Bu Sınavı da Geçemediler

30 Aralık 2013 Pazartesi

Yandaş medya iktidar blokundaki son kapışmayı gerçekleri aktarma yerine bir tarafın gözüyle görme alışkanlığından kurtulamadığı için önemli bir fırsat olarak değerlendiremedi, bu önemli sınavı da geçemedi. Oysa gerçekler gün gibi ortadaydı. Bilgisi, belgesi çok önceden hemen herkesin ve özellikle de haber merkezlerinin elinde, arşivindeydi. Hem olup bitenler bu bilgileri, arşivdeki malzemeyi doğruluyordu hem de halkın haber alma hakkına saygı bu gerçeklerin olduğu gibi gözler önüne serilmesini gerektiriyordu. Olmadı. Yine penguenler göreve çağrıldı.
Neyse ki bu kez “sosyal medya” geçmişin fısıltı gazetesinin yerini aldı ve açık söylemek gerekirse fısıltı gazetesi yerine halka en azından eğriyi doğruyu karmaşık da olsa duyurma görevini yerine getirdi. Nesnel olma konusunda ısrarlı medya da sosyal medyadaki kargaşanın içinden gerçeklerin süzülüp çıkmasına hizmet etti. TV dünyasında yandaşlık ve nesnellik programlar arasında paylaşılırken her şeye karşın gerçeğin yanında durmaya çalışanlar yüz akı olmayı sürdürdüler.
Ekonomi ile ilgili haberlerde yazılarda da nesnelliğin evvel eski korunamadığı bir gerçektir. Yine de yolsuzlukların açığa çıkmasından rahatsız olanların, “gördünüz mü işte ekonomiyi batırdınız” diye feveran etmesi ekonomiyi kimin ve nasıl batırdığını, krize sürüklediğini bilenleri güldürdü. İşin doğrusu yolsuzluk ekonomisinin inşaat ve ticarete dayalı, dış rüzgârlara dayanıksız yapısının altı ayda yüzde 20 dolayında devalüasyonla karşılaşmasının gerçek nedenlerini aramayanlar, cari açık konusunda “aldırmayın idare ederiz” diyenlerin şimdi suçu yolsuzluğun açığa çıkmasına yüklemesi doğrusu ibretlikti. Ekonominin yapısal sorunlarını ve işin önünde sonunda sistemin kendisinden kaynaklandığını anlayamayanlar, yolsuzlukların açığa çıkartılmasının ekonominin zararına değil yararına olduğunu da kavrayamadılar.

Şiir Cumhuriyet’e yakışır
Sayın Öz, Oktay Akbal Ağabey’in köşesindeki hüznüne dair bir elektronik posta göndermiştim ve şahsınızdan aldığım teşekkür, beni çok mutlu etmişti. Bu sefer sizi, izninizle, okur köşesinde yer verebileceğiniz veya ilgili bölüme sorabileceğiniz bir öneriyle rahatsız edeceğim. Nâzım’ı ne kadar beğendiğinizi, Mustafa Balbay’ı “Hoş geldin” ile karşılamanızı, yazılarınızdaki havanın “kurşunî ağırlığını” çok beğeniyorum. Bir köşe yazarının şiirle beslediği yazı, muhakkak ki gündelik olmaktan çıkar ancak şiirin hakkını vermez! Pazar ekleri ve kitap eklerinin dışında, Cumhuriyet gazetesinde “her gün bir şiir” yayımlayabilmeniz mümkün müdür? Belki haftada bir, Cumhuriyet’te bir şiir köşesi! Köşe yazılarına hapsedilmiş, kıtalarından koparılmış satırlarla yetinmemek, onları destekleyici bir söz unsurundan farklı görmek, dönemin aktif gazeteleri arasında sizi farklı kılacaktır! Fikrimi genişletebilir, şiir konusundaki önerilerimi çoğaltabilirim. Yeter ki Sayın Öz, siz bana, tüm şiir severlere ve şiire destek çıkın! Şiiri kitaplardan çıkarıp sokağa taşıyan Gezi gibi, şiiri manşetlere, sütunlara, köşelere taşıyalım! “Varlık dergisinin” ruhuna sahip çıkalım, en azından bunu yapalım. Son söz olarak Cemal Süreya’yı, Edip Cansever’i, Attilâ İlhan’ı, Nâzım’ı, Necip Fazıl’ı, Özdemir Asaf’ı, Ahmet Erhan’ı, Sezai Karakoç’u, Tevfik Fikret’i, Behçet Necatigil’i ve sayamadığım tüm şairlerimizi bütün şiiriyle yayımlamak isteyen Cumhuriyet gazetesine, şiirin iyelik haklarını ihlal ettiği için yaşayan bir yakınından dava açılacağını sanmıyorum, sanmak istemiyorum desem daha doğru olacaktır. Sayın Öz, “şiir yazana değil, ihtiyacı olana aittir” ve bizim şiire ihtiyacımız var. İlginiz için şimdiden teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Can Kumlu

Balbay Röportajı
Sayın Öz, ben size arada bir kısa iletiler gönderiyorum. Siz de yayımlıyorsunuz. Teşekkür ederim. Bugünkü yakınmam, Sayın Mustafa Balbay’la yapılan röportajın, 17 Aralık olayları ile deprem geçiren zamana rastlaması. Sayın Balbay’ın yaşantısıyla dile getirdiği yürekler acısı, göz yaşartıcı acı gerçekler, sanki zamansız rastlantı ile kamufle edilmiş gibi hissedilmesinden kaynaklanıyor.
Bir kitap gibi olan Cumhuriyet gazetesindeki yoğun haberler arasında gerekli ilginin azalacağını düşündüğüm için ki keşke başka bir uygun zamanda yayımlansaydı diye düşünüyorum. Umarım ki yanılmış olurum. Eğer daha sonra kitap olarak yayımlanırsa bu eksik giderilir ve de kalıcı bir belge olur diyorum. Saygılarımla. Esat Yavuztürk

Cumhuriyet’e ortak olmak...
Geçen günlerde Hürriyet gazetesi yazarı Vahap Munyar’ın köşesinde yer alan bir haber ilgi çekti. Yazıda Çukurova grubuna ait olan TMSF’nin el koyduğu ve satışa çıkardığı T Medya’nın yeni sahibi Ethem Sancak’ın artık Cumhuriyet gazetesinin ortağı olduğu ve yönetim kurulu toplantılarına katılmak için başvurduğu belirtiliyordu. Okurlarımız da bu habere ilgi gösterdiler. Telefonla, e-posta yoluyla gerçeği öğrenmek istediklerini bildirdiler.
Cumhuriyet yöneticileri de konuyu açıklığa kavuşturan bir açıklamayı internet sitesinde ve gazetede yayımladılar. Yinelemek gereksiz ama kısaca söyleyelim: Cumhuriyet gazetesinin “patronu”, imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı’dır. Açıklamada da net bir şekilde belirtilmiş, Cumhuriyet Vakfı’nda hiçbir kişi ya da kurumun hissesi yok ve olamaz.
Ama bize tuhaf gelen Ethem Sancak’ın Cumhuriyet’e olan ilgisi. Acaba diye düşündüm, çok eskide kalmış ve derin Erdoğan aşkıyla yer değiştirmiş “solculuk” günlerinin nostaljisi mi Sancak’ı böyle konuşturan. Şakacı biri herhalde Ethem Sancak! Yoksa aklı başında bir sermayedar özellikle de medya alanında at koşturuyorsa ve düzgün yayıncılık yapma iddiasındaysa başına gelecekleri hesaba katmadan böyle bir işe girişmez. Hele de Cumhuriyet gibi bir gazetenin yönetim kuruluna girmenin şakasını yapmaya bile kalkışmaz. Ama Sancak yapmış işte, ne diyelim...

O deyişin kaynağı
Cüneyt Bey’e doğrudan ulaşamadım, yardımcı olursanız sevinirim. 26 Aralık günkü yazısında eğer yanlış anlamıyorsam RTE’ye atfettiği deyişin (“Bir memlekette ... kurtuluş yolu yoktur”) aslı iki değişik kaynağa hamlediliyor. Birincisi 18. yüzyıl İrlandalı siyasetçi ve düşünür Edmund Burke: “All there is necessary for the forces of evil to win the world is for enough good men to do nothing-Kötülük kuvvetlerinin dünyayı ele geçirmesi için bütün gereken yeterince iyi insanın hiçbir şey yapmamasıdır.” İkincisi ise Tolstoy’un Harp ve Sulh’undan “Kötülüğün zaferi için bütün gereken iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.” Saygılarımla. Prof. Dr. R. Ömür Akyüz

Kitap Eki’nden bir dilek
Merhaba, ekleriniz arasında bence en iyisi Kitap eki. Tek bir önerim olacak. Yabancı yazarların kitapları tanıtılırken bir iki satır da olsa ne zaman, nerede ve nereli olduklarına dair bilgiler vermeniz. Saygılarımla, A. Tarık Emre  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018