, artan ve geliştirilen çalgıları alacak sahneler ve kalabalık topluluğun daha zengin tınlayacağı akustiği içeren büyük konser salonları inşa edilir. Ayrıca nitelikli yorumcuların sayısı da artmıştır. Soylu malikânelerin salonlarında ya da kilisenin dar alanında yorumcuyla dinleyicinin aynı ortamda oturduğu oda müziği toplulukları yerini büyük orkestralara bırakmaktadır. Büyük senfoniler, daha kalabalık orkestraların eşliğindeki konçertolar ve dolayısıyla daha geniş kitlenin dinleyebildiği yeni bir müziksel karakter ortaya çıkmıştır. Bu dönemde artık dinleyiciyle icracıların ortamları da değişir. İcracı dinleyicinin yanı başından ayrılmış, yüksek bir sahneye yerleşmiştir. Böylece senfoni (veya filarmoni) orkestraları doğmuş ve yeni bir bilimsel dal olan “akustik” donanım da konser salonlarının bir etmeni olmuştur.

Yirminci yüzyıla gelince, bestecilerin büyük senfonik kuruluşlar yerine yeniden oda müziği gruplarına dönmesinin başlıca nedeni ekonomikti. Büyük çalgı topluluklarını beslemek, onları turnelere taşımak son derece masraflı olmaktaydı. Yeni filarmoni derneklerinin kurulması da eski çağlardaki gibi etkin değildi. Bu arada besteciler de çalgıların tını özelliklerini irdeleyerek daha az sayıda çalgıdan daha zengin bir ötüşüm (sonorite) elde etmenin yollarını araştırdılar. Böylece oda müziğini seslendirmek daha kolaylaşırken, oda orkestrası da yeniden gündeme geldi. Üniversite ve konservatuvarlarda kurulan oda müziği topluluklarının yeni besteleri çalabilmesi daha kolaylaştı. Günümüzde yine 18. yüzyıldaki gibi dinleyicinin daha yakından içine girebildiği oda müziği dinletilerinin sıcaklığı yaşanabiliyor. Böylece çağdaş besteler de klasiklerin arasına yerleştirilmiş bir sandviç olarak ikram ediliyor. 


Yazarın Son Yazıları

Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020
Gönlü Yüce Türk 23 Eylül 2020
Müzik ve politika 2 Eylül 2020
Bülent Tarcan 106 yaşında 19 Ağustos 2020
Müzik sizi ortada bırakmaz 12 Ağustos 2020
Sanat çağını yansıtır 5 Ağustos 2020
Kusura bakma Beethoven 29 Temmuz 2020
Shakespeare şarkıları 22 Temmuz 2020
Onlar cennetin sesiydi 15 Temmuz 2020